26 Haziran 2011 Pazar

Kısacık-20


* Saçma sapan şeyler düşünüp uzun saatler boyunca uykusuz kalmayı başardığım günler yeniden başladı!


* Bu sıkıntı nereden çıkıyor böyle? Hiçbir şey yokken ve her şey gayet normalken bir anda bu iğrenç ruh haline geçmeyi nasıl başarabiliyorum? Gayet normal şekilde oturmuş keyifli bir konu üzerine çalışıyordum ki bir anda iğrenç bir sıkıntı hem yaptığım işten hem geri kalan her şeyden kopardı beni. Yaklaşık 6 saattir de ruh halimi düzeltmeye uğraşıyorum.


* Hayatlarındaki her ayrıntıyı anlatmak için beni seçen insanlar beni fena halde boğuyor. Birilerinin hoşuna gider böyle şeyleri dinlemek ama ben sevmiyorum. Özel hayatlarınızda yaşadığınız sıkıntılarla ilgili yorum yapmak da bana çok gerzekçe geliyor, o yüzden bunu yapmak da istemiyorum. Hayat senin hayatın, ben kim oluyorum ki "şöyle yap böyle yap" diyeceğim? İnsanlar bu tür konulara girdiklerinde onları susturmanın bir yolunu bulmalıyım. (Bu durum herkes için geçerli değil tabi. Uzun süredir tanıdığım ve hayatına dair pek çok şeyi bildiğim insanlara yorum yapmak sıkıntı değil. Onları dinlemek de keyifli hem. Sıkıntı tanımadığım insanlar konusunda...)


* Bazı zamanlar hiç kimseye tahammül edemiyorum. Hele böyle zamanlarda gereğinden fazla adam yerine koyduğum tipler salak salak şeylerle karşıma gelmiyorlar mı, işte o zaman deliriyorum. Çevremde az insan olması benim açımdan daha iyi kesinlikle.


* İşi varken yapacak bir sürü farklı şey bulup esas işini halletmeyen o insanları sevin, yazık onlara. Onlardan biri olduğumu söylemeye bilmem gerek var mı...


* Tam hazırlanmış dışarı çıkıyordum ki şahane bir yağmur bastırdı. Bir şey kötü gittiğinde diğer şeyler de kötü gitmeye başlar ya, o hesap benimki.


* Eğitim sistemimizin her şeyinden nefret ediyorum, orası tamam. Öğrenci olarak gördüklerimin daha beterlerini öğretmen olarak gördükten sonra sevmeme imkan yok zaten. Ama senelerce yatıp sonra üniversite sınavında barajı dahi geçemeyen ve bunun tek suçlusu olarak sistemi gören ya da kpss'den ortalama bir puan alması atanmasına yetecek olmasına rağmen o puanı alamayıp sonra sisteme bilmem neye söven insanları görünce sinirlenmemek de aynı derecede imkansız benim için. Dostum azıcık kendini geliştirmeye çalışsan, açıp 3-5 kitap okusan, ne bileyim facebook başında oturmak yerine zamanını daha faydalı işlere harcasan sonuç biraz daha farklı olmaz mıydı sence de? Hiçbir şeyin suçunu kendinde görmeyip hep başkalarından şikayet eden tiplerin geneli için geçerli aslında bu isyan. (Ataması olmayan ya da atanması için uçuk puanlara ihtiyaç duyanları ayrı tutuyorum bak.)


* Can sıkıntısı durumunda yapılacak en iyi şeyleri sıralamaya kalksam İstiklal'deki sahafları gezmek ilk sıralarda yer alır. Özel şart mı koşuluyor diye merak etmiyor değilim, "Burada iş yapacaksanız güler yüzlü ve kibar olacaksınız". Dün 10 dakikada keyfimi yerine getirdiler. Aradığım kitapları bulamadım ama olsun.


* Dün bir ablayla yaşadığımız diyalog:
-Çeviriyle ilgili birkaç kitap arıyorum ben.
-İsimleri neler?
-(Selin bir grup kitap ismi sayar. Doğal olarak hepsinin isminde "çeviri" kelimesi geçmektedir.)
-Aaa hepsi çeviriyle ilgiliymiş, bizde çeviriyle ilgili kitap yok maalesef.
E abla ben sana konuşmanın başında ne dedim?


* Aslında bu başlı başına bir yazı konusu olsa bile muhtemelen yazmayı unutacağım için şuraya sıkıştırayım. Ben perşembe günü kimleydim onu anlatmak istiyorum. Şu blogun Johnny Depp'ten sonra en önemli siması o! Öğrencilik zamanlarımda Antoine'dan bile daha fazla bahsi geçen tontoşum Hilmi'yle koskoca bir saat geçirdim! Hilmi'yi tanımıyorsanız 1 saat sizin için kısa bir süre olabilir ama Hilmi'yle 1 saat 3 güne bedel! (Hilmi kim mi? Bak bu: 1 2 3 ) Ben selam verene kadar dikkatli dikkatli baktı, ben "Nasılsınız hocam görüşmeyeli?" deyince bir coşkuyla konuşmaya başladı. "Ben aslında sizi tanıdım ama bazen yanlışlık yapabiliyorum, eh onca sene askerlik sonra öğretmenlik derken kimler kimler geçti, tabi unutuyorum ben de ama sizi hatırladım, bazılarının ismini de yüzünü de unutuyorum ama sizin yüzünüzü görür görmez tanıdım" gibi başı sonu belli olmayan bir cümleyle girdi konuşmaya. Sonrası 1 saat boyunca konuşan Hilmi ve 1 saat boyunca kafa sallayan Selin. Hilmi derslerinde birilerini tahtaya kaldırır, yazılması gerekeni okur ve tahtadakine yazdırırdı. O sırada yanlış yazılan her harf yüzünden  15 dakika konuşurdu. Ben derslere geç girdiğimden o işkenceye hiç maruz kalmadım. Ama lanet beni 2 yıl sonra buldu! Gördüm ki Hilmi'den kaçış yok. "Bana bir yardımcı olur musunuz Selin, şunu göndermem gerek bir konferans için" diye başladı, konferansın tüm detaylarını anlattı ve o Fransızca metni bana yazdırdı. Yazdığım bir sayfa yüzünden şikayet edecek değilim tabi ki ama 2 yıl aradan sonra bunu yapmak komik geldi :) Bir ara çok kötü bir işe kalkışacaktım, sınavdan bölümün en yüksek notunu aldığım için beni tebrik ettiği sınavı hatırlatıp o sınavda nasıl kopya çektiğimi anlatacaktım, sonra vazgeçtim. Kendimi değil arkadan gelen gençleri düşündüm :) Senelerdir Hilmi'nin sınavlarında deliler gibi kopya çekilir ama o bunu bilmez ya hani, fark ettirmeye gerek yok bence :) 


* Aslında bir bakıma da iyi geldi Hilmi'yi görmek. Sadece Hilmi'yi değil, üniversitedeki hocalarımın çok büyük bölümünü gördüm. Keyfim yerine geldi :)


* Bana hayatı zindan eden Hüsnücüğümün emekli olduğu haberini duyunca acaba birkaç sene geç başlasam daha mı rahat ederdim diye düşünüyordum ki yeni bölüm başkanının kim olduğunu duyunca halime şükrettim. Verilmiş sadakam varmış bence... Hüsnü derste manyaklaşan ama aslında tatlı olan bir insandı, diğeri fena...


* Şarkı: http://fizy.com/s/1m2xpp


* Bir şarkı daha: http://fizy.com/s/1i6cac


* Son ses müzik dinlerken kulaklığın yanından geçip sesini bana duyurmayı başaran sivri sinek; 
Allah seni bildiği gibi yapsın iğrenç yaratık!

4 kişi de demiş ki:

Desperate Housewife dedi ki...

eğitim fakültesini bitireli tam 20 gün oldu. 8 senedir uğraşıyorum öğretmen olmak için... peki ne olacak? hiç... günün birinde milli eğitim bakanı olacağım, her şeyi düzeltmek için. oyunu esirgemezsin umarım :P :)

Selin dedi ki...

ben mezun olalı da 2 sene oldu, bazen devlet okulunda öğretmen olma hayali kurmaya kalkışıyorum, sonra hemen engel oluyorum kendime :) "İngilizce derslerine 3 kelime İngilizce biliyor diye alakasız branş öğretmenlerinin sokulduğu bir ülkede sen Fransızca öğretmenliği yapma hayali nasıl kurarsın Selin?" diyorum ve geçiyor :) Atamam bile yok hem. "Madem atama yapmayacaksınız üniversitelere bu bölümü neden açıyorsunuz" demeye kalksam işe yaramayacak, kendi kendime sinirleneceğim sadece. Hiç gerek yok.

Aday ol, oyum kesinlikle sana! :) Oy vermek için daha iyisini mi bulacağım hem, baksana duruma..

Desperate Housewife dedi ki...

iyi bir haber vereyim mi sana? 1 mart'ta ttkb kararı çıktı, ilköğretim 4e indi fransızca. pilot uygulama yapılacak bu sene. tutarsa yaşadınız :)

tabi bu olaydan tam 19 gün sonra kabak bize patladı -ingilizcecilere- 40 000 yabancı öğretmen alımı...

nimet çubukçu'ya mail attım. anlatın durumu anlayayım dedim. doğal olarak cevap gelmedi :)

hep destek tam destek bekliyorum ama :P :)

Selin dedi ki...

Programda Fransızca dersi gösterip başka ders veren güzide okullarımızın varlığını düşünürsek ben pek bir şey beklemiyorum açıkçası :) Ayrıca o kadar uzun zamandır atama yapılmıyor ki, hangi birimizi alacaklar önce :) (seçim öncesi 20 tanecik atama yaptılar gerçi, haklarını yemeyeyim :P )

40.000 yabancı öğretmen de yalan olur bence. pek çok ülkede öğretmenlik şartları çok iyi olan bir meslek. Adamlar bizim şartlarla buralarda çalışmazlar. her zamanki gibi saçmaladıklarını ve bir şey yapamayacaklarını düşünüyorum ben :)

oy vermekle kalmam etrafımdakilerin oylarını vermesini de sağlarım, merak etme :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?