28 Mart 2012 Çarşamba

Az...



Neredeyse 2 haftadır 25 sayfası kalmış kitabımla dolaşıyorum. Birlikte okula gittik, İstiklal'e gittik, Kadıköy'e gittik, Saracoğlu'nda maç izledik, alışverişe gittik... Yolda bir sayfa okurum dedim, sonra evde okurum dedim, okulda okurum dedim. Olmadı. Bir türlü açamadım kapağını. Canım hiç istemedi.


Dün okuldan çıktım, Eminönü'ne gideceğim. Kocaman 1,5 saatim var. Hazır hava da güzelken, gidip bekleyeceğime yavaş yavaş yürüyeyim dedim.


Attığım her adımda biraz daha ağırlaştı içinde çok da bir şey olmayan çanta. Her adımda biraz daha... Sultanahmet meydanına geldiğimde omzumdaki acı dayanılmaz hale gelince yolumu değiştirdim oturacak bir yer bulma umuduyla. Hava hafif rüzgarlı, tam sevdiğim gibi. Kapalı mekanların hiçbiri cazip gelmedi. Alman Çeşmesi ve arkasında Ayasofya'yı gören bir ağaç seçtim kendime, altına oturdum.


Kitap burada bitmeli! Şimdi!


Açtım kaldığım yeri. Derda'nın mektubu... 


(Eğer kitabı okuyorsanız ya da okuyacaksanız alttaki alıntıyı atlayabilirsiniz. Aslında kitabın arka kapağında bile yazıyor sonu, "ammmmaaan okunmasın" gibi bir durum yok ama ben uyarmış olayım. Ortada kaçacak herhangi bir sürpriz olmasa da her türlü yorumu ve alıntıyı spoiler sayan gençlere selam.)


"Sana yemin ediyorum. Her neredeysen gelip seni bulacağım. Eğer öldüysen, peşinden koşacağım. Ölümden sonra hayat yoksa da, sana kavuşmak için onu yaratacağım."


Sonra Derdâ'nın mektubu...


(Bu da kitabın arka kapağında yazmakta, yine de tercih okuyan kişinin.)


"Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...


Bu yüzden, belki de az çoktan fazladır. Belki de az, seni az tanıyorum demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir."




Sonra da "son" işte. 40 yıl geçti 10 dakikada... Toplamda 80 yılı ağaçların arasına bıraktım. Derda'yı da... Derdâ'yı da... Tüy gibi hafiflemiş çantamı omzuma asıp yeniden yürümeye başladım.


"40 yıl" dedim, "Olur tabi, neden olmasın..."






*Az'la birlikte Hakan Günday listemi bitirdim. Hâlâ 1. sırada Ziyan var benim için. Az ise 7 kitaplık listede benim için 6. sırada. Diyeceğim şudur ki en son kitabı olması sebebiyle Az'dan başlamayın Hakan Günday'ı tanımaya, naçizane tavsiyem olsun. Hatta mümkünse yazdığı sıra bozulmasın... 

2 kişi de demiş ki:

fahimbey dedi ki...

ne tesadüftür ki AZ dan başladım bir arkadaşımın tavsiyesi ile Az okuyup bıraktım. okuyamadım!

Vladimir dedi ki...

Bazen olmuyor işte...

Bitmek bilmiyor kitaplar.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?