26 Mayıs 2012 Cumartesi

Kendime Not-6



* İmkansız diye bir şey var. 


Hatta başka insanların hayatlarında çok sık gerçekleşebilen ya da aslında çok zor olmayan şeyler bile bazı insanlar için imkansız. Olmayınca olmuyor.


* Yaşadığının farkında olmadan geçirdiğin her zaman dilimi yalnızca senin için kayıp. Bak koskoca bir ay geçti gitti, farkına bile varmadın değil mi?


* Mayıs aylarına dikkat! Hatta mayıs gelince korkmaya başla sen yavaş yavaş.


Hayatımdaki kötü dönemlerin büyük çoğunluğunun mayıs ayına denk gelmesinin bir sebebi olmalı. Senden nefret ediyorum mayıs!

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Doktorumuza veda






8 yıllık hikayenin sonu bu gece.


Özleyeceğim çok...


16 Mayıs 2012 Çarşamba

İşimize nasıl gelirse...



Hatırladınız değil mi bu fotoğrafı?


Ne çok insan paylaştı blogunda, facebook duvarlarında, başka yerlerde... Ne çok insan sövdü di mi "başımızdakiler neyi görmemizi istiyorlarsa bize o gösteriliyor" diye, "basın kasıtlı olarak gerçeği çarpıtıyor" diye, "aldatılıyoruz" diye...


Şimdi "gazeteler öyle yazdı" diyenlerin, "x gazetesi canım, koskoca x yalan mı yazacak" diyenlerin, "ben haberlerde gördüm, böyle olmuş" diyenlerin büyük kısmı yukarıdaki paragrafta bahsi geçenlerle aynı kişiler, di mi?


Olayları "işlerine geldiği gibi" yorumlayınca, olaylara karşı takındıkları tavır kurbanın kim olduğuna bağlı olarak değişince çok tatlı olduklarını söylemek istedim kendilerine. Bu yazının tek amacı o.


Sevgiler... Ayrıca iyi uykular. Üstünüzü iyi örtün, üşümeyin.

11 Mayıs 2012 Cuma

Durum beyanı

2012 iyi başlamadı. İyi başlamadığı gibi her geçen gün biraz daha kötüleşmeyi de başardı. Özellikle nisan ayıyla birlikte başlayan dönem gerçek bir kabus. 

Kabuslar zincirinin son halkası geçtiğimiz hafta evimizden bir kişinin eksilmesi oldu. Vefat ettiği günün sabahına kadar hiçbir şeyi yoktu babaannemin. Öyle diyordu doktorlar. Aynı gün öğlen saati "geç kalmışsınız" dediler. Yine aynı doktorlar... Sanki 5 ay önce, 2 ay önce, 1 hafta önce ve 1 gün önce muayene edip "sağlıklı" diyenler başkalarıymış gibi...

Tam 7 gün önce de yeğeni vefat etmişti, 34 yaşında... İnsanlar bitap. 2 haftadır en çok söylenen ve duyulan cümle "başınız sağ olsun". Öte yandan tekrar tekrar her ikisinin de nasıl ve neden öldüğünü sormaktan zevk alan bazı geri zekalılar gidip geliyor... Sanki her ayrıntıyı bilince başları göğe erecek!

Öldüler işte be, sana ne gerisinden!! İnsanlar zaten üzgün, gözlerinin önünden gitmiyor o son günler. Niye anlatmak zorunda bırakıp acı çektiriyorsun?!

Mesajlar geliyor oradan buradan, görüp anında unutuyorum. Birileri arıyor ama duymuyorum ya da açamıyorum. Dönmeye çalışacağım bir ara ama önce aylarca sürecek bir uykuya ihtiyacım var dinlenebilmek için. Çok yorgunum. Ayrıca mutsuzken söylediğim ya da yaptığım şeylerin beni sonradan üzeceğini, o yüzden de böyle zamanlarda ortadan kaybolmam gerektiğini öğrenmiştim geçmişte.

Tekrar görüşürüz bir ara.

Hayat lütfedip de biraz olsun nefes almama izin verirse...

8 Mayıs 2012 Salı

It might get loud





Jimmy Page
The Edge
Jack White




1,5 saat boyunca konuşmuşlar, gitar çalmışlar, şarkı söylemişler. İlk gitarlarını anlatmışlar, müziğe başlama hikayelerini, gruplarını, neler yaşadıklarını... Sonra da ortaya böyle bir belgesel çıkmış.


Hayat bu ara hep kötü tarafını gösterme konusunda inatçı. "It might get loud" harika bir mola oldu benim için.













 "Long live rock'n'roll!"

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Alıntı-10-

"Her gerçek her zihinde yeni bir gerçekliğe bürünür. Kimse kimsenin hikayesini anlatamaz. Herkes herkesin hikayesini yeniden yazar. Anılar izafi. Tıpkı zaman gibi. Biz nasıl yaşarsak anılarımız da öyle oluşur. Tüm huylarımız bulaşır anılara. Tüm hayallerimiz ve beklentilerimiz. Kinimiz biçimlendirir onları. Öfkemiz kabartır. Kendimize güvensizliğimiz yontar sonra. Kötücül ne varsa bünyemizde, hafızamıza sirayet eder. O yüzden kimse kimsenin gerçek hikayesini anlatamaz. Herkes herkese yeniden, yeniden, yeniden gerçekler yazar. Tek doğru olmadığı gibi tek tarih de yoktur o yüzden. Onun kişisel tarihi de belki bin tane."

(Mine Söğüt-Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey)



Kendi hikayemi başkasından -hatta olaya dahil olan ikinci kişiden bile- dinlemeye tahammül edebileceğimi sanmıyorum. Konu kendisi olunca dayanamıyor insan olayın olduğundan farklı yorumlanmasına. Sanki kendisi farklı yorumlamıyormuş gibi...

Ama hiç tanımadığım insanların hiç bilmediğim hikayelerini farklı farklı insanlardan dinlemek galiba çok keyifli olabilirdi. Aynı olayın anlatıldığı ama birbirine hiç benzemeyen kitaplar okumak gibi. Farklı yönetmenlerin aynı hikayede gördüklerini bambaşka şekillerde anlatmayı seçip birbirine benzemeyen filmler yapmaları gibi...


Dünyayı dolaşmak lazım. Dünyayı dolaşmak ve bulduğun insanlarla konuşmak lazım. Kesinlikle.

Hayırlı işler.

İsmini cismini bilmediğin, ne yer, ne içer, neye inanır, neyin peşinden gider, ne sever, nerede doğmuş büyümüştür, neler yaşamıştır, eğitim durumu nedir, hangi okullardan bir şey almıştır ya da almamıştır, hangi şehrin neresinde ne kadar zaman geçirmiştir bilmediğin, zerre kadar fikir sahibi olmadığın insanlar sırf senin değer vermediğin bir şeye değer veriyorlar diye genelle hepsini. 


"Boş" adamlar de. 

Bu da seni "dolu" adam yapsın.

Oldu.

Hayırlı işler o zaman.

Keşke başkasına hakaret etmek seni gerçekten onlardan daha değerli biri yapsaydı.


Yazık.