12 Ağustos 2011 Cuma

Ne garip...

Ağustos ayına yakışmayacak derecede soğuk bir yaz akşamı bana her nedense seni hatırlatan, aslında birlikte bir defa bile yürümediğimiz bir yolda yürüyorum. Tek başıma.


Kimseyi dahil etmiyorum uzun süredir hayallerime, planlarıma. Gideceğim ülkeler, yapacağım işler, hazır gelmişken arkamda bırakmak istediğim izlere dair düşündüğüm ne varsa hepsinde bir tek ben varım. Çünkü beni hayal kırıklığına uğratma ihtimali en düşük olan insan muhtemelen benim, biliyorum.


İşte bahsettiğim şu soğuk yaz akşamı, yani dün akşam, o yoldan yavaş yavaş aşağı doğru yürürken hayatımın geri kalanını oradaki evlerden birinde geçirmeyi hayal ettim. Cenk Taner şarkılarıyla uyunan, Yavuz Çetinle sabahlanan, haftada bir "Pink Floyd" gecesi falan yapılan bir ev. Attığın her adımda ayağının sağa sola dağılmış kitaplara takıldığı, asla sağlıklı yemekler yenmeyen, asla düzgün saatlerde uyunmayan tuhaf bir ev...


Fark ettim ki o kurduğum hayale sen çok yakıştın. İşin tuhaf tarafı kendi geleceğime dair kurduğum tüm hayallerde varlığı sırıtmayacak tek insansın. Şu bahsettiğimin tam tersi bir hayal kursam yine sabah uyandığımda görmeyi isteyeceğim tek insan var. Ufff anlatması düşünmesinden uzun sürüyor yine. Belki hiç anlatılmamalı bunlar ya da belki aklımdan geçen her şeyi yazmalıyım. Çünkü ben söylemeyi hiç beceremedim, hep yazdım. Çok tuhaf her şey, çok. Ne diyeyim daha...

1 kişi de demiş ki:

GalibaFCS dedi ki...

güzel yazmışsın bilhassa sondan ikinci cümlen çok vurucu geldi bana.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?