30 Aralık 2012 Pazar

2012'den kalanlar

2012'de izlediğim ve bir şekilde sevdiğim filmleri yazacaktım, sonradan isteğim bütünüyle kaçtı. Birer cümle yazıp geçmek istemiyorum, fazlasını yazacak isteğim, enerjim ve hatta vaktim yok. Şimdilik kalacaklar sanırım bir kenarda. Belki de müzik listeleri gibi film listeli yazılar yazarım bir ara aklıma eserse. Bilemedim şimdilik.

Yazma açısından isteğim kaçtı tabii sadece, film izlemeye süper bir hızla devam ediyorum. Orada bir değişiklik yok.

Dizileri yazacağım önce. Bahsi geçen dizileri birkaç sezon geriden takip ediyorsan okuma bence. Başlayalım. Spoiler olursa söylerim.




2013 yılına giriyoruz, ben Friends'i ilk defa 97'de izlemiştim. İnsan hiç mi sıkılmaz yahu?! Zaman geçtikçe daha çok seviyorum ben bu güzel insanlarımı. Canlarım. Bu yılın özellikle ilk yarısı tamamen Friends ile dolu geçti. Comedymax aynı 2 bölümü gün içinde 3 kez tekrarladı, 3'ünde de televizyonumuz açıktı. İşimiz varsa dinledik sadece, dinleyip güldük. Hep güldük. Nasıl Lost hayatımın doğru döneminde karşıma çıkıp güzel şeylere sebep olmuşsa, nasıl Six feet under bir diziden fazlasıysa ve sonsuza dek listemin bir numarası olacaksa, Friends de öyle diğer dizilerden hep ayrı kalacak. Evet, bu 3 dizi bir tarafa, geri kalan her şey bir tarafa...


Olması gereken yerde ve zamanda bittiği için takdir etsem de içimin acımasına engel olamıyor bu durum. Doktorumu özlüyorum! Muhteşem sezon finallerine bizi alıştırdıktan sonra onlar kadar muhteşem olmayan büyük finaliyle bir kısmımızı hayal kırıklığına uğrattı belki ama ben en azından bitiş şeklinden memnunum. Bu paragraf birazdan sonsuz bir döngüye girecek: "İyi bitti, aslında keşke bitmeseydi, neyse ki iyi bitti, yine de bitmeseydi..." gibi tekrarlara boğulmanızı istemediğimden burada bitiriyorum.

Özledim seni adam!


Bu çocuklar bu yıl da benim en çok sevdiklerim! Supernatural'ın olayı heyecanı, kovalamacaları, korkunç anları falan değil; tamamen karakterleri! Karakterler öylesine güzel şekillendirilmiş ve canlandıran adamlar öyle güzel seçilmiş ki yalnız bunun için bir 20 sezon daha izleyebilirim. Bir gün yapımcıların da inadı kırılacak ve daha fazla Cass, daha fazla Crowley görmeye başlayacağız. İşte o gün her şey daha güzel olacak.

Bu yıl izlediğim tüm dizilerin tüm bölümleri içinde belki de en unutulmazı Supernatural'ın 8. bölümü oldu. House'un 7. sezondan 16. bölümünü nasıl hiç unutmuyorsam, Six Feet Under finali deyince nasıl ilk günkü gibi hissediyorsam bu bölüm de öyle olacak belki... Olabilecek her şey vardı yahu içinde! Hiç bitmesin istedim...

Yılın ilk yarısı Supernatural geceleri bilgisayar başında sabahlama geceleri oldu, Amerika ile birlikte izlemeden uyumadım. Bu da böyle bir anımdır.

Castiel'i seviyorum.


Güzel adamımın güzel dizisi! Amerika'da bu yıl komedi dizilerinin reyting durumları içler acısıyken Go On'un çok izlenmesine seviniyorum, çünkü bu daha uzun süre beraber olacağımız anlamına geliyor. Matthew Perry'nin canlandırdığı Ryan King konunun merkezinde olsa da grubun geri kalanı asla arka planda kalmıyor. Özenle oluşturulmuş karakterler burada da diziyi sevme sebebi. Özellikle Mr. K ileride efsane olacak! Hatta şimdiden o yola girdi bile. Kahkaha atmadığınız anlarda yüzünüzde mutlaka bir gülümseme olması ve sık sık sevimli bulacağınız bir şeyler görmeniz dizinin sevdiğim bir diğer tarafı. Komik olmaya çalışan bir grup insan yok. Hayatın olağan akışı içinde yolları kesişmiş bir grup insanın düştüğü durumlar komik, kurdukları bağ ise çok sıcak. Bu yıl yeni başlayan diziler içinde sanırım en çok bunu sevdim!


İlk sezonun biraz daha gerisinde kaldığını hissettiğim bir sezon izledik geçtiğimiz Nisan ve Mayıs aylarında. En çok kızdığım şey koca bir yıl içinde yalnızca 2 ayımızın Game of Thrones ile geçmesi. Ama kızsak da yapacak bir şey yok. Game of Thrones bu bahsettiğimiz. Elbette izleyeceğiz!


Yeni başlayanlar içinde "en sevdiğim" diyebileceğim bir diğer dizi: The Newsroom! Bir gece vakti 1. bölümünü izlemeye yeni başlamışken sonraki bölümler için torrent'a saldırışım bugün gibi. Azalmayan heyecanı dizinin en sevdiğim taraflarından biri. Bir diğeri esas karakterlerimiz Will ve MacKenzie'nin nefretle aşk arasına sıkışmış gibi görünen ilişkisi. Sadece aşk ya da sadece nefret izlemekten sıkılıyorum. The Newsroom'da gördüğüm şey tamamen gerçek hayatta gördüğüm şeye benziyor. Her aşkın içinde biraz nefret yok mudur hem... Sevdiğim bir diğer şey Jim, Maggie, Sloan ve Don'ın durduğu o yanlış noktalar ve bunu düzeltmeye çalıştıkça daha çok batmaları belki. Umutları ve hisleri öylesine gerçek ki...

Karakterleri bir kenara bırakalım. The Newsroom adından anlaşılabileceği üzere bir haber merkezinde geçen koşturmayı merkezine alıyor. Kovaladıkları haberler Amerika'nın yakın zamanda gerçekten yaşadığı hikayeler. Bu sırada "yandaş" olmaları için sıkıştıran patronlar ve buna rağmen bildiğini okuyan (bunun için zaman zaman çeşitli işler çevirmek zorunda kalan) çalışanlar ideal olan ama gerçek dünyada neredeyse hiç var olmayanı anlattığından da hoşuma gidiyor belki izlediğim şey. Neyse işte, bu diziyi çok fazla seviyorum. 2012 favorilerim arasında bunun yeri ayrı.


Bu yıl bitirdiğimiz dizilerden bir diğeri: Eureka. imdb'de hem "sci-fi" hem "comedy" yazdığı için mi ilgimi çekmişti bilmiyorum. Ciddi bilimkurguların yanında güzel bir alternatif, film/dizi sitesi ağzıyla konuşursak: "keyifli bir seyirlik". Bitti ama sanki açık kapı bırakarak bitti. Belki bir gün...

En sevdiğim tarafı şu: 
Bu dizide her şey mümkün! 


"Yahu bu Modern Family'de ne var? Neden bütün ödülleri bu dizi alıyor?" merakı sonucu başladığım dizinin daha 2. sezonundayım. TBBT varken neden bütün ödüller bu diziye gidiyormuş artık biliyorum. Hatta People's Choice'ta oy verirken bütün oylarımın bu diziye gittiğini inkar edecek değilim.

Yine en sevdiğim şey: Komik olmaya çalışmayan, hayatın akışı içinde komik olan bir dizi Modern Family. Birkaç karakteri öne çıkarıp anlatayım istiyorum ama seçemiyorum. Birinci sezonda komikti, ikinci sezonda karakterler daha iyi oturunca daha komik oldu ve en güzel tarafı şu an izlememi bekleyen neredeyse 50 bölüm var! Phil, Manny, Gloria, Jay, Alex, Luke ve Cam favorilerim, oh be, seçtim rahatladım! :)

Geliyoruz "Ne yapıyorsunuz arkadaşım böyle yaa!" bölümüne. "Daha bozmaz dedik ama bozdu" bu arkadaşlar. Her hafta biraz daha bozuyorlar. İşte onlar:


TBBT deyince akla ilk gelen şey Sheldon Cooper değil mi? Sheldon dizinin en komik insanıdır, hatta diğerlerini at bir kenara sırf bu adam için bu dizi izlenir. 

Peki sen Sheldon'ı Sheldon yapan her şeyi geri plana atıp adamın bütün komikliğini aşk-meşk sığlığına indirirsen ne olur? 

Dizi komik olmaktan çıkar. 

Sinirleniyorum çünkü bu diziyi çok seviyorum. Sevmeye devam edebilmem için her konuşmayı cinsel boyuta çeken, kendini her fırsatta Sheldon'ın önüne atan sevimsiz karakter Amy gitmeli. Sheldon karakterini öldürdünüz o kızı dahil ettikten sonra. (Howard'ın evlenmesine kızıyor muyum hiç bak! Sinir bozucu sapıktı eskiden, şimdi komik oldu. Ama Sheldon'a yazık ediyorsunuz eyyy yapımcılar!)


2012'de her hafta biraz daha bozan dizilerden ikincisi "Once Upon A Time". Özellikle son iki haftaki bölümler beni ekran karşısında öldürdü. Snow'un ağlak bakışları, Henry'nin "sezercik aslan parçası" tavırları, stv dizisi tadında mesajlar vs. 

Ne yapıyorsunuz kuzum siz? Ne güzel başlamıştı bu dizi halbuki! Sırf masallar var diye bile sevebilirdim sizi, şimdi sizin yüzünüzden masalları sevmeyi bırakacağım!

Lütfen.
Toplayın kendinizi.


Biz "daha da bozmaz" dedikçe daha da bozan dizi olarak kocaman bir alkışı hak eden dizi! İşte o! Fringe. Hiç unutmam, seneler evvel J.J. Abrams yeni diziye başlamış dediler, merak edip izledik. Sanırım 5. bölümdeydi ben başladığımda. İyiymiş deyip takibe başladık. Epey arkadaşa da tavsiye etmişliğim var gaza gelip. İlk 2 sezon iyiydi. Sonra bir bozmaya başladı önünü alamadık. Bu sezon da "bitiyor nasılsa, bunca sene izledim bitireyim" diyorum, ona bile tahammül edemiyorum. İlk zamanlar oyunculuklar, kurgu, konu vs hususlar hakkında dizinin zayıflıklarını gözüme sokmaya çalışan arkadaşlara epey kızmıştım. "Tek güzel tarafı Walter Bishop" dediklerinde de kızmıştım. 2012'nin bu son günlerinde sizi sevgiyle anıyor ve özür diliyorum dostlarım. Meğer siz haklıymışsınız.

5. sezondan yeterince bölüm izleyip işkence ettim kendime (sanırım 7 bölüm), finali izleyip tarihin karanlık sayfalarına gömerim kendisini diye planlıyorum. Tek sorun şu ki finali izlemeye tahammül edebilecek miyim bilemiyorum.

(Başladığım şeyi yarıda bırakabilmeye alışmalıyım!)

"Olmamış bu" serisi:


Matt LeBlanc'ı nasıl sevdiğimi anlatacak sözcük henüz yok. İşte sırf bunun için bu diziye dayanmaya çok çalıştım. Olmadı. Zorlama karakterler, zorlama bir konu. Dakikalar geçmiyor izlerken. Bıraktım ben de. Matt LeBlanc'a rağmen bıraktım. Hatta daha da tuhafı Friends spin-off'u olan Joey'i de izleyememiş ve bırakmıştım yine böyle sıkılarak.

Yine de seviyorum seni adam!

Charlie Sheen'e rağmen sevmeyi başaramadığım bir de Anger Management var 2012'den kalan. Olmadı. Zorlamadım.

Aslında ilk bölümlerini beğendiğim ama devam etmeyi başaramadığım bir adet Revolution var, onu da geride bıraktık. Döner miyiz bilmem.

Selin için 2012 "dizilerde" böyle geçmiş. Belki başka listeler de gelir, belki gelmez. Bekleyelim...

Görüşürüz.

1 kişi de demiş ki:

Poliganum dedi ki...

Ahh Friends! nasıl seviyorum anlatamam.tekrar tekrar izliyorum özlem gidermek için.daha iyisi gelir mi bir gün bilemiyorum.
Go On'u da sırf Matthew Perry için izlemeye başladım ama iyi gidiyor.
TBBT hakkındaki görüşlerine de kesinlikle katılıyorum.vee Fringe...Final sezonu olduğu için biraz üzülüyorum sanırım bu yüzden eksikliklerini görmüyorum pek.ama dediğin gibi sıkmaya başlamadı desem yalan olur.daha doğrusu ilk iki sezonda uğraştıkları şeyin dışına çıktılar.sanki konudan konuya zıplıyorlarmış gibi gelmeye başladı bir süre sonra.ama özellikle yayınlanan son 2 bölümle biraz toparlamaya başladılar.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?