21 Temmuz 2011 Perşembe

Başucumda...

Günler önce şahane bir mim geldi Sam'den. Önce onun yazısı için şuraya tıklıyoruz birlikte: http://whereugonnasleeptonight.blogspot.com/2011/07/biz-moirainele-bi-mim-dusunduk.html

Sonra devam ediyoruz. Başucu kitaplarımızı yazmamızı istemiş, hani benim şu yapmayı beceremediğim listelerden birini yapmam gerekmekteymiş yani. Zor tabi. Ama başaracağıma inancım tam! (Daha fazla saçmalamadan yazıya geçme vakti.) 

Bir grup Tolstoy eseriyle başlayabilirim sanırım listeme. Rus edebiyatını liseye başladığım zamandan beri hep sevdim. İlk önce Dostoyevski ile başlayıp sonra yavaş yavaş ilk sırama Tolstoy'u aldım. Romanlarının pek çoğunu en sevdiğim romanlar arasında saysam da başucumda yer alanlar romanlarından ziyade öyküleridir. Ortalıkta değişik isimler basılmış ama aynı hikayeleri içeren pek çok kitap olduğu için "şu kitap" demek yerine ilk olarak Tolstoy'un yazmış olduğu öyküler diyelim. Ha bir de "İtiraflarım" var elbet.

Yine Tolstoy demişken tam şuraya eklemem gereken bir başka kitap "Son istasyon" olur. Tolstoy'un son günlerini anlatan kitap okurken en çok etkilendiklerimden ve hayat boyunca dönüp tekrar okuyacaklarımdan oldu şimdiden.

Big Fish'le devam...

Daniel Wallace'ın her sayfası insana iyi hissettiren güzel kitabı... Aslında bu kitabın varlığından haberdar olmam Tim Burton'ın filmi sayesinde oldu. Filmi de kitabı da kötü hissedilen zamanlarda sığınılacak bir dost gibi benim için. Bir adam öyle çok masal anlatır ki kendisi de masal olur... Masallar ondan sonra da yaşar ve onları anlatan adam ölümsüz olur... İşte tam olarak o adamın masalı Big Fish. Irmaktaki o yakalanamayan balığın masalı, yakalanamadığı için en büyük olan o balığın...

Aralarında seçim yapmayı başaramadığım bir grup da Chuck Palahniuk kitabı var elimizde. Seneler önce bir gece yarısı yeni çıkmış kitapları incelerken gözüme takılan 1-2 cümleyle girdi Chuck Palahniuk hayatıma. Dövüş Kulübü'nün yazarı olarak biliyordum tabi öncesinde ama merak edip diğer kitaplarına bakmamıştım. Tıkanma'nın arka kapak yazısının başlangıcını okuyup merak ettiğim adam gün geldi en sevdiklerimden biri oldu. Denmişti ki: "Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak." uyarısı ile başlayan bir roman bu. Sonrası malum. Alınmış yüzlerce not, arada bir tekrar okunan kitaplar...

Hayatımda kocaman yer edinmiş Yüzüklerin Efendisi serisi dahil edilmeden böyle bir liste yapılmaz. Orta Dünya hâlâ yaşadığım yerden sıkıldığımda beni bekleyen bir kaçış yeri gibi. Shire'dan daha güzel bir sığınma yeri bulmak mümkün mü? Sonra Eowyn konusu var bir de. Kendimi ne zaman çok güçsüz hissetsem aklıma gelen ve özendiğim o güçlü kadın. 

Ezberimdeki onlarca cümle beynimin içinde dolaşırken kitaba ya da filme dair herhangi bir görsele dalıp gitmek bile müthiş bir terapi gibi. O karakterlerin o direnişi, inancı, azmi bana da güç veriyor ve galiba en çok bu yüzden seviyorum Tolkien'ın büyülü dünyasını...

Özellikle sona sakladığım... 

Sene 2004. İstiklal'de bir kitapçının en üst katında dolaşıp görevli birini arıyorum. Benim şu anki yaşlarımda olduğunu tahmin ettiğim bir abla ilişiyor gözüme. Yanına gidiyorum. Kitabı soracağım, bilgisayardan bakıp bana söyleyecek diye düşünüyorum.

-Pardon, ben bir kitap arıyorum ama bulamadım, yardımcı olabilir misiniz?
-Tabi ki, ismi ne?
- Bu aşk bizi canlı tutacak...
(tamamlamama izin vermeden lafı ağzıma tıkıyor)
-Fenerbahçeli olmak. Son bir tane kaldı, çok şanslısınız.

Karşılıklı gülümsüyoruz birbirimize. Belli ki o da bizden. 

Kitap o gün bugündür ailece başucumuzda tuttuğumuz kitap. Yazarı Bozkurt K. Yılmaz  Fenerbahçe sevgisini en güzel anlatanların başında gelir benim için senelerdir. Okurken içine girdiğim o duygu yoğunluğu ve karmaşasını anlatabilmek için sayfalarca yazmam gerekebilir. Kaçıncı kez olacak bilmiyorum ama elimdeki kitap biter bitmez okuyacağım tekrar. Şimdiki planım bu :)

Sanırım 10-15 civarı, belki de daha fazla kitabı 5 taneymiş gibi sıraladım yukarıda :) Sıraladım derken en çoktan en aza doğru sıralamadım, ne yazsam diye düşünürken ilk aklıma geleni en sona bırakmazdım yoksa. Bu daha saçma bir gruplandırma, mantığını çözmeye gerek yok :)

Bir de eklemezsem içimin rahat etmeyeceği bazı kitaplar var. Bunlar mim konusu dışı olsun, yoksa mim konusunu tamamen mahvetmiş olacağım.

Çocukluğumun başucu kitapları Güneşi Uyandıralım (Jose Mauro de Vasconcelos) ve Sefiller (Victor Hugo) bu yazıda bahsi geçmesi gereken kitaplar. 

Sonra kendimi kötü hissettiğimde ve sakinleşmek istediğimde tekrar tekrar okuduğum Jane Austen'ın Gurur ve Önyargı'sı var. (Aşk ve gurur diye çevirmişlerdi tabi.) Mr. Darcy'e olan büyük aşkımdan tekrar bahsetmeye gerek var mı :) 

Charles Dickens'ın "İki şehrin hikayesi" ve aynı dönemde okuduğum için ayrı düşünemediğim Steinbeck kitabı "Fareler ve İnsanlar" uzun yıllar boyunca tekrar tekrar okuduğum kitaplardandır mesela.

 Selma ve Gölgesi de bu listede yer almalı. İnsanların daha kötü olamayacaklarını düşündüğümde Selma'yı hatırlıyorum, Peyami Safa kitapta öyle güçlü bir karakter var etmiş ki her okuyuşumda hissettiğim nefret beni yoruyor. Nasıl oluyor bilmiyorum ama tam olarak durumu böyle anlatabilirim. 

Luisgé Martin'in Tedirgin Aşklar'ı var mesela. Okurken nefret ettiğim bittiğinde çok sevdiğim tuhaf bir kitap. Kitabın sağına soluna işaret koymadığım öyle az sayfası var ki... 

Gabriel Garcia Marquez'in adını anmadan da olmaz. "Yüzyıllık yalnızlık" ve "Kırmızı Pazartesi". 

Son olarak Hasan Ali Toptaş "Yalnızlıklar" deyip susuyorum. 

Sabaha kadar devam edeceğim yoksa :) Daha şimdiden "Aslında şu da vardı" demeye başladım bile.

Mim a.nur'a gidiyor. Çok teşekkür ederim bu güzel konu için Sam :)

1 kişi de demiş ki:

Sam dedi ki...

teşekkürler efenim yazdığınız için :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?