13 Şubat 2012 Pazartesi

Yalnızlıklar'dan



Arpacık kumrusu nedir, neye benzer bilmem. Ama arpacık kumrusu gibi düşünmek deyişi muhtemelen şu an yaptığım işe karşılık geliyordur.


Ne zaman bu durumda olsam kimseyle tek kelime etmek istemiyorum. Bazen konuşmak rahatlamayı sağlamıyor. Hatta aksine sıkıntıyı büyütüyor.


Dün gece en son 2006'da okuduğum bir kitabı aldım elime, kafa dağıtmak için. Eğlenceli bir kitap da değil hani. Ama en azından aklımın farklı yerlere bölünmesini sağlamak bir yerden sonra içine düştüğüm sıkıntıyı hafifletiyor.


O zamanlar okuduğum kitapların sayfalarını kıvırıp işaretler koyuyormuşum. Yaş ilerledikçe daha hassas oldum demek. O zaman köşesini kıvırdığım sayfaları okudum önce, ardından kıvırmadıklarımı. Değiştiğimi görmek istedim. O zaman bana anlam ifade eden kelimeler şimdi etmez belki ya da önemsemediklerimin aslında ne kadar önemli olduklarını fark ederim dedim.


Değişmemişim meğer.


Olsun.


Kitap "Yalnızlıklar", yazan Hasan Ali Toptaş. Aslında yazacağım sadece onun cümleleri olacaktı bu yazıda ama neyse...


Şöyle demiş:


Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

Yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,
kokun gelirdi bir bahar
ve gülüşün gelirdi de bir düş gibi,
ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi de;
ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü
kim bilir kimin söylediği.
Issız teknelerle kıyılarıma koşardım hemen,
bakardım (bakmak uzanmaktır);
atlaslar yırtılırdı düşümün bir ucunda,
bir ucunda ben;
ve suların unuttuğu yunus hıçkırıkları vururdu alnıma,
dudaklarımdan tuz kervanları yürürdü.

Kervanlar ki, birer seraptır harami günlüğünde.

Sonra, yalnızlıkların gelirdi postadan
postacıların yalnızlığını çoğaltarak;
kapılar esnerdi kedi kedi, pervazlar gevşerdi
ve masanın insana yansıyıp yansıyıp kendine dönüşü
yavaşlardı gitgide;
ve ben mektup görürdüm her şeyi.
Rüzgârı okurdum rüzgârların dağıttığından,
otları okurdum salınım salınım,
sonra taşları.

Otobüs camlarını en çok,
en çok televizyon antenlerini,
çatıların eğimini (içimize doğru) ve kuşları,
insan yüzlerini sonra,
birbirini rendeleyen insan yüzlerini,
sonra komşu evde azarlanan flüt sesini,
bir kadehin duruşunu ve sokağı (yüzümüze taşan)
ve romanları daha da çok büyük bir iştahla
okur, okurdum da,
hep sen kalırdın aklımda.
Sen kalırdın senden de büyük.

Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
ve okunanlar yalnızlıktır.




Görsel: Chuck Groenink

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?