29 Eylül 2012 Cumartesi

İyidir, iyi

Kendimi iyi hissettiğim bir günün akşamına...
Yeni yeni gelmekte olan sonbahara...
İstanbul'un hafif rüzgarına...
Nereden geldiği belli olmayan o gülümsemeye...

Cenk Taner'in sesinden ve itinayla bir araya getirdiği güzel sözcüklerinden daha fazla ne yakışır ki?

"Hayat iyidir, iyi."



Yaslı gittik, şen geldik.
Deplasman galibi olarak yazsın tarih bizi.
İyidir, iyi.
Buruk bir gol sevinci.
Hayat iyidir, iyi.
İyidir, iyi.

27 Eylül 2012 Perşembe

Marmara gibi...

Güzel şarkılar söyleyen ama az insanın bildiği/sevdiği bir adam var. Sesi Marmara Denizi kokuyor biliyor musun? (Bütün denizler ayrı kokar canım okuyucu, bilmez misin?)

Hem de sabah saatlerindeki gibi kokuyor.

Ne güzel...

"Ben uyurken", "gitme" ve "karşı koymam" açık ara favorilerim. 


(Şu adamdan bahsediyorum: http://www.ozturkilmaz.com/index.html )

25 Eylül 2012 Salı

Hiçbir şey üstüne



Hayatta her şeyin mümkün olduğunu bir kez daha öğrendim birkaç gün önce. Hatırladım demiyorum, öğrendim diyorum. Çünkü unutmuyorum, hiç olmamış gibi yapıyorum. Her şeyin mümkün olduğunu yeniden öğrendiğim ana dönelim. İstiklal Caddesi'nde yürürken orayı artık eskisi gibi sevmediğimi fark ettim. Cümleyi dönüp bir daha okuyalım. İstiklal Caddesi ve sevmemek bir arada, üstelik özne benim! Bu bile olmuşsa hayatta neye imkansız diyebilirim? 

(Bak istersen: http://slnnn.blogspot.com/search/label/istiklal%27in%20delisi )

Yarın bunu yeniden aklımdan sileceğimi biliyoruz hepimiz. Olsun.

Bazen kendime dair, dünyaya dair, insanlara dair olan tüm umudumu yitiriyorum. Sonra geri gelmiyor. Uzun bir süre böyle devam ediyor. Acaba yaşla ilgili bir şey mi? Bir yerden sonra içimizdeki iflah olmaz iyimserler ölüyor mu mesela?

Duygusal komedi filmlerindeki aşk hikayelerine bakıp gerçek hayatta olmayışlarına üzülebilirim. Ama bu benim başıma gelmelerini istediğim anlamına gelmez. Onları öyle uzaktan seviyorum. Yaklaşırlarsa kaçarım.

Gerçi ben her türlü riskten kaçarım. Aferin bana, iyi halt ediyorum!

İnsanların öğrendikleri an benden nefret etmelerine sebep olacak düşüncelerim var elbet. Pek çoğunuz gibi. Bunlara rağmen bazen insanların düşüncelerimi okuyabiliyor olmalarını çok istiyorum. Kendilerine ne kadar değer verdiğimi bilmelerinin tek yolu bu. (Değer vermiyorsam haberleri olur.)

Çocukluğumdan beri rahatsız olduğum, büyüyünce değişeceğini sandığım ama değişmeleri için hiç çaba sarf etmediğim huylarım var. Çocukluk dönemimin üstünden yeterince zaman geçti ama o huylar hâlâ yerli yerinde. Herhalde bu konudan umudumu kesmeliyim.

Yeni yerler gördüğüm, gezdiğim tatile dair bloga tek kelime yazmadım ama Büyükada'da geçirdiğim tek bir gün için uzun uzun yazılar yazabilirim. (Daha önce defalarca gittiğim bir yer olsa bile.) Hatta 2 saatliğine Kadıköy'e gitsem bununla ilgili de yazabilirim. İstanbul'u ne çok sevdiğimi söylediğimde abartmıyorum yani.

Yazdığım yazı tam olarak "hiçbir şey" üstüneydi, fark ettin mi? Her şey üstüne olsa ne fark ederdi ki? Yazının başındaki görselin de bir ilgisi var mesela. Ne ilgisi olduğunun önemi var mı ki?

19 Eylül 2012 Çarşamba

"The Man I Love"

Başlık bir şarkının ismi, henüz O adam ortalıkta yok :)

Şarkı da zaten aşağı yukarı bunu anlatıyor. Yok. Henüz. 



Maybe I shall meet him Sunday
Maybe Monday, maybe not
Still I'm sure to meet him one day
Maybe Tuesday will be my good news day.



* Benim gibi ilk görüşte aşk diye bir şeyin var olduğuna inanmayanlar için günler pek anlamlı gözükmese de genel mesaja bakın gençler. Sonra da Ella Fitzgerald dinlemeye devam edin. İyi gelir. Görüşürüz.

Geçmiş mi artık

"Gelecekten bir şey beklemeyenler mutluluklarını geçmişte yaratırlar." demişti Hakan Günday Piç'te. Haklıydı bana göre, hâlâ haklı.

Cümleyi okuduktan sonra halime bir bakmıştım da, evet işte buydu. 

Ardından çok acayip şeyler oldu. Bir yaşın beni bu kadar değiştireceğini söyleseler inanmazdım muhtemelen. 2011'deki doğum günümden önce başka bir Selin vardı, sonra başka bir Selin geldi yerine. O ara büyüdüm belki... Belki de yıllar sonra "Bana öyle gelmiş." diyeceğim.

25 yaştan öncesi "geçmiş" sözcüğünün hakkını veriyor şimdi. Çoğunlukla hatırlamıyorum detaylarını. Hatırlamayı istediklerim sabit elbet ama gerisini sildim gitti.

Geçmiş dendiğinde mutlu zamanları hatırlamıyorum bir süredir. Üzülmüyorum. Bugün mutluyum, burada. Mutluluk da bugünde.

Acaba bu artık geleceği daha az karanlık gördüğümün de bir işareti olabilir mi?

Olsun bence.

Lütfen.

17 Eylül 2012 Pazartesi

İstasyonda beklerken seni

Bizim a.nur var hani, biliyorsunuz ya... Bilmiyorsanız şuraya tıklayıp bilseniz güzel olur, biliyorsanız devam edelim.

Yine aklına güzel bir şey geldi bu kızın. Kitaplarını anlattığı bir blog. Ama fikri güzel yapan bu değil, bunu yapan insan çok. Bizim kız koca bir hikaye anlatacak aslında, yavaş yavaş. İçinde kitaplar...

Bazen çok iyi bildiğimiz, bazen yabancısı olduğumuz ama okudukça tanıdıklaşan durumlar içinde anlatacak o kitaplarını. Dedim ya, kocaman bir hikaye olacak orada ve a.nur'u insan olarak, dost olarak çok sevdiğimden değil de bugüne kadar yazdıklarından bildiğim için rahatlıkla söyleyebiliyorum ki güzel olacak!

İlk yazısını yazdığında başka insanlar bunu ne zaman duyacak diye sordum. "Hemen değil" dedi. Sayı verelim dedim, "x kadar yazı olunca duyuracağız". x'e ikimiz de aynı anda "3" değerini verince anlaşmak zor olmadı. Şimdi gördüm ki dün bu sayıya ulaşmış blog. Öyleyse duyuru yapmanın vaktidir!

Bizim a.nur'un yeni blogu bakın hemen şurada:  http://okudugumsonkitapolsunbu.blogspot.com/


Keyifli okumalar :)

14 Eylül 2012 Cuma

Büyükada'dan

Anlatılacaklar var ama önce birkaç fotoğraf. Büyükada'dan...

Mekan Büyükada ise bizim için ilk uğranacak yer:


Gelecek yaza kadar vakit var, kaçmasın.


Dokunduğu her şeyi güzelleştirir bazı insanlar, en başta dünyayı...


Görmek isterse insan...


Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan... (Tamamını okumak için: http://www.siirdostu.com/tr/bedri-rahmi-eyueboglu-istanbul-destani )


Ne güzelsiniz, ne güzelsiniz!


Reşat Nuri'nin pembe panjurlu evi dedik adına, Türk filmlerindeki gibi. Bir manzarası var ki ömre bedel. Orada yaşayan birinin yazmaması tuhaf kaçarmış...


Çıkmadı :(


Münir Nurettin Selçuk'tan dinliyoruz o zaman: http://www.youtube.com/watch?v=fWbyfKhYj1c


Günün başlangıcı da bitişi de burada daha güzel...


Aldous Huxley haklıysa, bu dünya başka bir gezegenin cehennemiyse, bence cenneti Büyükada. Başka bir yer olmasına ihtimal vermiyorum. What Dreams May Come'daki gibiyse sonramız, işte o zaman benim cennetim burasıdır, cehennemim ise İstanbul dışında herhangi bir yer olabilir...


1 Eylül 2012 Cumartesi

Lost in Austen


Bu şey benim başıma gelmeliydi! (Panik yapmayın, kurgu olduğunun farkındayım.)

14 yaşımdan beri Pride and Prejudice en sevdiğim kitaplar arasında, Lizzie ve Darcy kesinlikle en sevdiğim çift ve Mr. Darcy'e aşığım. Neden ben değil de o kız, hı?



İsyandan sonra asıl başlangıç kısmına geçiyorum. Benim birkaç yıl önce izlemeye çalıştığım ama çok sıkılıp ilk bölümü dahi bitiremediğim bir mini dizi Lost in Austen. Bugün tekrar şans vermeye karar verdim ve bitirdim. Mevzu şu: Günümüzde yaşayan bizim gibi hayran bir kızcağız Elizabeth Bennet ile yer değiştirir. Sonrasında olaylar gelişir...

Sonra da geriye sinirli ve kıskançlıktan ölen bir Selin kalır. 

Ben de istiyorum!



14 yaşından beri aşık olduğu Mr. Darcy'i Matthew Macfadyen'de bulmuş bir hayran olarak söylemeliyim ki bu Mr. Darcy'i de sevdim ben. imdb sayfasında göreceğiniz fotoğraf bu diziden alınmış ve en başarılı bulduğum sahne olabilir kendisi. Süper fikir. Öhöm.

En nefret ettiğim karakterler listesinde baş sıralarda bulunan Wickham'ı resmen sevdim yahu! "Wickham aslında bizim bildiğimiz gibi biri değil" fikri hoştu.

Dizi hakkında fikir belirtmek gerekirse ilk 3 bölümü gayet başarılı buldum fakat sonunu pek sevmedim. Bölüm sayısı, oyuncular, süre gibi konularda bir şeyler yazmama gerek yok, hepsi imdb'de mevcut zaten.

Sevgili hayat,
ben bir gün kendimi Pride and Prejudice'de bulursam lütfen benim Darcy'm "most ardently" desin. Lütfen! Bak bu demedi :( Eğer kendimi kitapta bulamayacaksam kendi Mr. Darcy'm saklandığı yerden çıksın (elbette en ukala tavırlarıyla). Charlotte Lucas'ın yaşına geldim yahu, sonum onunki gibi olmasın lütfen!

Bir itiraf: 14 yaşımdan beri tavırları aynı Mr. Darcy gibi olan bir adam karşıma çıkacak ve aşık olacağım diye bekliyorum.

İtirafın esas hazin olan bölümü: 14 yaşındayken bu normaldi ama 14 yaşımın üzerinden 12 yıl geçti. Yakında 13 olacak.


Kendi Mr. Darcy'nizi bulmanız temennisiyle yazıyı bitiririm. Ayrıca panik yapmaya gerek yok, bir önceki yazıda kafayı yediğimden bahsettim tamam ama şu an ciddi değilim. Korkmayınız. Sadece eğleniyorum.

Sevgiler

(Bu da burada dursun, merak eden olabilir: http://www.wikihow.com/Find-a-Modern-Day-Mr.-Darcy )