29 Ocak 2012 Pazar

Hayat bazen de böyle

Dün baktım kar yağıyor, üstelik benim de yapacak daha iyi bir işim yok; tumblr hayatı yaşayayım dedim!


Tumblr deyince aklına kahveli, kitaplı, karlı fotoğraflar gelmeyen az kişi vardır. (kullananlar arasında elbet.)


Perdeyi sonuna kadar açtım dışarıyı görebilmek için, bir battaniye aldım üstüme. Yanıma aldığım sehpanın üzerinde havuçlu kek, üstü marshmallow köpüklü bir fincan kahve, kocaman bir çikolata... 


Yapılacak son iş kitap seçimi. Okumakta olduklarımdan birini yakıştıramadım ortama, yeni birine başlamaya karar verdim. Rafa bir Marquez kitabı almak için uzanmıştım ki aklıma başka bir kitap geldi. Uzun zaman aradığım, geçen yaz sonunda bulabildiğim bir kitap. (http://slnnn.blogspot.com/2011/09/sahaf-festivali-ziyaretimiz.html)


Aslında bulması öyle zor da değilmiş hani. YKY yayınlamış yakın zamanlarda ama ben diğerini aldıktan sonra öğrendim. 


Başındaki nota göre 1973'ün ocak ayında biri bu kitabı bir başkasına hediye etmiş.
39 yıl sonra yine bir ocak ayında da ben okumaya başlayacakmışım.


1 sayfa daha çevirdiğimde bir şey fark ettim. Bu fark ettiğim şeyin benim için ne ifade ettiğini anlatabilmek için önce biraz daha bilgi vermeliyiz. Ben yabancı dil öğrenmenin en çok o dilde yazılan klasikleri yazarların kendi kelimeleriyle okuyabilme tarafını sevdim. Sırf bunun için bildiğim diller arasında bir Rusça olsun istedim uzun yıllar boyu. Henüz olmadı ama hala aklımın bir köşesinde...


Lisede okuduğum ilk Rus klasiğiydi Suç ve Ceza. Bitirip kapağını kapattığımda hiç bilmediğim bir dilde yazılmış bu muhteşem eseri okumamı sağlayan çevirmene teşekkür etmiştim sessizce. Aradan uzun zaman geçti, üniversite bitti. Öğretmenlik başladı. İşte o zaman da Suç ve Ceza'yı okuyabilmemi sağlayan o insan her kimse onun yaptığı işi yapmak istedim. Şu an yüksek lisans çalışmaları tam bu yönde işte. Tam da bu hayalin peşindeyim.


Hayatımda ilk defa uğraştığım şey beni mutlu ediyor. Yaptığım işe dair kabuslardan sıçrayarak uyanmıyorum. İlk defa...


Bu noktadan düne dönüyoruz tekrar.


İkinci sayfada çevirmenin ismini görünce ilk sayfadaki notu yazanın aynı kişi olduğunu fark ettim. Kendi çevirdiği kitabı hediye etmiş bir başkasına :) Tam da bir gün yapmayı umduğum şekilde... 


Bu kitabın herhangi bir baskısını bulabilecekken, hatta sık sık uğradığım Taksim YKY şubesinde kendisini görebilecekken olmadı. Sahaf festivalinin herhangi bir günü, tam çıkmak üzereyken bir sepet dolusu kitabın en üstünde herhangi bir tanesi değil, tam da bu, çevirmenin imzaladığı kitap bekliyordu beni.


Belki yeniden hayatın bize gönderdiği işaretlere inanma zamanım gelmiştir...


25 yaşına geldiğimde öğrendim kendi mutluluğuma sıkı sıkı asılmam gerektiğini, sadece oturduğun yerden sızlanarak mutluluğun sana gelmediğini...


Belki hayatta görüp görebileceğim tek mutluluk budur, bilmem. Ama asıldım bu kez, fena asıldım hem de. 1 yıl sonra "uff istediğim bu da değilmiş" deme ihtimalim her zamanki gibi var ama olsun.


Rastgele!

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?