30 Ocak 2012 Pazartesi

Öyle işte


Kar bazı yerlere daha güzel yağıyor. Daha çok yakışıyor.


Bu akşam ellerim ceplerimde, karın altında hızlı hızlı yürürken bir kere daha düşündüm aynı şeyi. Kendimi en iyi hissettiğim yerde... Aynı zamanda en kötü hissettiğim yerde...


Kesinlikle en çok sevdiğimde...

29 Ocak 2012 Pazar

Hayat bazen de böyle

Dün baktım kar yağıyor, üstelik benim de yapacak daha iyi bir işim yok; tumblr hayatı yaşayayım dedim!


Tumblr deyince aklına kahveli, kitaplı, karlı fotoğraflar gelmeyen az kişi vardır. (kullananlar arasında elbet.)


Perdeyi sonuna kadar açtım dışarıyı görebilmek için, bir battaniye aldım üstüme. Yanıma aldığım sehpanın üzerinde havuçlu kek, üstü marshmallow köpüklü bir fincan kahve, kocaman bir çikolata... 


Yapılacak son iş kitap seçimi. Okumakta olduklarımdan birini yakıştıramadım ortama, yeni birine başlamaya karar verdim. Rafa bir Marquez kitabı almak için uzanmıştım ki aklıma başka bir kitap geldi. Uzun zaman aradığım, geçen yaz sonunda bulabildiğim bir kitap. (http://slnnn.blogspot.com/2011/09/sahaf-festivali-ziyaretimiz.html)


Aslında bulması öyle zor da değilmiş hani. YKY yayınlamış yakın zamanlarda ama ben diğerini aldıktan sonra öğrendim. 


Başındaki nota göre 1973'ün ocak ayında biri bu kitabı bir başkasına hediye etmiş.
39 yıl sonra yine bir ocak ayında da ben okumaya başlayacakmışım.


1 sayfa daha çevirdiğimde bir şey fark ettim. Bu fark ettiğim şeyin benim için ne ifade ettiğini anlatabilmek için önce biraz daha bilgi vermeliyiz. Ben yabancı dil öğrenmenin en çok o dilde yazılan klasikleri yazarların kendi kelimeleriyle okuyabilme tarafını sevdim. Sırf bunun için bildiğim diller arasında bir Rusça olsun istedim uzun yıllar boyu. Henüz olmadı ama hala aklımın bir köşesinde...


Lisede okuduğum ilk Rus klasiğiydi Suç ve Ceza. Bitirip kapağını kapattığımda hiç bilmediğim bir dilde yazılmış bu muhteşem eseri okumamı sağlayan çevirmene teşekkür etmiştim sessizce. Aradan uzun zaman geçti, üniversite bitti. Öğretmenlik başladı. İşte o zaman da Suç ve Ceza'yı okuyabilmemi sağlayan o insan her kimse onun yaptığı işi yapmak istedim. Şu an yüksek lisans çalışmaları tam bu yönde işte. Tam da bu hayalin peşindeyim.


Hayatımda ilk defa uğraştığım şey beni mutlu ediyor. Yaptığım işe dair kabuslardan sıçrayarak uyanmıyorum. İlk defa...


Bu noktadan düne dönüyoruz tekrar.


İkinci sayfada çevirmenin ismini görünce ilk sayfadaki notu yazanın aynı kişi olduğunu fark ettim. Kendi çevirdiği kitabı hediye etmiş bir başkasına :) Tam da bir gün yapmayı umduğum şekilde... 


Bu kitabın herhangi bir baskısını bulabilecekken, hatta sık sık uğradığım Taksim YKY şubesinde kendisini görebilecekken olmadı. Sahaf festivalinin herhangi bir günü, tam çıkmak üzereyken bir sepet dolusu kitabın en üstünde herhangi bir tanesi değil, tam da bu, çevirmenin imzaladığı kitap bekliyordu beni.


Belki yeniden hayatın bize gönderdiği işaretlere inanma zamanım gelmiştir...


25 yaşına geldiğimde öğrendim kendi mutluluğuma sıkı sıkı asılmam gerektiğini, sadece oturduğun yerden sızlanarak mutluluğun sana gelmediğini...


Belki hayatta görüp görebileceğim tek mutluluk budur, bilmem. Ama asıldım bu kez, fena asıldım hem de. 1 yıl sonra "uff istediğim bu da değilmiş" deme ihtimalim her zamanki gibi var ama olsun.


Rastgele!

27 Ocak 2012 Cuma

Kendime Not-4



Ne kadar zaman ayrı kalırsan kal bir araya geldiğinde bir gün önce ayrılmışsın gibi hissettiğin insan var ya, işte onu hep yakınında tut.


Aradaki kilometrelerin bir anlam ifade etmediğini öğrenmedin mi daha?


"Dostluk" diye bir şey mümkünse şayet, hayat boyu birilerini tutabiliyorsa insanlar yanlarında, sen onu tut. Onlarca "olmasa da olur" türünden arkadaş yerine 2-3 tane "olmazsa olmaz" yeter de artar bile.


Hayat değişiyor, bir araya her geldiğimizde kocaman değişiklikler oluyor ama biz hep aynı insanı buluyoruz karşımızda. Daha ne isteriz?

24 Ocak 2012 Salı

Kendime not-3



Bir insanı yeni tanıdığında ona dair bir şeyler seni gerçekten rahatsız ettiyse bırak gitsin. "Elbet iyi bir tarafı" vardır diye düşünüp sevmeye çalıştıkça o bir şekilde kendisinden nefret ettirecek zaten.


Hem öğrenmemiş miydik insanlardan beklentimiz ne kadar düşük olursa o kadar az hayal kırıklığına uğrayacağımızı...


Karşındaki belli ki fazlasıyla kötü niyetli! Sen içindeki iyiliği aradıkça o kötülüğünü sunuyor sana. Bırak gitsin. Gereksiz insanlar sadece mutsuzluk getiriyor. Daha fazla mutsuzluk gerekli mi sahi?


(Nefret ettiğim türde insanlar nereye gitsem beni bulur, kurtuluşum yok.)

23 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni bir şey yok...

Bazı geceler,


eğer konuşmayı istediğin tek insanla konuşamıyorsan,


başka biriyle konuşmanın hiçbir anlamı olmuyor.


Bkz. 23 Ocak 2012.




Ayrıca ne hakkında büyük konuşmuşsan, neyle dalga geçmişsen başına geliyor. "Asla yapmam" dediklerimizi de unutmayalım.


Tecrübeyle sabit.


Bu da şarkımız olsun: http://fizy.com/s/1ajb03

22 Ocak 2012 Pazar

Black Coffee

Bu şarkıyı dinlerken hayal ettiğim şeyi anlatıp kendi hayalinizi kurma fırsatını elinizden almayacağım. Ama bu şarkı burada dursun istiyorum. 


Gün boyu beynimin içinde çalarken iyi bildiğimi sandığım, belki de aslında bilmediğim şeyler anlatıyor bana. 


Elimde koca bir fincan kahve, sütsüz-kremasız-şekersiz. Sevdiğim gibi... Sevemediğim ve bir türlü alışamadığım bu günler geçsin diye bekliyorum.


20 Ocak 2012 Cuma

Kısacık-26



* Bazen yaptığımız her şey çok anlamsız geliyor, kocaman dünyada pek az şeyi değiştirebilme kudretine sahip (belki o kadar bile değil) minicik canlılarız. Nedir yani, niye uğraşıyoruz?


* Eğer hayat adilse ve hak ettiklerimizi yaşıyorsak tahmin ettiğimizden çok daha kötü insanlarız demektir... Üzücü.


* Gelen postaları biriktirip 15-20 günde bir bize uğrayan, buna rağmen utanmadan "bugün de size çalıştım hee" diyebilen bir postacımız var. Çok şey getirmişmiş. Biriktirmeseydin o zaman.


* Kimse kimsenin ne yaptığıyla ilgilenmiyor biliyorum ama şayet goodreads ya da last fm kullanıcısıysanız ekleyiniz lütfen. Yeni kitaplar ve müzikler keşfetmek için sizlere ihtiyacım var :p (goodreads , lastfm )


* Başka birinin herhangi bir eşyasını almayız. Neden? Çünkü biz hırsız değiliz. Ama başka birinin fikrini çalarız, bu hırsızlık değil. Bize haksız manevi kazanç sağlayacak şeyler yapmamız da sorun değil. Hak-hukuktan bahsederiz ama bu hakkına girmek falan olmuyor tabi. Sadece maddi bir şey söz konusuysa hırsızlık kapsamına sokuyoruz. Böyle de ikiyüzlü insanlarız, evet.


* Sadece okuduğu kitaplara değil okuduğu gazetelere de bakıp fikir sahibi olabilirim insanlar hakkında. Aslında biraz gözlemle herkesin yapabileceği bir şey bu. Bana bahşedilmiş özel bir yetenek falan değil. Hatta sorduğunuz çok basit gibi görünen sorulara nasıl cevap verdiğine bakarak da çok sağlam fikirler edinebilirsiniz. (Ne tür müzik dinlersin, ne tür kitaplar seversin gibi basit sorulardan bahsediyorum.)


* Öğretmen olmaya çalışırken okuduğum bütün psikoloji makalelerinden işe yarar ne öğrendiysem hepsini günlük hayatta bir yerlerde kullanmaya çalışıyorum ve gerçekten işe yarıyor. Bir işe yarasın okuduklarımız di mi?


* Mezun olduğum okulun bir bölümünden (hangisi olduğu bana kalsın) mezun 4 kişi tanıyorum. Ortak özellikleri şu: Evlat olsalar sevilmezler! Acaba bölümün ön koşulu mu bu yoksa o bölümden çıkınca mı böyle olunuyor?


* "Twitter kapanırsa facebook'a geri dönerim" diyenler varmış, bir plan yapıp twitter kapanmış gibi davranalım bence.


* Ben de bu arada facebook hesabımı kapatayım mesela. Okul haberlerini bana güvercinle yollasınlar. İlkokul arkadaşlarımı zaten aramıyorum.


* "Jakob Dylan-Valley of the low sun" yazının şarkısı olsun. "Genler önemli" diyelim. Babanız Bob Dylan olunca müziğe yeteneksiz olamıyorsunuz herhalde.

19 Ocak 2012 Perşembe

Adalet?

Herkes için adalet istemiştik hani. Dün gördük ki öyle bir şey mümkün değil, en azından bu ülkede... (Hrant Dink'in öldürülmesi davasından bahsettiğimi söylemeye bilmem gerek var mı...)


Bugünün sorumlularının da bir gün adalete ihtiyacı olacak, işte o gün dilerim ki adalet hakkıyla işliyor olur bu ülkede. Hak ettiklerini sonuna kadar almalılar. Eksiksiz şekilde.


7 yaşında çocuğun "x bence suçlu/suçsuz" demesi benim için koca hakimlerin verdiği kararlardan daha değerli. Çocuk en azından gördükleri üstünden yorum yapıyordur. Kuklası değildir kimsenin. Kendince sebepleri vardır öyle düşünmesinin, "dün bize yaptıklarını bugün biz onlara yapacağız" diye düşünmez (böyle bir cümle kurdu biri, akıllara ziyan.), okyanus ötesi deyince kimden bahsedildiğini bilmez, akrabalarını zengin etmek için ihalelerdeki tüm rakipleri uydurma suçlarla içeri tıkmayı düşünmez. Kendilerini övmeyen gazetecilerden, tepki gösteren öğrencilerden intikam almak için akla hayale sığmayacak işler yapmaz. Dürüsttür özetle. O çocuk faşizm nedir bilmez... Ermeni, Türk, Kürt, Hristiyan, Yahudi, çok afedersiniz Rum diye ayırmaz insanları. Birine yapılana tepki gösterip diğerine aynı şey yapıldığında "oh olsun" demez.


İstemediklerini, çıkarlarına ters düşenleri, kendilerine boyun eğmeyenleri bir bir yok eden (kimini tutuklayarak, kimini karalayıp kamuoyunun nazarında değersizleştirerek...) o adamlara bir gün adalet lazım olacak. Umarım en kısa zamanda...

17 Ocak 2012 Salı

Bitti kalem, doldu defter...



Hastaneye yatış haberini aldığımdan beri twitter başındayım, ödüm kopuyor kötü haber gelecek diye, sormaya korkuyorum ama hep bir haber bekliyorum. En azından bir haber. Her yeni bildirim içimi ürpertiyor.

13 Ocak oluyor işte sonra. Saat tam 20.48'de KFY grubunun hesabından "başımız sağ olsun" mesajı beliriyor ekranda. İnanmak istemiyorum. Diğerleri geliyor ardı arkası kesilmeden. Aylardır yalan haberlerinden tiksindiğim ve tamamen takibi bıraktığım gazetelere, haber sitelerine bakıyorum bir umutla.

Sonra onlar da başlıyor bir bir yazmaya: 

"Türk futbolunun Ordinaryus'u vefat etti."

Saat 8'miş bu diyarı terk ettiğinde, ben 48 dakika sonra almışım haberi meğer. Saat 8'de gülerek yemek yiyor oluşum aklıma geliyor, utanıyorum kendimden.

Fabrika ayarlarıma dahil olarak gelmiş Fenerbahçe benim hayatıma, "Nasıl X takımlı oldun" sorularına verecek afili cevaplarım yok başkaları gibi. Aynen onun gibi Lefter'i ne zaman nasıl tanıdığımı da bilmem ama tanırım işte ezelden beri. Belki babamdan, belki büyük babamdan...

Zemini çamurla kapılı sahalardaki o maçları hiç izlemedim ben. Hayal meyal de olsa hatırladığım maçlar 90'lı senelerden kalma. Hem Lefter'in futbolculuğunu anlatmak ne haddime! Gözümle görmüş bile olsam bildiğim hangi kelime yeter ki anlatmaya?

Duyduklarımdan bir Lefter sevmiştim küçükken, biraz büyüdüm okuduklarımla daha çok sevdim. Sonra gördüklerim... Sarı-lacivert'e bakarken gülümseyen o adam, Fenerbahçe derken gözlerinin içi gülen, sırf Fenerbahçe'nin renkleri diye tüm sarı-lacivert takımlar kazansın isteyen adam... "Saf sevgi" ifadesinin ne anlama geldiğini ondan Fenerbahçesini dinlerken öğrendim.

Ama sonsuza kadar bu dünyada kalacağımızı sanma hatası yapıyoruz ya hani, hep istedim adaya gitmeyi ama hiç gitmedim. Gidilirdi elbet bir gün. Bir gün de yanına oturup öyle dinlerdik anılarını...

Olmadı.

2012'den 13. gününde nefret ettim. Yüzünü hiç görmediğim ama her gün gördüklerimden daha çok sevdiğim insanlarla birlikte ağladım ekran başında. "Çubuklu bize emanet" dedi yıllar sonra küçüklere "ben onu izledim" diye gururla anlatacağım adam, o ana kadar ağlamayan kalmışsa da o an film koptu.  Uzaklardan selam etti bir diğer "can", odamda resmi yıllardır asılı duran adam "beni bu yüzden seviyorsun" dedi sanki.. Hüzün gurura karıştı, daha fazla nasıl sevsem bilemedim...


Pazar sabahı da ona veda etmeye gittik mabede. Yüzlerden düşen bin parça, dillerde anılar... Seneler önce futbol izlemeyi bırakmış, çocukluklarına dair kalan son kahramana veda etmeye gelmiş farklı takım taraftarı yaşlılar...

Getiremedim "bitti kalem"den sonrasını. Saracoğlu'nun çimlerine futbolcuların omzunda geldiğinde çöktüm kaldım tribünde. 2 gün önce bilgisayar başında beraber ağladığımız insanlarla tribünde omuz omuza ağladık bu kez... Canımız yandı, koca bir parçamızı uğurladık onunla birlikte bu dünyadan.

Azrail 2012'nin 13. gününde Lefter'i aldı bizden. Her Fenerbahçeli'nin kalbinin kocaman bir parçasıyla beraber... Yaşarken onu izlememiş binler üzerlerinde çubuklular, gözlerinde yaşlarla haykırdı sesleri kısılıncaya dek..

"EFSANELER ÖLMEZ LEFTER"

Çubuklun sahalardaki, salonlardaki, pistlerdeki binlerce evladına emanet... Tribündeki, sokaktaki, dünyanın herhangi bir yerindeki milyonlara emanet... 

Dün gece sen değil miydin o sahadaki çocukların canla başla mücadele etmesinin sebebi? Golden sonra tribüne koşan sen değil miydin...

Burada olacaksın hep, sarıyla lacivertin sevildiği her yerde. Çünkü ölmez efsaneler...




İlk görsel ve daha fazlası: http://okulacik.blogspot.com
İkincisini ben çektim.
Üçüncü: www.fenerbahce.org

8 Ocak 2012 Pazar

Gece saçmalaması

"Orada mısın?
Seni görmek istiyorum.
Seni görmeme izin ver.
Sadece kal.
Ben uyuyana kadar..."
demiş bir filmde. Unutmuşum.




Öyle aklıma geldi.


Yetmezmiş gibi bunu yazarken twitter'da "Özlemek ölmekten iki harf fazla be çocuk." çıktı aniden. "Hayat tesadüflerle dolu" demişlerdi di mi?


Ya evet.


Tesadüf.


Oldu o zaman.

6 Ocak 2012 Cuma

Her şey normal





Biliyorum artık bazı şeyleri.


Mesela kar yağışları eskisi gibi mutlu etmiyor beni, etmeyecek.


Birileri sevdikleri şeylerin peşinden gitmek yerine ellerinde olanlarla yetinip hayatları boyunca mutlu numarası yapacaklar, ben bunu yapmadığım ya da yapamadığım için bir dünya laf işiteceğim. (Arkamdan söylenenler hariç)


Mutlu olmak denen bir şeyin gerçekten olduğuna inanmayacağım mesela. Varsa da 3 dakikada biten bir şey işte.


Hep aynı şeyi arayacağım hayatım boyunca. Hayatımın uzak senelerinden birinde bir günlüğüne yakaladığım o sonsuz huzuru.
Bulamayacağım.


Bulsam da eskisi gibi olmayacak.


En sevdiklerimin, beni en çok sevenlerin bir sabah arkalarında koskocaman bir boşluk bırakarak hayatımdan çekip gitme ihtimalleri olduğunu bilerek yaşayacağım mesela. Çıkmayacak aklımdan.


"Budur" dediğim dostlar sağlam kazık atacaklar giderken. 


Bir arada olmak için yaratıldığımıza inandığım insanlar bir sabah yok olacak.


Kendini kandırmak dünyanın en anlamsız şeyi. 
Sanırım bu dünyaya mutlu olmaya gelmedik. Hayat çok istediklerimi önemini tamamen yitirdikten sonra bana vererek dil çıkarıp kaçan yaramaz çocuk tavırlarını sürdürecek.


Nasıl istersen öyle olsun dostum. Umurumda değil.


Melis Danişmend'in güzel sesi eşliğinde her şeyi olduğu gibi kabul ediyoruz şimdi. İsterseniz katılın ya da istemezseniz katılmayın, ne bileyim işte.


Hepimiz en az bir kere
"Çok eğleniyorum" taklidi yapmadık mı?
Her şeye dışarıdan bakıp 
İçerideymişiz gibi kahkaha atmadık mı
Hepimiz en az 1 kere 
"çok seviyorum" taklidi yapmadık mı
Eski bir yüzü unutmak için 
yeni yüzlere bakıp pişman olmadık mı?
Günahsız hayat var mı?
Hatasız biri var mı?

Her şey normal
Hepsi normal bu hayatta
anladım.

Hepimiz en az bir kere 
"çok masumum" taklidi yapmadık mı?
Şeytanla iyi dost olup 
meleklere de arada göz kırpmadık mı?
Günahsız hayat var mı?
Hatasız biri var mı?

Bu kadar zaman kendine eziyet çektirip
Sonra anlıyorsun her şey normal.

("çok seviyorum" taklidi hariç her şeyi yapmışımdır.
Yaparım, yapacağım. İnkar etmek manasız.
İnsanlar böyle şeyler yapıyorlar, evet.
Bu benim mutsuz halimden çok umursamaz halim.
Mutsuzu biraz daha kötü.
Umursamazı idare eder.)

http://fizy.com/s/2b7jcb

5 Ocak 2012 Perşembe

Seni hiç sevmedim 26!


Yeni yaşıma şu fotoğraftaki arkadaşlarla girdim az önce. Tabi buradaki gibi düzenli durmuyorlar, daha çok "her tarafa dağılmışlar" diyebilirim şu anki durumları için...


Böyle başlayan bir yaştan hayır gelir mi?








Göreceğiz.

3 Ocak 2012 Salı

Tolkien 120 yaşında!



"O olmasa hayatım çok farklı olurdu" dediğimiz insanlar var ya hani, işte en önemlilerinden bir tanesinin doğum günü bugün. John Ronald Reuel Tolkien, 120 yıl önce bugün doğmuş.


Bazı şeyler kıyas kabul etmez. Hobbit'in yayınlanmasının üzerinden tam 75 yıl geçmiş. 75 yıl önce saygın bir profesörün böyle bir dünya kurup başına geleceklere bakmadan bunu insanlara sunabilmesi bambaşka bir durum. 2000'lerde yazılmış herhangi bir şeyle kıyaslamak absürt ötesi. (Büyücüleriniz, vampirleriniz, zombileriniz sizin olsun. Ben sadece hobbitlerimle mutluyum!)


Wikipedia'dan bir cümle: "Oxford'da profesör olan Tolkien'dan nasıl olur da bir masal kitabı çıktığını sorgular bazıları." Bilmem bu cümle neyi kastettiğimi anlatabildi mi :)


Hani gerçek dünyayı her geçen gün biraz daha fazla reddediyorum ya, olur da bir gün tamamen reddedersem bu gerçekliği, aklımı tamamen kaçırırsam yani... İşte o gün Orta Dünya'da bana da yer açar mısın güzel adam?


Bak her an orada olabilirim. Bugün-yarın.


İyi ki varmışsın da "bu dünyada güzel şeyler de oluyor" diyebilme sebeplerinden olmuşsun...