13 Nisan 2012 Cuma

Tiyatroma dokunma!



Şehir Tiyatroları ile ilk tanışmam, hafızam beni yanıltmıyorsa, 1999 senesine denk gelir. (Hafızam beni böyle konularda yanıltmaz.) O günden beri de Şehir Tiyatroları'nın benim için ne ifade ettiği gerek blog vesilesiyle tanıştığım gerekse günlük hayatımda bir şekilde zaman geçirdiğim insanların malumudur. Anlatırım, nasıl bilmesinler? Yazarım. Tiyatro deyince yüzüme bir gülümseme yerleşmesi sevgiden değil de başka neden olabilir?


Şu an bunu yazıyor olmamda elbet bu sevginin de etkisi var ama ortadaki o kocaman yanlış benim sevdiğim şeye yapıldığı için değil sadece yanlış olduğu için tepkiyi hak ediyor. Yanlış her zaman yanlış. Bu ülkede her şey yanlış.


Bir süredir -özellikle yandaş kesimde- Şehir Tiyatroları hakkında yapılan olumsuz haberleri gördünüz mü görmediniz mi bilmiyorum. Yandaşların babası olan gazete tiyatro salonlarının boşluğuna vurgu yapan bir yazıyla sıranın tiyatrolara geldiğini duyurdu mesela birkaç ay önce. Halbuki önceden böyle yazılarla zemin hazırlamaya ne gerek var? Onun okuyucusu zaten umursamaz ki "canım istedi engelledim" desen bile. "Önceden de diğerleri yapıyordu" der.


Bırakın oyundan önce bilet almayı, 1 ay öncesinden bilet bulamadığım oyunların hepsini hatırladığım için bu haber gerçek mi diye düşünmedim bile. (Bir ayın 25-26'sı dolaylarında bir sonraki ayın son günündeki oyuna en arkalardan bilet bulabildiğimiz günler de oldu ki onlardan da bahsetmeye gerek bile yok.)


Sonra Rosenbergler. Meğer bu adamlar öyle acemi adamlarmış ki oyunu korsan oynatıyorlarmış. Telif-melif hak getire. Ortaya çıkınca da hemen kaldırmışlar oyunu tabi. (Bu haber de aynı gazeteden. Yazının sonunda bu oyunla ilgili bir oda tv linki var. Oyunun konusuna kısaca bir göz atarsanız neden rahatsızlık yarattığını hemen anlayacağınızı garanti ederim.)


Dün de niyetlerini açıkça belli eden kararları aldılar ve bu karara göre İstanbul Şehir Tiyatroları artık onların!


Ben 3-4 yıl öncesine kadar ilgimi çeken her türlü filmi sinemada izlerdim. Artık beni fazlasıyla heyecanlandıran ve ilk günden izlemeyi istediğim bir şey değilse sinemaya gitmiyorum. Çünkü sinema artık benim için bir zevk değil, sıkıntı kaynağı. İlk zamanlar alışveriş merkezlerinin sinemaları iyi bir alternatif gibiydi, koltukları rahattı, üstelik fazla salon sayısı fazla film alternatifi demekti. Artık değil. Alışveriş merkezleri mantar gibi çoğaldıkça sinemalar da çoğaldı ama gittiğiniz her sinemada manzara aynı. 9-10 salonda gösterilen 2 farklı film. Sadece 2 farklı film gördüğümü biliyorum, evet. Biri kendi filmleri, öteki kötü bir komedi. Sonra da "X filmi şu kadar salonda gösterildi, şu kadar izlendi, Hollywood yapımı bilmem ne filmi bu kadar beklenmesine rağmen bizim X'in gölgesinde kaldı." haberleri. Hollywood diyorum, farklı ülkelerin fazla duyulmayan filmlerinden bahsetmiyorum bile. Onlar genelde vizyona girmiyorlar zaten. Ne gerek var?


Alışveriş merkezlerini mantar gibi çoğaltırken bizi onlara mecbur kılmak için çalışmalar da ihmal edilmedi elbette. İstiklal Caddesi'ni boydan boya katedip merak ettiğimiz filmin hangi sinemada hangi saatte olduğuna bakıp en uygununa giderdik eskiden. Artık yapamıyoruz. Adım başı aynı kahveci, aynı aksesuarcı, aynı giysiciden birer tane açmak varken eski sinemalar orada neden dursun ki? Ayrıca o eski sinemalar izlenmesi sakıncalı filmler yayınlıyorlardı. Bak avm'ler öyle mi?


Birkaç yıla kadar film festivallerini de yok etmenin yolu bulunur ya da kendi istedikleri filmlerin gösterilmesi kaydıyla devamına izin verilir. O sıkıntıdan da kurtuluruz. 


Kitap konusunaysa hiç girmiyorum şu an. 


Elimizden güzel şeyler alınıyor. Her gün biri daha. Bir gün Haydarpaşa, bir gün Emek Sineması, bir gün Şehir Tiyatroları... ("Şehir Tiyatroları'nı biz yöneteceğiz, oyunlar, oyuncular, yönetmenler konusunda tüm kararlar bizim" demek yok etmektir. "Ama tiyatroları kapatmıyorlar ki" demek Pollyanna için bile fazlasıyla safça bir yaklaşım olur.)


ve biz, tıpkı o hikayedeki gibi bize dokunulmadığında sesimizi çıkarmıyoruz. Bir gün bizim için geldiklerinde sesini çıkaracak kimsenin kalmayacağı o güne gidiyoruz hızla.


Yılan yaşamasın. Mesele bana dokunması ya da dokunmaması değil. Haksızsa dokunmasın kimseye! Ülke kimsenin babasının çiftliği değil. 


"Aman ben tiyatro sevmem, bana ne" dersen yarın senin sevdiğin şeye sıra geldiğinde onu kurtarmak için ne yapsan boş...


"Yönetim devri" oyuncuları ayağa kaldırdı: http://www.ntvmsnbc.com/id/25339887
"Şehir Tiyatrolarında hükümet cemaat gerilimi mi?" http://www.odatv.com/n.php?n=sehir-tiyatrolarinda-da-hukumet-cemaat-gerilimi-mi--0303121200
"Artık oyunları ve oyuncuları belediye seçecek" http://www.odatv.com/n.php?n=artik-oyunlari-veoyunculari-belediye-sececek-1304121200

2 kişi de demiş ki:

Vladimir dedi ki...

Çok kötü.. Nereye varacak bunun sonu?

Can dedi ki...

kültür ve sanatla anılacak bir şehir olmayı arzuladıkça aptal gelişmişliğin slüetimizi bile bozan akımına kapılıp gidiyoruz.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?