27 Kasım 2012 Salı

Gereksiz işler



Kahvaltı ediyorum, uyanalı neredeyse 40 dakika olmuş. Saat 8'i biraz geçiyor. Şahane uyumuşum, yine de içimden sövüyorum güzel rüyamı bölen alarm sesine. Masanın üzerinde bir fincan kahve, yanında en sevdiğim şekilde hazırladığım tost, güzel kokular, karşımdaki bilgisayar ekranında gülümseme sebebi sözcükler... Her cümleye illa ki sıkıştırdığımız o "keyif" sözcüğü var ya, onun yeri o cümleler değil, işte tam burası! 

40 dakika olmuş diyorum bak. Tek derdim çalan alarm ve "Gitmesem de uyumaya devam etsem ne olur?" sorusu... Onun dışında her şey şahane.

O an şöyle bir soru soruyorum kendime:

"Benim bu ara canımı sıkan bir şey vardı, neydi o?"

Bunu gerçekten yaptım! İnsan sadece kendini mutsuz ya da mutlu edebilir derken kastettiğimiz şey işte bu. Manyak mıyız? Derdimiz ne? İnsan niye bunu düşünür? Güzel güzel kahvaltını etsene!

Bu durumu neye benzettim biliyor musunuz? Hani gündüz bir korku filmi izlersiniz ve korkmazsınız ya, sonra evde tek başınızayken ya da herkes uyurken o filmin her sahnesi aklınıza gelir de tırsarsınız ya... Onun gibi. Ortada korkulacak bir şey yokken korku yaratıyoruz, ortada can sıkacak bir şey yokken can sıkmanın yollarını arıyoruz. Sevgili beynimiz en gereksiz anlarda bunu yapma konusunda uzman.

Neyse ki ben kazanıyorum. Bugün de ben kazandım mesela. Yalnız geceleri aynaların önünden geçerken illa ki tırsıyorum, yıllardır onu atlatamadım bak :)

Kış şarkısı olsun bunlar-5



5. "yedili"!

Travis bu havalarda iyi gidiyor demiştik hani... Yine Travis ve sanırım en sevdiğim şarkıları "Writing to reach you":


"You're such a fool
to worry like you do."

U2-Stuck in a moment


Olur bence.


"Seninle yaşadım yüzyıllar boyu"

...

Yaşar Kurt - İstanbul


1-2 gündür kafamın içinde hep bu, susmuyor. Peyk - Uyku ol

mışıl mışıl...


Jakob Dylan. 
Nothing but the whole wide world.


Led Zeppelin olmadan liste olur mu?
Olmaz!
Ten years gone.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Bir başka boşluğa...

Aslında istediklerimizle uzaktan yakından ilgileri olmasa bile,

-sırf hayat bize onları sundu diye-

yıllardır istediğimiz onlarmış gibi davranmak

bizi mutlu insanlar yapar mı?

Yapmaz.

Gecenin bir vakti, eskiden tanıdığım birinin hayatına uzaktan bakarken bu soru takıldı aklıma ve ardından tek bir şey diledim kendim için. Hayatımın ilk 26 senesi gibi geçsin gerisi de, mutluluğun oralarda bir yerde olduğunu bileyim ve bulmak için çalışmaya devam edeyim. 

Başkalarını kandırmak neye yarar kendin inanmadıktan sonra?

(Bir de kendini bile kandıranlar var, aslında en çok üzüldüklerim onlar.)


Daha iyi şeyler hak etmişti.
Belki de o kadar aptaldı ki "beter olsun" denmeliydi.
Ya da sırf aptallığı yüzünden üzülmeliydik.
Aslında belki onun için üzülmesi gereken en son insanlardan biriydim ben.
"Karma" diye bir şey gerçekten vardı belki.
Bilemedim.

25 Kasım 2012 Pazar

Şark Dişçisi



Bir kez daha!

Birkaç ay önce zaten bahsetmiştim oyundan kısaca. Bak şurada: http://slnnn.blogspot.com/2012/02/sark-discisi.html

Şimdiki yazının yazılma amacı sadece şunu söylemek: İstanbul'daysan, üstelik tiyatro seviyorsan lütfen kendine bir iyilik yap ve bu oyunu izle sevgili okuyucu. İkinci kez izlemesi daha da güzel oldu, şimdiden 3. kez ne zaman izlesem diye düşünüyorum.

Aynı yıl içinde kendimize ikinci kez kocaman bir iyilik yaptık ve dün akşam yine Şark Dişçisi'ni izlemeye gittik. Yine zaman zaman gülmekten nefes alamadım, yine oyun hiç bitmesin istedim, yine beni tiyatro salonunun bir köşesinde unutsunlar ben de oyunun her tekrarını izleyeyim istedim. 

(Tiyatro salonunda unutulma isteğini çok sık duyuyorum. Bir de programda yeniden "Tarla Kuşuydu Juliet" ismini görmek en büyük hayalim. İnanırsam olur mu dersiniz?)


24 Kasım 2012 Cumartesi

Kış şarkısı olsun bunlar-4



Kış çok yakında! Devam edelim öyleyse. 
4. "yedili".


Travis tam bu havaların grubu olabilir. Happy to hang around.


"Klasik"


Listenin çeşitli yerlerinde elbette Cenk Taner şarkıları olacak, önce "aşık olduğum" ile başlayalım. 

Kral öldü şehir düştü.
Kral öldü şehir düştü.
"Düş"tü, "düş"tü.
"Düş"tü, "düş"tü.
Uyan!


Aslında U2'dan bunu seçmek istemezdim ama Friends'in bir bölümünden aklımda kalan bir sahne yüzünden böyle oldu. Evet. With or Without you.


gibi...


En sevdiklerimden biri de bu. William Fitzsimmons, yanında Priscilla Ahn. I don't feel it anymore.

(Bunun tek başına bir yazıya ihtiyacı olduğunu hissettim tam şu an.)

I want back the years that you took
When I was young, I was young, I was young
But it's done
Take it all away
I don't feel it anymore.


Canım Hugh Laurie. Let them talk. (Bu adamı nasıl seviyorum bir bilseniz...)


Alıntı-16


2008'de; henüz bir üniversite öğrencisiyken derste masanın altına saklayıp okuduğum o kitaptan alıntı yapalım. Oku, seveceksin. Hatta kitabı da okumalısın bence.

"Yaz yağmuruna aldırmam. Aslına bakarsan, severim bile. En sevdiğim şeydir." "En sevdiğin yağmur, öyle mi?" diye sordu Thea. Kaşlarını çatıp bu söze kafa yoruşunu ve ardından söylediği şu sözleri gayet iyi hatırlıyorum: "Ben yağmurdan önceyi seviyorum. Bulutlarda bekleyen yağmuru." Rebecca buna gülümsedi, fakat ben (fazlasıyla bilgiççe galiba) şöyle dedim: "Yağmur bulutlarda beklemez hayatım." Sonra da açıkladım: "O aslında sadece nemdir. Bulutlardaki nem." Thea başını eğdi, bir kez daha kumsaldaki çakılları sınıflandırma işine daldı. İçlerinden iki tanesini alıp birbirine vurmaya başladı. Ses ve elindeki his hoşuna gidiyor gibiydi. Ben devam ettim: "Anladın mı güzelim, bulutlarda bekleyen yağmur diye bir şey yoktur. Yağmur diyebilmemiz için yağması gerekir, yoksa yağmur olmaz." Küçük bir kıza söylenebilecek en aptalca sözdü; bu konuya girdiğime çoktan pişman olmuştum. Fakat Thea kavramı anlamakta güçlük çekmiyor gibiydi; aslında tam tersi. Çünkü az sonra bana baktı ve sanki bir budalayla bu konuları tartışmak sabrını tüketiyormuşçasına başını esefle salladı. "Elbette öyle bir şey yoktur." dedi. "Zaten bu yüzden en sevdiğim ya! Bir şey gerçek olmasa bile seni mutlu edemez mi yani?"

Hayal gibi (mi?)


Bugün Beşiktaş'ta bir kitapçıda masal kitabına sarılmış halde gülümseyen bir hatun kişi gördünüz mü?

Var olmayan çocuğuna o kitabı almayı filan düşünüyordu hani. 

Hah işte, bendim o. 

Yanımda öğrencilerine kitap ararken bir yandan kış akşamları masal okumanın ne güzel olacağı konusunda konuşarak bana gaz veren diğer kişi de anoktanur idi. Korkmayın aklımı falan kaçırmadım. Daha doğrusu kaçırmıştım zaten, yeni bir şey yok. Var olmayan o çocuk için yapılmış daha bir sürü hazırlık var kafamın içinde.

Kitabı bugün almadım ama bu yarın gidip almayacağımı göstermez. Sonraki gün veya...

Öyle işte.

22 Kasım 2012 Perşembe

Yağmur



Kış şarkıları listesine en son yazdığım şarkı Kesmeşeker'in Yağmur'uydu, hah işte, bugün o şarkının günü olsun mu? (Buralar bugün yağmurlu, oralar nasıl?)

Bir video daha eklemeyeyim buraya, zaten sayfanın canına okudum. Biraz aşağıdan bulursunuz hem. Uykusuzluktan ölmek diye bir şey var. Üstelik gözlerim yanıyor. Çok komik. Böyle olunca çok ağlamışım da ondan yanıyormuş gibi geliyor. Halbuki uykum var sadece. Belki biraz da iyi şeyler olsa fena olmazdı. Uyku+iyi şeyler.

Biraz da enerjiye ihtiyacım var, dışarı çıkmalıyım. Öğrenci olmalıyım. Yüksek lisans hiç benzemiyormuş üniversiteye, kendime öğrenci deyince tuhaf hissediyorum. Öğrenci gibi değil gibi.

Daha fazla saçmalamadan gidip bir kahve içeyim.

Şarkıda geçen "Kimse istemez istenmez olmayı" cümlesi %100 doğru cümledir, haklıdır. İstenmeyenlerin suçu değildir bu (şarkıdaki gibi durumlar tabi, bazen haklı yere istenmez olmuştur), istemeyenler utansındır!
(Kelime uydurdum yine. İdare edin. Uykusuzum.)

Yağmur.
Yağ üstümüze.

Seviyorum seni okuyan kişi. Tanıdığım ama sevmediğim biri de olabilirsin aslında. Hımm. Umarım öyle değilsindir. Bazı insanları o kadar sevmiyorum ki şaşarsın bilsen. 

Kahve içiyorduk, evet. Gel kahve içelim.

Dikkat et kendine. Belki de asıl ben dikkat etmeliyimdir. Bugün bir sürü şey yapacağım bu kafayla. Aaaah, hayat zor.

Kahve.
Evet.

20 Kasım 2012 Salı

Kısacık-33



* Bazen bütün blog Tom Hanks temalı olsun, gün boyu onu nasıl sevdiğimi anlatayım diyorum. Canım o benim.

* Çeviri yaparken canım film izlemek istiyor, film izlerken çeviri yapmak istiyor. Var bir tuhaflık ama nerede...

* Yukarıdaki tatlı şeylerin yazıyla ilgisi yok, maksat içiniz açılsın.

* "Seni bunca özlemesem, bunca sevemezdim ki." diyor ya şair, hah işte. Daha doğru olamazdı diyorsun. 

* Şiirin tamamını okumanız için şuraya gitmenizi rica ediciim dostlar: http://www.siirler.biz/ayrilik-diye-birsey-yok-umit-yasar-oguzcan.html İnternette milyon tane kaynak var ama ben bunu seçtim. Biraz gülün diye. Etraftaki güller, kalpler falan, çok acayip. Çocukluğumuzun hatıra defterlerinin içine girmişim gibi hissettim sayfayı açınca. Kokulu sayfaları vardı hani, hah işte o koku bile geldi burnuma.

* Random gülüş kadar sevimsiz bulduğum çok az şey var şu internet aleminde. Öncelikle isminde meymenet yok: "Random gülüş". Hangi dilde konuşacağımıza karar verememişiz de iki dilden birer kelime almışız sanırım. Üstelik asdfgh ne lan? Nasıl gülüş o? Hele kocaman insanlar yapmıyor mu...

* "Lan" dedim, Fırat Aydınus duymasın! Çok acayip küfür ettim şu an. Kulakları da iyi duyar kendisinin, vallahi yakalanırım. Neyse ki kimin söylediğini fark edemiyor. Oldu o zaman. Öptüm. Görüşürüz.

* Sürekli ergenliğe yeni girmiş erkek çocuk muhabbeti yapan 30-40 yaş arası ve üstü adamlar var bir de bak. Ergenliklerini yaşayamadılar mıdır nedir anlamadım ki. 

* Çikolata kaplı kestane şekeri diye bir şeyin var olduğu bir dünyanın kötü bir yer olabileceğine beni inandıramazsınız. Hala umut var. Kestane şekeri oldukça umut sürecek!

* Dünyayı güzellik kurtaracak, bir çikolata kaplı kestane şekerini sevmekle başlayacak her şey!

* İlk görüşte aşk diye bir şey benim için yok. Ben zamanla olanına inanıyorum. (Hangisine inanıyorsanız onu yaşıyorsunuz ya zaten.) Fakat ara sıra kafamı kurcalıyor şu soru: "Ne kadar zaman?"

* Kötü şeyler hissettiğimde kendime saklayabiliyorum ama iyi şeyler hissedince bildiğiniz sapıtıyorum! Herkese anlatmak istiyorum. Bazen anlatmamam gerekiyor (en azından bir süreliğine), sonra üzülüyorum.

* Bu ara böyle bir durum olduğunu çok belli ettim di mi :) Çok güzel bir haber aldım, evet.

* "Aslında giden değil kalandır terk eden, giden de bu yüzden gitmiştir zaten" muhteşem bir tespittir. (Tamamı için buraya gelin: http://siir.sitesi.web.tr/murathan-mungan/terkeden.html Bakın yine her tarafta kalpler, kalpler, kalpler... :) Sonra Yeni Türkü'den şarkısını da dinleyebiliriz birlikte.)

* Kış mevsimlerinde beni fazlasıyla mutlu eden bir eldiven gerçeği var.

* Geçmişte gereksiz gizem yaratma arzusuna kapılıp "bilen bilir" gibi kalıplar kullanmışsam affedin. Çok pişmanım. Utanıyorum.

* Modern Family çok komik. Komik olmaya çalışıp zorlama espriler yapmamaları en güzel tarafı. Oldukları gibi komikler. Bence aradığım komedi dizisini buldum. (TBBT vardı elbette ama onun yanına bir tane daha lazımdı.)

* Bak bakalım Hobbit'e kaç gün kalmış.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Hani diyorum ki...



Zamanında yaşanmış bazı şeylerden bir film yapsak duyacağımız neredeyse tüm yorumlar "tutarsız" diye başlar, "kurgu ancak bu kadar saçma olabilir" diye devam eder "ne ara her şey değişti, böyle saçmalık mı olur" diye son bulur. Sıralama değişse de içerik değişmez.

Sinemadan anlayanları bir kenara bırak çok ağlatmak ya da çok güldürmek dışında hiçbir iyi film ölçütü bilmeyen izleyici bile dalga geçer arkamızdan. Filme dair "gerçek" bulunan tek şey de esas karakterlerin biri olur. (Hangisi olduğunu hepimiz bilmiyor muyuz...)

Bazen geçmişle gelecek arasına kalın bir çizgi çekebilsek, ikisini birbirinden ayırsak daha kolay olur gibi geliyor. Orada kalıp unutulsalar. Ama kıyamadığım şeyler öyle çok ki, böyle düşündüğüm için kızıyorum kendime. Mesela kahve+poğaça ikilisinin Marmara'nın ağaçları altında üşüye üşüye kahvaltı eden, yine de inatla içeri girmeyen o bir grup insanı anımsatmaması fikri bile üzüyor. 

Aslında kendim için değil daha çok başkaları için istiyor olabilirim bu durumu. Ben kendi sıkıntımı hallettim.

Aklıma her sinema sohbetine Eternal sunshine... diyerek giren insanlar geliyor sonra. Bir de ne zaman geçmiş birini mutsuz etse hemen başlıyorlar bu filmi anlatmaya hani. İzlerken sevdiğim, izledikten sonra nefret ettiğim belki tek filmdir o. Bıktırdınız sevgili insanlar, vallahi yeter.

Neyse, ne diyorduk?

Hımm, aslında bir şey demiyormuşuz.

Bilerek yarıda bıraktığım cümleleri tam bitirmek istediğim şekilde tamamlayabilen birini tanıyorum. Acayip di mi? Güzel bence.

Bazı günler hayat çok güzel oluyor, biliyorsun di mi? Bak bugün mesela. Nasıl güzel... Yaşlanma fikrini sevdim ben bugün ilk defa. Biz yaşlanıyoruz ama hayat hep taze hani, bizim boşluğumuzu hep dolduracak birileri. Umut var hani hep. Daha ne olsun ki?!

Bir de hakkında iyi şeyler düşündüğüm, sonra ortada bir şey yokken (ya da varken) gıcık olmaya başladığım insanlar var ama yazının tam bu kısmına yakışmadılar bence. O yüzden yoklarmış gibi davranalım istersen.

Başa döneyim. 

"Kaybettiğini sandığın
aslında
kazandıklarının
şerefine!"
demişti Kaptan, dün oradan hareketle bin tane şey düşünürken aklıma geldi geçmişi film yapma saçmalığı. Ben saçmalarım ama Kaptan hep doğru söyler. 

Kendime bu kadar işkence etmeden önce aslında neler kazandığımı fark etseymişim daha iyiymiş. Ama o zaman da bugünkü Selin olamazmışım, değil mi?

İnsanın aklının tamamen rahatladığı bir zaman yok, yoktur yani. Çok saçma. Birileri bizi kandırıyor her zamanki gibi. Kafamızı kurcalayanlar hiç bitmeyecek ama azalabilir. Biz azaltırsak...

Biz azaltırız.



18 Kasım 2012 Pazar

Kış Şarkısı Olsun Bunlar-3



3. yedili!

Üçnoktabir-Bahçe ile başlıyoruz. Sabah bu şarkıyla uyandım. Hayırdır inşallah.

Tam şu kısmıyla:

Biraz yavaş konuşsak
Yol verir belki tüm ağaçlar
Biraz sakin olursak
Çiçek açar belki tüm ağaçlar...


Nasıl da güzel söyler...


Bir şarkı her dinleyişte güzelleşir mi?
Evet.
İsmi Old and Wise ise, evet.

When i'm old and wise
Bitter words mean little to me
Autumn winds blow right through me
And someday in the mist of time
When they asked me if i knew you
I'd smile and say you were a friend of mine

...

When i'm old and wise
Heavy words that tossed and blew me
Like autumn winds that will blow right through me
And someday in the mist of time
When they ask you if you knew me
Remember that you were a friend of mine


(Kısa filmi de izlersiniz bence, youtube'a "Bana Old and Wise çal" yazın bir bakalım.)

While my guitar gently weeps dinleyelim ama değişiklik yapıp başka birinden dinleyelim :)



En sevdiklerimden biri daha, Travis-Love Will Come Through


O kadar çok albüm ve şarkıdan bunun seçilmesinin sebebi elbette var! Çeşitli sevimli sebepler :)

The Beatles-A day in the life


3. listemin kapanışı Kesmeşeker'im ile olsun. Biliyorsunuz ki "Kaptan, büyük adam!"

Yağmur yağmur,
yağ üstümüze.
Yağmur yağmur,
sev beni.

16 Kasım 2012 Cuma

Away We Go



Kendi hayatlarına dair pek çok şeyi çözmeyi başaramadan üçüncü bir kişinin (minik ve sevimli olanlardan, evet) aralarına katılacağı haberiyle yollara düşen ve kendilerine yaşayacak yeni bir yer arayan iki tatlı insanın hikayesi.

Bu sırada gittikleri şehirlerde birlikte zaman geçirdikleri neredeyse tamamı manyak ama fazlasıyla sevilesi bir grup başka insanın kısa süreliğine de olsa onlarınkiyle birleşen hikayeleri...

Kısa bir süre de olsa Jeff Daniels... (24 saat konuşsa ağzımı açmadan dinlerim.)





Bu ara çok güzel filmler izliyorum yazıp duruyorum ya, en güzeli bu mudur bilmem ama en çok bunu sevdim! "Ne güzel seviyorlar" dedim durdum izlerken. Ne güzeller bir arada...

Uzaklara gitmek istedim, hâlâ istiyorum. Tam şu an! Evet, hayat burada da güzel ama yine de gitsek ya...

Giderken de bunu dinleyelim hatta:




14 Kasım 2012 Çarşamba

Kış Şarkısı Olsun Bunlar-2


Listemizin ilk kısmı ve gerekli açıklamalar burada. 2. "yedi" ile devam edelim!


En sevdiğim Tom Waits şarkılarından olması bir yana bildiğim tüm şarkılar içinde de en sevdiklerimden biri, "I hope I don't fall in love with you". (Bir insan bu cümleyi söylerken aslında çoktan "olmuştur" ya, neyse... O da öyle bitiriyor ya zaten.)



Kitaplarım ve sözlüklerimle yeni yaşıma girmeye çalışırken sadece bu şarkının ismi ve söyleyenin isminin yazdığı bir mesaj düşmüştü telefonuma, dünyadaki en tatlı insanların birinden gelen bir mesaj... (Süper arkadaşlarım var diyorum ya hani!) O gün o haldeyken kendimi iyi hissedebildiysem sebebi bu şarkıdır. Böyle havalara da iyi gider.

throw it away, throw it away,
give your love, live your life
each and every day
and keep your hand wide open
let the sun shine through
'cause you can never lose a thing
if it belongs to you


Bu olmadan olmaz! The Decemberists-January Hymn.


Listemde The Cure'dan ne olsun diye düşünüp klasöre bakınırken bunu seçtim! The Perfect Boy.



Bu ara yeniden sardığım bir Sakin şarkısı; "Bu defa". Yağmurlu bir akşam üstü, yol arkadaşım. Aklımdaki bin tane şeyin sessiz tanığı...

bir defa kalsam yanında
hayat güzel hikayemde kalınca...


"Öyle güzel ki"lerden bir diğeri, Simon&Garfunkel'den Wednesday Morning 3 a.m.


Uzak ve soğuk ama güzel bir ülkeden Sonata Arctica-Shy


Alıntı-15

Ne başına ne de sonuna ekleyeceğim bir şey var. 


"Atın üzerine yapışmış sinekler gibiyiz, ama dizginlerin elimizde olduğunu sanıyoruz. Önce katledip ardından ağıt yakmanın erdemine inanmamı isteme benden. Neden sonsuzluk Nadya? Söylesene bana... 

Sevmek, hemen şimdi! Şuracıkta. Ve yarın... ve yarından sonra... Bunu zorlaştırmaya ne gerek var? Ertelenmiş sevgilerin bugüne kadar kime ne yararı oldu?

Biliyorum, söylemek istediğin farklı. Ancak sonu buraya varıyor. Sonsuza uzanacak sevgiler uğruna bugünleri sevgisiz yaşıyoruz. Yaşıyorlar... 

Sevmek sonsuzluktur!

Hayır! Sevmek insanca bir iştir ve her insanın bir sonu vardır. Yaşasa da sonu vardır. 'İnsan tükenmez!' gibi yüksek perdeden laflar etmeye kalkışma. Bal gibi tükenir."




(Bir Masal Akşamı-Ahmet Yurdakul)

13 Kasım 2012 Salı

Bir boşluğa...

Her şeyini olduğu gibi kabul edelim.
Tamam, sıkıntı yok.

Söylediklerini de aynen söylediğin şekliyle kabul edelim.
Tamam, bu da olur. Nasıl istersen öyle olsun.

Biz seni öyle kabul edelim, sorgulamayalım, sormayalım da sen durmadan düzeltmeye çalışıyorsun birilerini kendince, havada uçuyor "bunu yanlış yapıyorsun"lar... 3 kez konuştuğun adamın tüm hayatını çözüyor, yetmezmiş gibi ahkâm kesiyorsun "yanlışlarına" dair.

Ee nasıl olacak bu iş?

Kimse seni anlamıyor da senin hepimizi birden anladığın fikrine nereden kapılıyorsun?

Benim yerimden bakmadan ne kadarını anlamlandırabilirsin benim yaşadıklarımın?

Kesin vardır kendince çok mantıklı cevapların di mi? Zerre kadar benzerini yaşamadan her durum hakkında bizden iyisini bildiğin gibi...


Neyse boşver...

Güzel şeyler var, onlardan bahsedelim.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Kış şarkısı olsun bunlar


Kış geliyor ya hani, kış moduna uygun, yağmurlu/karlı havalarda güzel gidecek şarkılar listesi yapmaya uğraşıyorum birkaç gündür kendime. (Kıştan bahseden şarkılar az olacak muhtemelen, tüm olayımız o kış moduna yakışacak şeyler olması.) Sadece kendime yapsam sıkıntı yok, hepsi arşivde mevcut ama bir de paylaşayım deyince sıkıntılı bir durum oldu. Bir sitede aradığım şarkıları bulamadım, öteki liste olarak paylaşmaya çalışırken sıkıntı yarattı derken başladığım yere geri dönüyorum. Listeyi küçük parçalar halinde ve youtube üzerinden buraya aktarıyorum :)

Liste tamamen kişisel, içinde fazla farklı türlerden şarkılar olmayacak ama farklı diller ve ülkelerden olacağından emin olabilirsiniz. Belki ben buralarda o listemden seçtiğim bir şeyi dinlerken siz de başka bir şehirden, belki ülkeden bana eşlik ediyor olursunuz. Filmlerde olan türden sevimlilikler yaşarız. Olamaz mı yani :)

Ne kadar süreceğini bilmediğim "kış şarkılarım" listemin ilk bölümüyle başlıyorum sevgili okuyucu. Her bölümde 7 şarkı olmasına karar verdim çünkü 7'yi seviyorum. Bilmediğin bir şeylere denk gelirsen ve güzel şeylerle tanışmana vesile olabilirsem ne mutlu bana! :)

(Herkesten ve her gruptan 1 şarkı diye başladım ama yurdum insanlarına biraz torpil yapacağım. Sayıca daha azlar ya, birden fazla şarkı olsa da sıkıntı olmaz diye düşündüm.)

Başladık.

Önce güzel adam David Gilmour. Şarkımız "Smile".



Bu benim yol şarkım aslında, nereye gidersem gideyim kulağımda hep bu var. Bence bu havalarda da gider... Jeff Buckley-Hallelujah


Güzel sesli güzel adam, Eddie Vedder...


Willie Nelson-Norah Jones. 
Şarkımız "Baby it's cold outside".


Band of Horses-For Annabelle


Pek çok sevdiğimiz U-Turn (Lili) şarkısını yapan adamlardan "Beautiful Scar".


Olur da listenin ikinci bölümünü bu ay bitmeden yazamazsam diye buraya hemen bir (canım) Tom Waits-November ekleyelim!


İkinci 7 pek yakında!

:)

Kısacık-32



* Yaz mevsiminden sonra sohbahar gelirdi hani eskiden, işte ben o günleri özledim. 1 hafta içinde yazdan kışa geçmekten hoşlanmıyorum.

* Bazen her şey çok karışık geliyor, sonra daha da çok karışacakmış gibi geliyor. Aklımı toplayıp yoluna sokamadığım pek çok şey var. Fazla iş gerektirenleri boş ver, notlarımı bile bir araya toplayamıyorum 2 haftadır. Bir şeyleri unutup duruyorum. Yine çok bölündüm.

* Dün anlam veremediğim bir şey oldu. 10 dakika sonra tamamen o durumun ne anlama geldiğini açıklayan bir paragrafa denk geldim. Tesadüf mü diyordunuz siz insanlar böyle şeylere? Biz tam bu gibi durumlar yüzünden "tesadüf" demiyorduk. Ama sonra vazgeçmiştim ben, her şeye anlam yüklemek çok yorucu...

* Bazı kelimeler tamamen unutulursa dünya daha sevimli bir yer olacak benim için. Aşkım gibi, cicim gibi, aşkitom falan gibi; hakaret amaçlı kullandıkları kezban gibi, varoş gibi... Gibi gibi işte.

* "Gibi" sözcüğünü her kullandığımda kafamın içinde Barış Manço'nun sesini duyuyorum: "Senin bana gönlün var gibi gibi..."

* Roger Waters geliyor 2013'te. Yeterince istersek David Gilmour da gelir mi? İyi çocuk olursam Şirinler yerine görmek istediğim insanları görmeyi tercih etme hakkım var mı?

* Kendi kendime "Ölümlü dünya, bugün varız yarın yokuz" temalı bir nutuk attıktan sonra yıllardır kullanmaya kıyamadığım bütün defterleri kullanmaya karar verdim. İnsan böyle bir nutuktan sonra daha büyük kararlar bekliyor tabi ama bu insanlık için küçük benim içinse çok büyük bir adım! (Bu yazı yayınlanmadan evvel bir tanesi dilbilim notlarıyla doldu. Mutluyum!)

* Bir şey gerçek olamayacak kadar güzel görünüyorsa emin ol o şey gerçek değildir dedi. Haklı buldum.

* Eskiden google bana yönlendirdiği aramalarda nokta atışı yapardı. "Gıcık oğlak kadını" yazıp benim blogumu bulurlardı mesela. Bunun gibi pek çok şey daha var geçmişte buralara bir yere yazdığım ama şu an hatırlamadığım. (bkz: "kimi aradınız" etiketli yazılar) Geçen günlerde "mutlu şeyler" araması yönlendirmiş bana, 8 tane hem de. Bence google kendini aştı ve geleceği de görmeye başladı. Mutlu olacağım ya hani...

* Geçen haftamın şarkısı "Somewhere over the rainbow"du, bu hafta "Baby it's cold outside". Link ekleyecektim ama her defasında farklı birinden dinliyorum, hangi linki ekleyeyim bilemedim. (Aslında ikisini de en çok Willie Nelson'ın sesinden dinlemeyi seviyor olabilirim.)

* Nefret ediyorum.
Hak etti.

* Beyoğlu eskiden en sevdiğim yerdi, artık değil. Suç onda değil aslında. Orayı dolduran yeni insan modeline kızgınım. AVM illetini başımıza musallat eden insanlar da onlar. Alışveriş merkezlerine kapanıp sonsuza dek orada kalsalar şikayet etmem...

* İstiklal'deki o ucube de onların yüzünden orada dikiliyor. Sinemalar da onların isteklerini karşılamadıkları için kapanıyor... Şehrimin içine ettiniz!

* Oradaki tüm sinemalar kapanınca eskiden sadece Beyoğlu'nda bulabildiğim filmleri nerede izleyeceğim acaba...

* Hobbit'i gösterseler keşke... Yemişim imax'i, 3D'yi!

* Uzun olmuş bu, keseyim burada...

6 Kasım 2012 Salı

Haydi!



Gece vakti neden oturup şiir okuduğumu sorgulamayın ya da sorgulayın ve bulduğunuz cevapları bana da söyleyin. Hatta açıklayın lütfen. Hayra alamet olmayabilir bu hâl. Hadi bakalım...


...

kentin sokakları aydınlanıyor birden
yine yakalanıyoruz bakışların yağmuruna
kıskançlığın kıskacındayım
gir koluma
aç adımlarını
tenhalarda yürüyelim

haydi

yolumuz denizler olsun yoldaşımız martılar
birer çarpıntı gibi geçelim günlerin solgun yüzünden
esriyen yanımızda dalga dalga sevgiler
ardımızda anılarımızın açık sözlü yalınlığı
tenhalarda yürüyelim

haydi

en bildik sözlerle geçelim sevdanın çöllerini
bir ışık yağsın sonra sussun her şey
kanat vuralım yeşillikler arasında
solukları turunç kokan güneyli çocuklar gibi
tenhalarda yürüyelim

haydi

gümüş çizgilerini yoklayalım ufukların
sevginin yıldırımlarıyla yırtılsın içimizin karanlığı
yağmura hazırlanır gibi dolu dolu ve coşkun
tenhalarda yürüyelim

haydi 

...


(Şiirin tamamı şurada var: http://slnnn.blogspot.com/2009/11/siirli.html Merhaba, ben kendi yazısına link veren blogger kişisi! Naber?)

3 Kasım 2012 Cumartesi

Hişt!



Kimsenin artık hatırlamadığı bir şiirin son 2 dizesi.
Kimsenin neden bahsettiğini bilmediği bir şarkının gerçekte bahsettiği o şey.
"İyi ki..." ile başlayan bir cümle.
Benim bile yarım yamalak hatırladığım bir şiir.
Biraz yağmur.
Birkaç ihtimal.
Herkesin her şeyi bilmesine gerek yok.
Sessizlik, güzel.
"İyi ki..." diye başlayan bir başka cümle.
O güzel şarkıdaki o sorunun olmayan cevabı.
Biraz kahve.
İhtimaller.
O şiir.
Öteki şiir.
Güzel, gerçekten bak.
İyi ki...

Ne dediğimi anlayanlar anlamayanlara anlatmasın, anlamayanlar böyle daha mutlu belki. Hatta belki asıl anlayanlar onlar, kim bilir...

Sessiz ol, aramızda kalsın söylediklerim.

1 Kasım 2012 Perşembe

Bu aralar




Bazı zamanlar geride bıraktığımız ay 60 gün sürmüş gibi geliyor, bazı zamanlar 1 hafta gibi. Bu nasıl oluyor bilmiyorum. 

İyi miydi emin değilim ama kötü değildi, onu biliyorum!

Bu ara hayat nasıl bilmiyorsun sevgili okuyucu. Biraz anlatayım bak. Sanki bir gün bir şey olacak, ileride bir gün ama ne kadar ileride onu bilmiyorum. O güne kadar benim zaman geçirmem gerek. Oyalanmalıyım bir şekilde ve beklemeliyim. İşte tam onu yaşıyorum. Oyalanıyorum, bekliyorum, neyi beklediğimi bilmiyorum.

Güzel şeyler yapmak, güzel şeyler söylemek istiyorum ama bir yandan da benden beklenin ne olduğundan emin olamıyorum. Susmalıyımdır belki... Umarım doğru yanıt bu değildir!

Çok güzel filmler izliyorum. Çok. Hepsini yazayım da siz de bilin istiyorum ama öyle zor geliyor ki kelimeleri bir araya getirmek. Daha doğrusu bir süre erteliyorum, sonra unutuyorum.

Geride bıraktığım 26 yılda hiç görmediğim kadar güzel rüyalar görüyorum. Tüm gün gülümseyerek dolaşıyorum ortalıkta. Bunu öyle çok seviyorum ki...

Bir de çay/kahve tüketimini abartmasam hayat daha güzel olacak muhtemelen.  

Uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıyorum, birileri bir şeyler anlatırken ben bambaşka şeyler düşünüyorum. Bazen nerede olduğumu bile unutuyorum. Kafamın içindeki hayat kesinlikle daha eğlenceli. Her şey olmasını istediğim gibi. Herkes olmasını istediğim yerde...

Geri kalan her şey blogun diğer 1000 yazısında anlattığım gibi. Yağmurda yürüme fırsatlarını kaçırmıyorum, yolda yürürken kendi kendime şarkı söylüyorum, pek çok şeyi erteliyorum, söylemek istediğim pek çok şeyi kendime saklıyorum, iyi şeyler diliyorum falan filan.

Sevgili Kasım,
Gördüğün gibi eksikler var ama hayat fena değil. Lütfen sen de bize iyi davranır mısın?