10 Aralık 2012 Pazartesi

Şiirli...



Resim yapamadığıma üzüldüm hep. Gerçeğin birebir kopyası kara kalemler çizebilmeyi değil, yağlı boya tabloları hayal ettim. Olmadı.

Bir de şiir yazamamanın hüznü var ara ara gelip giden. İlk ve son şiir denememi 6. sınıfta yapmıştım. Tam iki sayfa. Az sözcük kullanamıyorum ben, cümlelerim hep uzun olsun istiyorum. Sıkıntı orada belki. Yazmaya kalksam 3 Han Duvarları uzunluğunda bir şey çıkabilir ortaya.

Bir de 3 cümleyi bir araya getirmekle büyük iş yaptıklarını sanan insan milletinin o korkunç "eser"lerini görmek beni bu işten soğutuyor olabilir. Belki benim yazdığım daha da kötü olur...

Sözcüklerin beynime bir anda üşüşmesiyle ilk şiir denememi 6. sınıfta yapmıştım dedim ya, o dönem sıra arkadaşım olan bir kız vardı. Kim bilir ne olmuştu da küsmüştük. (Kişisel tarihim saçma sapan sebeplerle küstüğüm insanlarla dolu.) Ona dair en net hatırladığım şey masayı çekerken kazayla koluma çarpması, o an benim su içiyor oluşum ve üzerime biraz su dökülmesi, bunun üzerine benim dönüp bütün şişeyi başından aşağı dökmem şeklinde bir olay. Küsme sebebimiz de kesin bendim, sorun onda değil bende. Aslında onda da biraz olabilir. Neyse.

Bu sıra arkadaşım da şiir yazarmış meğer. O yaşta yazmayan kaç kişi vardır ki?! Küs olduğumundan dolayı haberim yok tabii, ilgilenmiyorum ya ne yaptığıyla. Ön sırada dünyanın en sevimsiz insanı olan en yakın arkadaşım oturuyor. Cidden ben insan seçmekten anlamıyorum! Neyse. Bu küstüğüm kızcağız en yakın arkadaşım olan sevimsize şiirlerini okuturmuş ben yokken. 

Ben yazarken sevimsizler kraliçesi döndü ve ne yaptığımı sordu. "Şiir yazıyorum." dedim. Başıyla yanımdaki kızı işaret ederek "Ondan mı gördün?" dedi.

Soruya bak.

Aptal!

Acaba o olay mı uzaklaştırdı beni şiir yazmaktan... Bilemedim bak.

(Dedikodu bölümü: Kızla aynı yerde oturuyoruz, yolda görsem görmemiş gibi yapıyorum. Facebook'ta nezaketen bile eklemiyorum. Çok haklı sebeplerim var. )

Şiir diyorduk.

Bu ara önce şiir okuma isteği geliyor geceleri. Sonra "ben yazmalıyım" diyorum. Başlamaya bile cesaret edemiyorum.

Şiir sitelerine dalıyorum sonra, oradan oraya atlayıp zıplıyorum. Bu gece de öyle dolaşırken Attila İlhan'ın en sevdiğim şiiri çıktı karşıma. "Yağmur Kaçağı". Bu kadar güzelini yazamayacaksam yazmanın bir anlamı yok gibi geldi... 

Hazır David Gilmour "Je crois entendre encore" söylemeye başlamışken ben bu şiirle uyuyayım...



elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
...

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?