28 Kasım 2011 Pazartesi

Kısacık-24



* İstanbul'un yağmuru yağmur olmayı bıraktığından beri sonbaharı eskisi kadar sevmiyorum. Kar yağmayan kışlardan bahsetmiyorum bile. Bir tek yaz mevsimimiz var görevini hakkıyla yerine getiren, gerisi hiçbir şeye benzemiyor.


* Son sınavından çıkan öğrenci mutluluğu için bile insan sonsuza kadar öğrenci kalabilir! "Yattaaaaa" diye çıktım kapıdan. 


* Kafamı kurcalayan bir probleme kendi başıma çözüm bulamamışsam durumu birine anlatırım. Çözüm bulamamış olmam aslında hata yaptığım ama kabullenemediğim anlamına gelir çoğu zaman. İşte sorduğum kişiden bunu söylemesini isterim. Anlatırken de durmadan "hata değil mi bu, bak yanlış düşünüyorum" diye de şartlandırırım karşımdakini. Karşımdaki bana engel olacağına gaz verme moduna geçer başıma gelecekler açık olmasına rağmen. Dertleri ne bilmiyorum. Ama ben sadece bu durum yüzünden kafamı kurcalayan o şeyleri artık anlatmıyorum. Göz göre göre hata yapıyorum, beni durdurmanı istiyorum senden açıkça. Gaz verilmesine ihtiyacım olsa "güçlü kadının el kitabı" tadında bir kişisel gelişim kitabı alırım değil mi dostum? (Aylar öncesinden kalma bir isyan bu. Bugüne kısmetmiş.)


* Yukarıda ismini yazdığım kitap ismi uydurma aslında ama bir yerden duyduysam da aklımda kaldıysa ve ben uydurdum sanırken aslında gerçek bir kitap ismi vermişsem diye düşünmüyor değilim.


* David Gilmour diye bir adam yaşıyor bu dünyada. Bob Dylan, Tom Waits, Willie Nelson... Freddie Mercury vardı. Aslında şanslı bir insanım. Varlıklarının farkında olmadan ölüp gitmem de mümkündü.


* Bir şeyi çok sevmem ve nefret etmem arasında incecik bir çizgi var. En sevdiğim yazarın en kötü kitabı bir anda ülkenin en popülerleri arasına girerse ve herkesin elinde görmeye başlarsam o yazarla tüm bağlarımı o an koparabilirim. 


* En sevdiğim şarkı için "ayy sefkilimle ikimisin şarkısı bu, çoook sefiyorusss" yazan hiç tanımadığım biri de olsa o şarkıya bakışım değişir mesela.


* En sevdiğim filmin ne olduğunu bilirsen ve benimle konuşurken her saniye o filmle ilgili göndermeler yapma gibi bir saçmalığa başlarsan o film artık en sevdiğim film olmaz. Adını duyunca sinirimi bozan film olur.


* Saçma ama değiştiremeyeceğim için kabullendim. Mutluyum böyle.


* İnsanlar hayattaki beklentilerinizin onlarınkinden farklı olabileceğini kabullenemiyorlar. Onların mutluluk anlayışında en temelde olan şeyler sizin hayatınızda eksikse siz mutsuz oluyorsunuz gözlerinde. Eksikler var, evet. Bir kere ben hala Rus klasiklerini yazıldıkları dilde okuyamıyorum. Hâlâ hiçbir kitabın kapağında çevirmeni olarak benim ismim yazmıyor. Seneler evvel okuduğum ilk Dostoyevski kitabından sonra okuyabilmemi sağlayan o çevirmene duyduğum tarifsiz minnetin benzerini kimse benim için duymadı henüz. Dünyada görmek istediğim yüzlerce yer var ve daha hiçbirini görmedim. Daha benzer pek çok hayalim gerçekleşmedi. Ama ben istediğim şey için çalışıyorum ve bundan dolayı mutluyum. Özel bir okulda öğretmenlik yapıp istediğim buymuş gibi ve çok mutluymuşum gibi davranmaktansa istediğimi yapıyorum.


* Bir de insan herkesi kandırabiliyor belki ama kendini kandıramıyor ya hani, işte ben onu fark ettiğim andan beri kendimi kandırmıyorum hiç. Bazen "her şeyin hayırlısı böyledir belki" zırvasına inanmaya çalışıyorum tamam ama mutlu değilken mutluymuşum gibi yapmıyorum. Deneyin, seveceksiniz.


* Ayrıca mutluluk ulaşacağınız o son nokta değil sürecin ta kendisi.


* Yazıyı yazarken Radiohead-All I Need dinlendi. 


* Görsel de şuradan bulundu: http://www.flickr.com/photos/cyrusphotography/3767962237/in/faves-63661940@N03/

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?