19 Kasım 2012 Pazartesi

Hani diyorum ki...



Zamanında yaşanmış bazı şeylerden bir film yapsak duyacağımız neredeyse tüm yorumlar "tutarsız" diye başlar, "kurgu ancak bu kadar saçma olabilir" diye devam eder "ne ara her şey değişti, böyle saçmalık mı olur" diye son bulur. Sıralama değişse de içerik değişmez.

Sinemadan anlayanları bir kenara bırak çok ağlatmak ya da çok güldürmek dışında hiçbir iyi film ölçütü bilmeyen izleyici bile dalga geçer arkamızdan. Filme dair "gerçek" bulunan tek şey de esas karakterlerin biri olur. (Hangisi olduğunu hepimiz bilmiyor muyuz...)

Bazen geçmişle gelecek arasına kalın bir çizgi çekebilsek, ikisini birbirinden ayırsak daha kolay olur gibi geliyor. Orada kalıp unutulsalar. Ama kıyamadığım şeyler öyle çok ki, böyle düşündüğüm için kızıyorum kendime. Mesela kahve+poğaça ikilisinin Marmara'nın ağaçları altında üşüye üşüye kahvaltı eden, yine de inatla içeri girmeyen o bir grup insanı anımsatmaması fikri bile üzüyor. 

Aslında kendim için değil daha çok başkaları için istiyor olabilirim bu durumu. Ben kendi sıkıntımı hallettim.

Aklıma her sinema sohbetine Eternal sunshine... diyerek giren insanlar geliyor sonra. Bir de ne zaman geçmiş birini mutsuz etse hemen başlıyorlar bu filmi anlatmaya hani. İzlerken sevdiğim, izledikten sonra nefret ettiğim belki tek filmdir o. Bıktırdınız sevgili insanlar, vallahi yeter.

Neyse, ne diyorduk?

Hımm, aslında bir şey demiyormuşuz.

Bilerek yarıda bıraktığım cümleleri tam bitirmek istediğim şekilde tamamlayabilen birini tanıyorum. Acayip di mi? Güzel bence.

Bazı günler hayat çok güzel oluyor, biliyorsun di mi? Bak bugün mesela. Nasıl güzel... Yaşlanma fikrini sevdim ben bugün ilk defa. Biz yaşlanıyoruz ama hayat hep taze hani, bizim boşluğumuzu hep dolduracak birileri. Umut var hani hep. Daha ne olsun ki?!

Bir de hakkında iyi şeyler düşündüğüm, sonra ortada bir şey yokken (ya da varken) gıcık olmaya başladığım insanlar var ama yazının tam bu kısmına yakışmadılar bence. O yüzden yoklarmış gibi davranalım istersen.

Başa döneyim. 

"Kaybettiğini sandığın
aslında
kazandıklarının
şerefine!"
demişti Kaptan, dün oradan hareketle bin tane şey düşünürken aklıma geldi geçmişi film yapma saçmalığı. Ben saçmalarım ama Kaptan hep doğru söyler. 

Kendime bu kadar işkence etmeden önce aslında neler kazandığımı fark etseymişim daha iyiymiş. Ama o zaman da bugünkü Selin olamazmışım, değil mi?

İnsanın aklının tamamen rahatladığı bir zaman yok, yoktur yani. Çok saçma. Birileri bizi kandırıyor her zamanki gibi. Kafamızı kurcalayanlar hiç bitmeyecek ama azalabilir. Biz azaltırsak...

Biz azaltırız.



0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?