17 Ocak 2012 Salı

Bitti kalem, doldu defter...



Hastaneye yatış haberini aldığımdan beri twitter başındayım, ödüm kopuyor kötü haber gelecek diye, sormaya korkuyorum ama hep bir haber bekliyorum. En azından bir haber. Her yeni bildirim içimi ürpertiyor.

13 Ocak oluyor işte sonra. Saat tam 20.48'de KFY grubunun hesabından "başımız sağ olsun" mesajı beliriyor ekranda. İnanmak istemiyorum. Diğerleri geliyor ardı arkası kesilmeden. Aylardır yalan haberlerinden tiksindiğim ve tamamen takibi bıraktığım gazetelere, haber sitelerine bakıyorum bir umutla.

Sonra onlar da başlıyor bir bir yazmaya: 

"Türk futbolunun Ordinaryus'u vefat etti."

Saat 8'miş bu diyarı terk ettiğinde, ben 48 dakika sonra almışım haberi meğer. Saat 8'de gülerek yemek yiyor oluşum aklıma geliyor, utanıyorum kendimden.

Fabrika ayarlarıma dahil olarak gelmiş Fenerbahçe benim hayatıma, "Nasıl X takımlı oldun" sorularına verecek afili cevaplarım yok başkaları gibi. Aynen onun gibi Lefter'i ne zaman nasıl tanıdığımı da bilmem ama tanırım işte ezelden beri. Belki babamdan, belki büyük babamdan...

Zemini çamurla kapılı sahalardaki o maçları hiç izlemedim ben. Hayal meyal de olsa hatırladığım maçlar 90'lı senelerden kalma. Hem Lefter'in futbolculuğunu anlatmak ne haddime! Gözümle görmüş bile olsam bildiğim hangi kelime yeter ki anlatmaya?

Duyduklarımdan bir Lefter sevmiştim küçükken, biraz büyüdüm okuduklarımla daha çok sevdim. Sonra gördüklerim... Sarı-lacivert'e bakarken gülümseyen o adam, Fenerbahçe derken gözlerinin içi gülen, sırf Fenerbahçe'nin renkleri diye tüm sarı-lacivert takımlar kazansın isteyen adam... "Saf sevgi" ifadesinin ne anlama geldiğini ondan Fenerbahçesini dinlerken öğrendim.

Ama sonsuza kadar bu dünyada kalacağımızı sanma hatası yapıyoruz ya hani, hep istedim adaya gitmeyi ama hiç gitmedim. Gidilirdi elbet bir gün. Bir gün de yanına oturup öyle dinlerdik anılarını...

Olmadı.

2012'den 13. gününde nefret ettim. Yüzünü hiç görmediğim ama her gün gördüklerimden daha çok sevdiğim insanlarla birlikte ağladım ekran başında. "Çubuklu bize emanet" dedi yıllar sonra küçüklere "ben onu izledim" diye gururla anlatacağım adam, o ana kadar ağlamayan kalmışsa da o an film koptu.  Uzaklardan selam etti bir diğer "can", odamda resmi yıllardır asılı duran adam "beni bu yüzden seviyorsun" dedi sanki.. Hüzün gurura karıştı, daha fazla nasıl sevsem bilemedim...


Pazar sabahı da ona veda etmeye gittik mabede. Yüzlerden düşen bin parça, dillerde anılar... Seneler önce futbol izlemeyi bırakmış, çocukluklarına dair kalan son kahramana veda etmeye gelmiş farklı takım taraftarı yaşlılar...

Getiremedim "bitti kalem"den sonrasını. Saracoğlu'nun çimlerine futbolcuların omzunda geldiğinde çöktüm kaldım tribünde. 2 gün önce bilgisayar başında beraber ağladığımız insanlarla tribünde omuz omuza ağladık bu kez... Canımız yandı, koca bir parçamızı uğurladık onunla birlikte bu dünyadan.

Azrail 2012'nin 13. gününde Lefter'i aldı bizden. Her Fenerbahçeli'nin kalbinin kocaman bir parçasıyla beraber... Yaşarken onu izlememiş binler üzerlerinde çubuklular, gözlerinde yaşlarla haykırdı sesleri kısılıncaya dek..

"EFSANELER ÖLMEZ LEFTER"

Çubuklun sahalardaki, salonlardaki, pistlerdeki binlerce evladına emanet... Tribündeki, sokaktaki, dünyanın herhangi bir yerindeki milyonlara emanet... 

Dün gece sen değil miydin o sahadaki çocukların canla başla mücadele etmesinin sebebi? Golden sonra tribüne koşan sen değil miydin...

Burada olacaksın hep, sarıyla lacivertin sevildiği her yerde. Çünkü ölmez efsaneler...




İlk görsel ve daha fazlası: http://okulacik.blogspot.com
İkincisini ben çektim.
Üçüncü: www.fenerbahce.org

1 kişi de demiş ki:

beenmaya dedi ki...

başımız sağolsun...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?