13 Eylül 2011 Salı

Sahaf festivali ziyaretimiz



İstanbul'da yaşayan her kitapseverin yapması gerekeni yaptım ve 5. Beyoğlu Sahaf Festivali'ni ziyaret ettim geçtiğimiz cuma günü.


Henüz gitmemiş olanlar için yazalım önce. Kurulduğu alan TRT Tepebaşı binasının hemen yanı. Odakule'den geçtiğiniz an alan karşınızda. 


Yanınıza almanız gereken tek şey siz kitaplara bakarken daha önce aldıklarınızı tutacak ve gerektiğinde sizi kontrol edecek bir arkadaş.


Almamanız gereken tek şeyse kitap görünce kendini kaybeden bir arkadaş. İki kişi birden kendini kaybedince olaylar çığırından çıkabiliyor. Mesela ben yanıma a.nur'u aldım, ikimiz de kendimizi kaybetmişiz. Kendimize geldiğimizde hiç aklımızda olmayan kitaplar ve bir dünya eski kartpostal vardı elimizde, ne ara nereden geldiler bilemiyoruz. Ayrıca elimizdekilerin ağırlığından ve her yere bakacağız diye türlü şekillere girdiğimizden dolayı sırtımızda ve kollarımızda ağrılar başlamıştı. 




Kendini kaybetme kısmı işin şakası tabi. Hayatta en çok mutlu olduğum anlar arasında en başlarda gelir kitap alışverişi, yanınızda bu işi en az sizin kadar seven biri daha olunca her şey iki kat güzel oluyor. Bir yandan kitap aldık, bir yandan birbirimize kitap tavsiye ettik, bir yandan yorumlar yaptık...


Ben aradığım bir şey olmasa bile zaman zaman sahafları ziyaret ederim, oradaki o hava, eski kitap kokusu, güleryüzlü insanlar oldum olası mutlu etmiştir beni. İşte bu durumdan da sık sık bizim anoktanur'a bahsederdim. İstanbul'a geldiğinde onunla gideceğiz diye konuşmuştuk, şansa bakın ki kızın buralara geldiği hafta festivale denk geldi :)


Benim kitaplarla ilgili manyak fikirlerimi duyup deli gibi koşturmamı gördükten sonra bir daha İstanbul'a geldiğinde bana haber verir mi tereddütlüyüm gerçi, neyse.


Bir grup kitaba ne zaman hızlıca göz atsam Marquez ismini gördüm ve eksiklerimi önemli ölçüde tamamladım. Gabriel Garcia Marquez orada oturuyor olsaydı onu da poşete atıp eve getirecektim muhtemelen. İyi ki yokmuş.


Kollarımız poşetlerin ağırlığından aşağı sarkmışken ve enerjimiz bitmeye yaklaşmışken bir sepet dolusu kitabın en üstünde gözüme ilişen kitabın çok uzun zamandır aradığım kitap olması tesadüf değil. Sanırım 5 metre kadar zıpladım kitaba doğru. Benim heyecanım diğer sahaflardan biraz daha fazla sevimli olan sahaf amcamıza sıçradı. Keyifli anlar yaşandı yine. 


ve o artık benim!


İlk sayfasında "1975" tarihli bir not bulunması da ayrıca hoş oldu. :) Kitaplarına küçücük bir nokta koymaya dahi kıyamayan ben başkalarının bir şeyler yazdığı kitapları görmeyi öyle çok seviyorum ki...


Az kalsın yine evde olan kitapların aynılarını almaya başlayacaktım, Allah'tan çabuk kendime geldim. Bazı kitapları 3. kez almış olacaktım yoksa :)


Yine de gördüğüm tüm Tolstoy kitaplarını toplayamamanın hüznü hâlâ içimde. Olsun, iyi bir kız oldum ve anoktanur'a gösterdim hepsini ve o aldı. Benim 3. kez almamdan daha hayırlı oldu bence bu durum.


Kitaplarıma ayıracak geniş bir odam olursa günün birinde, bütün o eski baskıları bulup alacağım, kararlıyım.


Sahaflarda işimiz bittikten sonra da anoktanur benden kurtulamadı tabi. Gün boyu elimizde ağır poşetlerle oradan oraya koşturduk. En son olarak boğaza karşı akşam yemeği keyfi yaptık ve sonra günü noktaladık.


Tabi benim aklım hâlâ kitaplarda. Sanırım tekrar bir ziyarette bulunacağım ilk fırsatta.


Yazının şarkısı olsun:


4 kişi de demiş ki:

Can dedi ki...

Aslında trt binasının yanı değil üstü :)

ayrıca cok dar yapmıslar. bır kıtabı ıncelerken carpanlardan kendını koruman gerekıyor.
guzel ama dar :)

Vladimir dedi ki...

Benim için de hoş bir deneyim oldu orada bir gün geçirmek. Çok büyük keyif aldım. Yanımda dur diyecek bir yoktu. Ama durdum. Yok yok baktım duramıyorum resmen kaçtım :)

Selin dedi ki...

@Can

Şu TRT'nin kocaman çirkin binasından bahsediyorum, onun yanındaki alanda kurulmuş ya, oraları bilmeyen birinin sahafları bulmasının en kolay yolu o binayı bulmak :)

Şu modayla ilgili etkinlikle aynı tarihte yapılmasaydı ve o alanı paylaşmaktansa tamamını kullanabilselerdi daha güzel olurdu. Ferah ferah :)

Selin dedi ki...

@Vladimir

Biz de en son "3 deyince arkamıza bakmadan koşuyoruz" diyerek ayrıldık, başka türlü kaçmanın yolu yoktu :) İnsan her baktığı yerde ilgisini çeken bir şeyler bulunca çıkamıyor kolay kolay :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?