28 Temmuz 2012 Cumartesi

Kısacık-29

* Çok kısa olacak. Gerçekten.


* Bak bakalım yan sütuna Hobbit'in vizyona girmesine ne kadar kalmış.


* Yolda karşılaştığım insanlardan hangilerinin elini sıkmalı hangilerini öpmeliyim karar veremiyorum. Ben birini yapmak isterken o diğerinde karar kılmışsa sonuç hoş olmayabiliyor.


* Sarılmamız gereken insanlar konusunda sıkıntı yok ama. En çok sevdiklerim de onlar hem. Canlarım.


* Silmarillion filmi haberine temkinli yaklaşıyorum. Doğruluğu kesinleşince sokaklarda bağırarak koşabilirim ama her ihtimale karşı şimdilik sakin şekilde  bekliyorum.


* Hobbit'i kaç yıl beklediğimizi de ayrıca hatırlatmak isterim.


* Tolkien'ın yazmadığı bir dünyada yaşamayı hayal edemiyorum. Düşünsene etrafındaki manyakların yorumları yüzünden yazarlığa hiç bulaşmasaymış mesela. Korkunç.


* Rüyada yediklerimiz orucumuzu bozuyor olsaydı bu yılki oruç sayım şu an sıfır olurdu. Her rüya ayrı bir ziyafet olur mu be kardeşim?!


* Normalde insanlar rüyalarında okuyamazlarmış. (Beynin işleyişiyle ilgili bir durum.) Ben birkaç yıldır rüyamda gördüğüm her yazıyı okuyabiliyorum. Ama bana asıl tuhaf gelen şey yediğim şeylerin tadını alabiliyor oluşum. (Belki öyle sanıyorumdur.) Eğer bu durum tuhafsa tırsmaya başlayayım yavaş yavaş.


* Bu okuyabilme olayı rüya gördüğümü fark edip kendi kendimi uyandırabilme işine ilk başladığım zamandan beri var bu arada. Bağlantılı mıdır bilmem.


* Sıcak beni çok mutsuz ediyor. Hatta şu ara mutsuz olmamın tek sebebi bu. Kolumu kımıldatacak halim yok. İşte bu yüzden yaz mevsiminden nefret ediyorum.


* Tarihi ve turistik yerleri etrafa doğru dürüst hiç bakmadan sadece facebook'ta paylaşmalık fotoğraf çekme amacıyla dolaşan insanlar var.


* "X'e gittim ama pek bir şey görmedim. Yine de 1500 tane fotoğrafım var orada." Aferin!


* Geçmiş konusunda takıntılı olduğum için abartıyor olabilirim belki ama yüzlerce yıl önce koca koca medeniyetler geçmiş oralardan. Görülecek onca şey varken facebook fotoğrafı amaçlı dolaşmak fazla sığlık olmuyor mu?


* Etrafta gördüklerinizin fotoğrafını elbette çekersiniz, bahsettiğim o değil. Oralarda kendinizin yüzlerce fotoğrafını çekmekten bahsediyorum. Eskiden fotoğrafçılarda çekilen manzaralı fotoğraflar hesabı. Arkada 2 direk, bir batan güneş, önde kocaman siz.


* Günlerdir elime kitap alamıyorum. Birinin nazarı değmiş olabilir. Olmayabilir de.


* Film izliyorum onun yerine. Günde 3 tane. Sabah-öğle-akşam.


* Çok şahane insanlar var bu dünyada. Tanısanız seversiniz ama tanımayın, bana kalsın onlar.  

25 Temmuz 2012 Çarşamba

İyi ki!

Yağmurlu bir günün bir insanın hayatına en fazla nasıl katkısı olabilir bilmem. 2004'ün serin ve yağmurlu bir günü benim hayatıma bir insanın hayal edebileceği en şahane dostlardan birini kattı örneğin. Sanırım fazlasıyla kazançlı oluyorum bu durumda.

Midemde hissettiğim o kelebekleri kimse ondan iyi bilmez mesela... Olasılıklar üstüne kurduğum o hayalleri... Sabahın köründe herkesten önce okulda olmamın haklı sebeplerini... Kaç kişinin gözleri sizinle birlikte ışıldar mutluluğunuzu dinlerken? Kaç kişinin mutluluğunu benimsersiniz kendinizinmiş gibi? Nasıl anlatayım bilmem ki, sanki 8 sene değil de doğduğumuzdan beri her günümüz birlikte geçmiş gibi...

Çok şahane insanlar var benim hayatımda. Kimdir diye sorsanız hangi sıfatla anlatacağımı bilemeyeceğim insanlar... İşte o listemin en tepelerinden senelerdir ayrılmayan birinin doğum günü bugün. Eda'nın..

Hayat onunla daha güzel. Hayat onun bir telefon kadar uzakta olduğunu bilirken daha kolay. Bunca senedir hem mutluluklarımın hem mutsuzluklarımın ilk şahidi o oldu, bundan sonra da öyle olacak. Kendim için hayal ettiğim geleceğin hiçbir parçasını onsuz düşünemiyorum ki hem...

Hey sana diyorum!

Güzel doğum günü çocuğu! Düştüğüm her an bana uzanacağını iyi bildiğim elin sahibi! Ne zaman sevimli bir şey görsem ilk hatırladığım kişi, ne zaman kendisini görsem aklımı sevimli şeylerle dolduran kişi!

İyi ki varsın.

Geleceğinin her anı geçmişinden kat kat güzel olsun.

Çok seviliyorsun burada...


23 Temmuz 2012 Pazartesi

Temmuz bitmeden

Temmuz bitmeden...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Syd...



Günlerden 7 Temmuz, yıllardansa 2006 imiş "Crazy Diamond" buralardan gittiğinde. Tam bugün. Burada olsa aynı ülkede bile olmayacaktık, bir kez bile görmeyecektik belki ama bazı insanların var olduğunu düşünmek bile güzeldir ya hani...



Huzur içinde uyusun güzel adam.








2.görsel: http://sad-angel.deviantart.com/art/Shine-on-You-Crazy-Diamond-63611778

5 Temmuz 2012 Perşembe

Alıntı-12-

Önce yazıp sonra vazgeçerek silmek adetim oldu bu aralar. Yine uzun uzun açıklayacaktım okuduğum öyküyü neden sevdiğimi, içinde neler bulduğumu... Sonra da yanlış anlaşılmalara karşı başka açıklamalar yazacaktım belki.

Vazgeçtim.

Oğuz Atay'ın "Unutulan" isimli öyküsünden aldıklarımı okuyalım birlikte. Tanıdık gelir belki.

"Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim."

"Başka türlü yaşayamazdım çünkü. (Çünkü'yü cümlenin başında söylemeliydim, şimdi kızacak. Evet, her an onun sözlerini düşünürek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasıl inandırabilirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme? Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişlkinin her şeyi unutturduğunu düşünür. Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavan arasına çıktığı gün bu elbiseyi giydiğini bile."

"Birlikte hiç resim çektirmemiştik. Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma... Neden koşuyorduk, acelemiz neydi? Tavan arasına çıktığı güne kadar, bir şeyin arkasından hep başka bir şey yaptık, hiç durmadık, hiç tekrarlamadık. Sonra köşemde kaldım günlerce; ne yedim ne düşündüm. Sigara içtim durmadan. Evi yaşanmaz bir duruma getirdim sonunda. Bir savaş sonu kargaşalığı sardı her yanı. Düzen içinde yaşamayı bir bakıma sevdiğim halde, dayanılmaz bir pislik ve pasaklılık içinde çırpındım. Belki de böylece kendimi cezalandırmış oldum. Sokağa fırlamak, 'ona' gitmek için, öldürücü bi rümitsizliğe düşmek istedim. Kim bilir? Belki de, kendim için böyle kötü şeyler düşünmemi istersin diye söylüyorum bunları."



1 Temmuz 2012 Pazar

Kısacık-28



* Böyle duaları olan insanlar biliyorum ben, yadırgamayın. Ben değilim tabi, bizim bir arkadaşmış bu.

* Ya "bir arkadaş" olmasaymış? Nasıl anlatırmışız yaptığımızı kabullenmediğimiz şeyleri?

* Yine bizim bir arkadaş geçen gece tumblr sayfasını "The Boat That Rocked" gif'leri ve alıntıları ile doldururken "Bu filmi sevmeyen adamı ben sevemem" demiş kendi kendine.

* Gerçi böyle deyince de başımıza geliyor lanet olasıca şeyler! Ama sevsin yahu. Çok şey mi istiyorum...

* Bizim kıytırık ünlülerimizin sıfır yetenekle yazdığı o kitaplara aldanıp genelleme yapmayın. Ben yapıyordum, Hugh Laurie'nin Dr. House olmadan önce yazdığı kitabını okuyunca bu hatamdan döndüm. Zeki adamlar çok güzel cümleler kuruyorlar.

* Gerçi sonlara doğru biraz kopmuş olabilirim kitaptan ama bunun tüm sebepleri kitap dışında şeyler.

* Tüm işlerimi bu ara gitmeyi çok istediğim bir yere gidebileceğim şekilde ayarladım. Gidememe ihtimalim minicikti ama gerçek oldu! Senaristliğini Murphy'nin yaptığı bir film olabilir benim hayatım.

* "Kitaplardan ve filmlerden rörörö alıntılar" şeklindeki gruplara bazen çok gülüyorum. Chuck Palahniuk'in kitapta bambaşka bir şey anlatırken kullandığı tek cümleyi alıp aşk öğüdüne çevirmeleri favorimdi. Ta ki bugün Big Bang Theory'deki o muhteşem romantizmi daha önce hiç görmediğimi fark edene kadar... Sadece aşka yorulabilecek alıntılar ilgi çektiğinden hepsi buna göre seçiliyor. Bambaşka bir şey anlatsalar bile...

* Bir dönem insanların yüzlerine karşı söyleyemediğim şeyleri anlatabilmek için blogu kullanmış olabilirim. Elbette ki imalı yazılarla değil! İstediğim şeyin başka olduğunu anlamalarını sağlayacak yazıları görünce mesajı aldılar. (Bazen de almadılar. O zamanlar can sıkıcı olan diğer yola başvurmak zorunda kaldım.)

* "Abisi" diyen insan, yapma bunu.

* TV izlemekten hoşlanmadığımı söylediğimde ben 3 saat süren dizilere tahammül edemediğimi, kanalların taraflı haberlerindense internetteki güvendiğim kaynaklardan doğru haberlere ulaşmayı tercih ettiğimi, filmleri bilgisayarımda yalnızca kendim istediğimde ara vererek üstelik istediğim dilde izleyebilmek varken tv'de 35 tane reklam arası ile izleme işkencesine katlanmanın gereksiz olduğunu düşündüğümü kastediyorum. Ama konuştuğum kişi genelde TV izleyenleri küçümsediğimizi, tüm vaktimizi über havalı kültürel aktivitelerle, bilimsel çalışmalarla, 24 saatlik felsefi fikir alışverişleriyle vs geçirdiğimizi ima ettiğimiz gibi sonuçlar çıkarıyor. Ben o cümleyi söylerken karşımdakini küçük görmek gibi bir amaçla söylemesem de karşımdaki bu varsayımından hareketle otomatik olarak saldırıya geçiyor: "Sanki sizin internette izlediğiniz diziler çok rerere rörörö..." Bir sakin olsaydın da ben bir ne demek istediğimi anlatsaydım be çocuğum.

* Hatta bu durumu geçenlerde bir dizi blogunda görünce çok güldüm. Yerli bir diziyi anlatacak adam, yazının yarısından fazlası "sanki sizin izlediğiniz yabancı diziler çok güzel" mesajlı cümlelerden oluşuyor. Bize karşı kullandıkları ithamlar aslında kendi düşünceleri galiba. Kimse bir şey söylemezken bütün yazıyı malum diziyi izlemeyip cnbc-e'de herhangi bir şey izleyenlere sövecek şekilde oluşturmasının başka açıklaması "bence" yok.

* "İğrenç bir kitap ıyy" veya "Çok güzel kitap, tam beni anlatıyor yeaa" diyerek kitap blogu yazılabileceğini sanan arkadaşlar var. Çok fena. Kitap blogu olmak böyle bir şey değil. Bu tür işler bu kadar basit değil.

* Sosyal medya bazı günler insanların sadece aşktan bahsettiği ve yemek ya da kedi fotoğrafları paylaştığı bir ortam haline geliyor. Arkama bakmadan kaçmak istiyorum.

* Şikayete başlamışken devam edeyim. "Her şeyi biliyom ben yeea" insanları var bir de favorilerim arasında. Bir gece vakti onlar uyurken hesaplarına girip bio bölümüne "Aslında bir bok bildiğim yok ama google sağ olsun." yazmak ne büyük hayalim.

* Yediği her lokmanın kalori hesabını yapan, "Bugün Ayşe'nin çikolatasının ucundan kırıp aldım azıcık, başka yiyemem." gibi cümleler kuran insanlar, sizden ve güçlü iradelerinizden nefret ediyorum!

Başkasının çikolatasının ucundan bir parça almak çikolata yemek değildir. Çikolata paket usulüyle yenir, parçalar sayılmaz. Biri kesmezse ikincisi yenir. Kızdırmayın insanı!

* Evlenilecek adam modelim Vecihi'dir. Bir Vecihi bulsam bugün evlenirim.