4 Ekim 2012 Perşembe

Yolda giderken...

İstanbul'un bir semtinden bir başkasına gitmek üzere yollardayım. Sen tek başımayım sanıyorsun ama değilim. Sadece bakıyorsun, görmeyi bilmiyorsun ki...

Bak Sait Faik oturuyor yan koltuğumda. Susmuyor. Susmasın da zaten. O konuşurken şarkı söylüyor arka koltuktan Radiohead. "True Love Waits". Bunlar sadece görmek istersen görebileceklerin. Belki daha başka şeyler de vardır hiçbirimizin göremediği ama gittiğimiz her yere beraberimizde götürdüğümüz...

Olmaz mı?

Fatih'ten Unkapanı'na doğru dönüyoruz. Dinle bak ne diyor bu arada:

"Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım istediğim âleme. Dünyayı yeniden kederle kuracağım. Sonra çarşılardan çarşılara, insan sesleri arasında, her şeyi sizinle kurulmuş bir şehirde dolaşacağım."

Kıskanmıyorum seni Sait Faik! 
Bu kadar sevdiğin birini beklemeni kıskanmıyorum!
Üstelik görecek olmanı da!
Ne olmuş gittiğim yerde beni kimse beklemiyorsa ya da ben onu beklemeye gitmiyorsam oraya?

Hem arada bir beni de dinlesene be adam!

"Kimseler aşık değil mi bu şehirde? Kimseler bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?"

Sen bunu sorunca aklıma ne geldi biliyor musun? Hani Hakan Günday söylemişti bir keresinde. Demişti ki: "İnsanların birbirine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyorum. Böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu. Kötü sahnelenmiş bir piyes gibi. Sanki bir insana değil de koltuğa aşık olunuyormuş gibi."

Bizimkiler böyle işte. Sorsan hepsi aşık. Ama aşk'ın yüzünü gördüğün o bir dakikanın değerini sorsan...

Bilmezler, anlamazlar ki.

"Sen olsan?" diye sorma bana. Cevabını bildiğin sorular bunlar.

"Ben senin gelmen ihtimali olan yola gözlerimi dikmiştim." diyor, ben kıyısından geçtiğimiz denizi izlerken. Aklımda bir dünya hayal, bir dünya ihtimal. Hayaller zaten hep güzel de bazen ihtimaller bile güzel! Bu ara...

"Ben size bir mısra söylemek istiyorum. Yağmurlu havalardan, dağ yollarından, katırlardan, çıngıraklardan bahseder mısralar yok mu yeryüzünde?"

O nasıl soru Sait Faik, olmaz mı hiç? Sadece bunlar değil hem. Umuttan, bekleyişlerden, çiçeklerden, İstanbul'dan, ihtimallerden, deniz kokusundan bahsedenler de var. Şimdi aklıma gelmedi ama kesin çikolatadan bahseden de vardır. Müzikten, kitaplardan, nefes almaktan, hayal kurmaktan, tren yolu ardına takılıp çekip gitmekten, uzaklardan, yollardan, yakınlardan, umut edenlerden, umut edilenlerden, rüyalardan...

Var hepsi, bizim söyleyemediklerimiz için...

Mecidiyeköy'e varıyoruz. Kocaman bir kalabalık. Soruyorum Sait Faik'e: "1 dakika görmek için beklediğin o yüzün sahibi yoksa içinde, neye yarar bu koca kalabalık? Ne gereği var?"

"Herkes geçti, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu." diyor.

Yürüyoruz, yavaş yavaş.

Radiohead mi? Hâlâ devam ediyorlar şarkıya, duymuyor musun?

And true love waits
In haunted attics...




*Tren yolu ardına takılma ifadesi tanıdık geldiyse: http://tr.wikipedia.org/wiki/Karpuz_Kabu%C4%9Fundan_Gemiler_Yapmak
*Hakan Günday alıntısı Kinyas ve Kayra'dan. "alıntılar" etiketini takip edersen bir yazıda daha karşına çıkar.

8 kişi de demiş ki:

Sam Scarlet dedi ki...

ah radiohead ne uygundur böyle zamanlara

Bettra dedi ki...

Keyifle okudum....

Sevgiler...

Hayal Kahvem dedi ki...

Ne hoş yazı:) Çok sevdim.

mcanbaz006 dedi ki...

Guzel olmuş ;) Bazen ihtimaller bile guzel, evet :)

Selin dedi ki...

@Sam

Üstelik ben seçmedim, shuffle sağ olsun :)

Selin dedi ki...

@Bettra

Teşekkürler. sevgiler bizden :)

Selin dedi ki...

@Hayal kahvem

Teşekkürler :)

Selin dedi ki...

@mcanbaz006

Hem de nasıl güzel :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?