26 Ekim 2012 Cuma

Söyleyeceklerim var!

Anthony Burgess doğduğum yılın kasım ayında Otomatik Portakal için birkaç kelam ederken şöyle bir şey söylemiş: "Yazdıklarımızı yok edebiliriz ama geri alamayız."

(Bazı yerlerde bu cümlenin Otomatik Portakal'da geçtiği yazıyor ama ben hatırlayamadım. Kitabın içinde herhangi bir yere de oturtamadım aklımda. Alıntılar paylaşılan bir sitede bir konuşmanın içerisinde verilmiş bu cümle. Mantıklı geldi. Ayrıca internet gerçekten bir çöplük!)

Bir süredir düzenli aralıklarla birilerine "Blogumdaki eski yazıların hepsini silsem mi?" diye soruyorum. Bir delilik anı gerek silebilmek için, farkındayım. Belki öyle bir şey söylerler ki o delilik anının ortasına düşerim diye umuyorum ama henüz öyle bir şey olmadı.

Çocukken yazdığınız günlüklere 1 yıl sonra baktığınızda "ne salakmışım" dersiniz hani, 9 yaşındayken 8 yaşındaki haliniz salak gibi gelir, 10 yaşındayken 9 yaşındaki haliniz... İşte o durum hayat boyu peşinizi bırakmıyor. Mutsuz oluyorum 22-23-24 yaşında yazdıklarımı okurken. Söylememiş olmayı diliyorum. Hissetmemiş olmayı...

Kızıyorum kendime. Sonra neden kızdığımı sorguluyorum, cevap bulamıyorum. İnsanlar değişiyor, değiştikçe eski halinden nefret ediyor. Normal bunlar. Yaptığınız pek çok şey aslında olmamış gibi davranabilirsiniz. Yeni tanıştığınız insanlara geçmişinizin sadece görmelerini istediğiniz kadarını gösterebilirsiniz. Ama yazarak her birini kayıt altına almışsanız olmamış gibi davranamıyorsunuz. (Yazdıklarımı tanıdığım insanların çok azından sakladığımı da not olarak düşelim. Seçme şansınız olsa hayatınızda hiç olmamasını tercih edeceğiniz insanlar var ya hani, işte tam onları her şeyden olduğu gibi blogumdan da uzak tutmaya çalışıyorum.)

Muhtemelen aralıklarla "Silsem mi?" diye sormaya devam edeceğim ama bu yazılar burada kalmaya devam edecek. Olan oldu, yazılan yazıldı, okuyan okudu vs. Bu saatten sonra silmenin ne anlamı var? Üstelik millet deliler gibi eski yazıları okumuyor ya!

Kendimi anlatırken söylediğim cümlelere bir tane daha ekleyecek bu durumumuz: "25. doğum günümden önce yazdıklarımdan nefret ediyorum ve lütfen hakkımda fikir oluştururken onları temel almayın."

:)


5 kişi de demiş ki:

Godard kadını dedi ki...

geçenlerde çocukken tuttuğum günlüğümü buldum ve bazı sayfalarını tam anlamıyla yırtmak istedim.

insan geçmişte yazdıklarına bakıp ister istemez "ne kadar salakça" diyebiliyor.. ama o günden bugüne ne kadar çok değişmiş ne yollar kat etmiş aslında bunun göstergesi o salakça dediğimiz yazılar.

Cessie dedi ki...

İlkokuldan kalma iki günlüğümü parçalara ayırdım ben de geçtiğimiz yaz. Hep niyetleniyor hiç cesaret edemiyordum. Ne okuyup kabullenebiliyordum o hallerimi ne yok edebiliyordum. En sonunda, belki de bu yüzden kendimle barışamıyorum dedim. Onlar orada durup kendimle olan ilişkimin içine ediyorlar. Baştan sona okudum ve parçaladım.
İleride hatırlamak isteyeceğim hiçbir şey de yokmuş içlerinde.

cips yiyemeyen kız dedi ki...

O yazıları silmek çok acıtıyor benden söylemesi. Ben silmek zorunda kaldım ve bu duruma çok üzülüyorum. Silerken hissettiğim tek şey başkaları yüzünden kendi anılarıma sahip çıkamadığımdı.

misslemon dedi ki...

daha yeni keşfettim blogunu.en baştan başladım okumaya :) bitirelim sonra istersen silersin :)

mcanbaz006 dedi ki...

Sezen aksu yıllar önce söylemişti ya: Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir diye. Yaşayıp yazdıklarından korkma, orada bırak onları, dönüp dönüp bakma ama, unutmaya da çalışma. Acı çekme hatıralarından, bugünün mimarı çünkü onlar.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?