26 Eylül 2011 Pazartesi

Bütün dünya üstüme gelse ne fark eder?


Salı günü ne oldu?


İçeridekilerden bir diğeri olarak bir de ben anlatayım gördüğümü duyduğumu. 1 haftadır tüm yabancı kanallarda, internet sitelerinde BİZ varız ve o gün kolay kolay unutulmayacak ama o günü bir kez de ben anlatayım tüm anılar tazeyken...


3 Ekim'de 3. ay dolacak. Başkalarına göre inadın, bize göre direnişin 3. ayı dolacak. Bu geçen 3 ayda ne demişlerdi? "Fenerbahçe başkanını desteklemeyi bıraksın, yeni başkan seçsin, kurtulsun." Açık açık bunu demişlerdi ya bu işlerde sözü geçen büyük adamlar, zerre kadar utanmadan!


Fenerbahçe başkanını bırakmadı. Yıllardır özlenen ve istenen kenetlenme gerçekleşti bir anda. Dost-düşman ayrıldı...


Bir gün yürüme kararı alındı, 2 gün sonra 100 bin kişi vardı Bağdat Caddesi'nde. Neden orada olduklarını ve neye neden inandıklarını çok iyi bilen 100 bin kişi. (Basına göre 10.000 tabi. Komik.)


Metris'e gidelim dendi. Gidildi.


Maç günü stadın önünde toplanalım, kaldırımlar tribünümüz olsun dendi. Oldu.


2 kez Fenerium'dan alışveriş organizasyonu yapıldı. Kulüpten değil, senin benim gibi internet üzerinden yazan, birbiriyle haberleşen taraftardan çıktı bütün fikirler. Herkes kendi fikri gibi benimsedi. Hepimiz benimsedik. 


Senelerce neden Fenerbahçe'den aşk diye bahsettiğimizi anlamayanlara belki de bu sefer gösterdik. Biz son 3 aydır başka bir şey düşünmüyoruz. Aklımız Fenerbahçe, fikrimiz Fenerbahçe. Bugün her zamankinden daha çok!


Hadi, biz hep böyleydik de salı günü resmi sayıya göre 41.000 kadın ve çocuğu oraya getiren neydi?


Ne oldu da bu kadınlar sabahın köründe kuyruk oldular içeri girebilmek için?


Ne vardı da ev alışverişi için harcadığı paranın kuruşu kuruşuna hesabını yapmak zorunda olan o ev hanımları 235.000 lira bıraktı o gün Fenerium'a? 


Her biri formalı, atkılı, şapkalı, ama illa ki orijinal ürününü alıp kulübüne para kazandırmış o kadar kadının ne işi vardı orada yahu?


Neden orada olduklarını ben söylemeyeyim, o gün onların söyledikleri cümleler anlatsın size o kadınların derdini...


"Sadece kadınlar alınacak dediler maça, eh çocuklarımızı yalnız bırakmak olur mu? Erkekler yoksa biz destek oluruz!"


"Başkanımıza çok büyük haksızlık yapılıyor. Biz onun için geldik."


"O çocukları mahvettiler bu sene, bizim desteğimize ihtiyaçları var."


"Kadınlar gelsin, stadı dolduralım dediler, geldik."


"Fenerbahçemizi bu zamanda yalnız bırakır mıyız hiç?"
...


1 kişinin ne çok fark yaratacağını bilen dünya kadar kadın ve çocuk...


Ali Koç'un dediği gibi 24 saatte toplandık gittik.


"15 bin kişi" dediler, daha öğlen olmadan doldu.


Açtılar her yeri. "Gelin" dediler. Gittik. Söylenenleri duyamayan ve içeri giremeyeceklerini düşünüp geri dönen oldu. Saat geç olunca artık giremeyiz diye düşünüp gitmeyenler oldu. Orada gördükleriniz vazgeçmeyenler. Benim gibi maça 2 saat kala anca orada olmayı başaranlar biletsiz. 41.000'e dahil değil. İstanbul'un öteki ucundaki iş yerinden gelmesi uzun süren ve devre arası Kadıköy'e varabilen kardeşim dakika 70'te girdi içeri kalabalık bir grupla. Onlar da 41.000'e dahil değiller. O dakikaya kadar girmeye devam edenlerin de sayısı belirsiz.


Önceki gece uykusuz geçti. Sadece kadın ve çocukların izleyeceği bir maç. İleride torunlarımıza anlatacağımız cinsten. Her maç için heyecanlanan bünyelerde nasıl olur da böyle bir olay heyecan yaratmaz?


Bugüne kadar bu taraftarın neler yaptığını yakından görmüş olsam da bu kadar insanı beklemiyordum, itiraf etmeliyim. Hava karardıktan sonra yolda yürürken çok dikkat etmeniz gereken bir ülkede yaşıyoruz. Hele hele "kız başınıza" o saatte sokaktaysanız vay halinize!


Kalabalık bir yerdeyseniz ve başınıza bir şey gelme ihtimali düşükse bile kıskanç koca, baba, nişanlı, erkek arkadaş vs. sıkıntınız var. Hepsini geçin dedikoducu komşular yüzünden sıkıntıya düşer aileniz. Bu ülkede kadın olmanın ne zor olduğunu bir daha anlatmaya gerek yok. Aaa bakın, 2 saattir "kadın" diyorum. Halbuki bayanız di mi biz? "Kadın değil kız" diyerek sözünüze müdahale edecek tuhaf insanların ülkesindeyiz...


İşte bu ülkede kadın olmanın ne kadar iğrenç olduğunu da bildiğimden ihtimal vermemiştim bu kadar çok insanın gelebileceğine. Öğlen saati evden izin almadan çıkamayan kadınlar-genç kızlar-çocuklar maça nasıl gelsin demiştim...


Meğer Fenerbahçe sandığımdan çok kişi için her şeyin üstündeymiş... Siyasi fikirlerin, inançların, bize zorla dayatılan o dar kalıpların... Fenerbahçe deyince unutulurmuş geriye kalanlar. 


Unutuldu.


Bunca yıldır sürekli "ötekileştirmeye" sövüp diğer taraftan gizli kapaklı bizi birbirimize düşman edenlere inat oradaydık hepimiz. Sol görüşlümüz, sağ görüşlümüz; isminin önünde akademik sıfatlar sıralanmış olanımız, okuma-yazma bilmeyenimiz; Fenerbahçe tarihini ezbere bilenimiz, kadrodaki futbolcuların ismini bilmeyenimiz; Müslümanımız, Hristiyanımız, ateistimiz; stada pahalı arabasıyla gelenimiz, otobüse vereceği yol parasını zor denkleştirenimiz...


Turist Ömer'in dediği gibi bağırdık ulan "Fenerbahçe çok yaşa!" diye. Tüm stadı görmem elbet mümkün değil ama her maçta o tribünde yer alanlara tereddütsüz söyleyebilirim ki o stada ilk kez gelen de, senelerdir orada olan da elinden geleni yaptı sahadakilere taraftarın varlığını hissettirebilmek için.


Biz Fenerbahçeliler karşıdakinin bizden olduğunu anlarsak selam vermemezlik etmeyiz. Boynumdaki atkıya bakıp gülümseyen ardından başıyla selam veren, ismini cismini bilmediğim o insanları tanımadan hep sevdim. Gülümseyerek "En büyük Fenerbahçe" diye fısıldayan o amcayı, benden en az 5 yaş küçük olsalar da kıskanç kız arkadaşından dirsek yeme pahasına selam veren genci, cüzdanımda taraftar kartımı gördüğünde gülümseyerek bilekliğini gösteren kasiyeri... İşte salı akşamı oradakilerin hepsi birbirinin ablasıydı, kız kardeşiydi, teyzesiydi, annesiydi. Tüm farklılıklarımıza inat en büyük ortak noktamız için gelmiştik hepimiz.


Tanımadığımız insanların çocukları ezilmesinler diye siper ettik kendimizi, nereye gideceğini bilemeyen teyzeleri o düştükleri panik halinden kurtarmak için kollarından tutup götürdük gitmeleri gereken yere, "Yavrum, biz bilet alamadık, giremeyecek miyiz" diye hüzünle soran babaanne/anneannelerimiz içeri girsinler diye önümüze gelenden yardım istedik...


Herkes herkese yardım etti, indirim zamanı alışveriş izdihamlarını anlatıp salı gecesi kadınların içeri girmek için birbirini ezeceğini söyleyerek dalga geçenlere inat.


Ben o kadınların büyük çoğunluğunun neden orada olduğunu biliyorum ama bir gün önce çamur atmadan duramayan mahluk türüne mensup varlıklar "tabi yaa, ücretsiz diye gidiyolar" demişlerdi ya, onlara inat 235.000 TL bıraktılar Fenerium'a. "Bilet parası hesabı yapıp 80 TL'lik orijinal formalarıyla gelen kadınlar". Bir mantık hatası var değil mi? Mantık hatasını bulmak için mantıklı düşünme yeteneği gerek gerçi değil mi?


En sinir bozucusu ve aynı zamanda en komiği de son dakikaydı belki de. Hakemin ofsayt gerekçesiyle iptal ettiği, aslında ofsayt olmayan o pozisyona itiraz edenler kimlerdi dersiniz?


Futbol bilmeyen kadınlar. Evet.






3-5 kişinin yaptığı olumsuz hareket için bütün kulübü cezalandırmak dünyanın en büyük saçmalığı. TFF kendince iyi bir iş yapıp hem stadyumlar sessiz-sakin olmasın; hem normalde maça gelemeyen kadın ve çocuklar futbol izlesin, bu sayede futbol sevsinler diyerek bir şeyler yapmaya çalıştı. Ruhu sarışın hemcinslerim kadın=ceza mantığı çıkarıp bunu "feministliklerine" yediremediler ve hem feministlikte yeni bir boyut açtılar, hem de beni benden aldılar. Gerçi "feminizm=erkeklerden nefret etmek ve erkek arkadaş sahibi olmamak" zanneden kafalardan fazlasını beklemek benim hatam. Neyse. 


TFF'nin her kararı gibi "100 kişi sahaya girdi ama biz herkesi cezalandıralım" demesi de saçmadır. Sahaya girenlerin hepsi erkek, o zaman erkeklere ceza verelim mantığında kararlar alması da. Erkekler zaten olağan şüpheliler, onları ayrı tutarak diyelim ki önümüzdeki maç ben de girdim sahaya. Ceza aldık. Bu kez tribüne sadece çocuklar mı alınacak?


Bu konuda mantık aramak yine benim hatam tabi. Sahaya atılan cips paketi yüzünden alınan cezalar da gördük kısa ömrümüzde. Sonra rakı şişeleri atıldı; su dolu bardaklar yağdı; atılmadı, yağdırıldı; kanlı canlı adamlar atıldı... Neyse işte. Mesele anlaşıldı sanıyorum.


Salıya dönelim. 3 aydır tek vücut olduğumuzu tüm Türkiye'ye gösteriyoruz. Bu kez tüm dünya gördü. Fenerbahçe için yapabileceklerimizin sınırı yok. Kadın-erkek, genç-yaşlı fark etmez. Erkeklerimiz olmazsa kadınlarımızla, gençlerimizi almazsanız yaşlılarımızla her durumda Fenerbahçemiz için elimizden geleni yapacağız. Artık bu cümleleri kurmaya gerek bile yok belki. Fanatikliğini ve büyük Fenerbahçe nefretini bir kenara bırakan herhangi bir takım taraftarı çok rahat görebilir her şeyi.


Adalet istiyoruz sadece. Herkes için. 


Alana kadar durmayacağız.


"Evladıma miras bu sevda" demiştik ya, o çocuklara anlatacaklarımız arasında en başta gelecek o akşam. Tekrarını kesinlikle dilemiyorum ama gerçekten unutulmayacak bir akşam yaşadık.






Fotoğrafların hepsi ve daha fazlası için: http://www.facebook.com/GrupCK 


Başlığın tamamı için: http://www.youtube.com/watch?v=qV_dThC0qvU Şu geçen 3 ay için söylenebilecek belki en anlamlı cümle bu başlıktaki...

3 kişi de demiş ki:

a.nur... dedi ki...

Çok güzel yazmışsın ya...

Halbuki alakam da yok bilirsin, sözde takım tutuyorum ama bu çok içten bir yazıydı. Ne güzel ki böyle zamanlarda böyle yazılar yazacak bir taraftar edinmiş kendine Fenerbahçe, ne güzel...

diamandi dedi ki...

anlattığın tüm hislere karşı olguyum aslında... hem galatasaraylı hemde erkeğim... ana gerçek şu ki bu gibi ülkelerin vatandaşları olan bizler, insanlıktan çok taraftarlık yaparsak öğrenemeyeceğiz erdemi.... kesinleşmemiş bir durum karşısında vuralım mı abalıya bilinmez ama abamız beynimizde....

buraneros dedi ki...

Yok:)))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?