1 Şubat 2013 Cuma

Kısacık-37



* İlaçlar, kağıt mendiller, yastık-yorgan, bitki çayları, meyveler, çorbalar... Hoş geldin tatil, hoş geldin hastalık!

* Hastayken hafif filmler izlemek güzel fikirmiş. Duygusal-komediler izliyorum, iyi geliyor.

* Bu ara izlediğim yeni filmlerden bahseden yazılar yazacaktım ama bir türlü olmadı. Araya sıkıştırayım şöyle. Hepsinden kısa kısa.

* Sefiller'i 10 yaşındayken okumuştum, okuduğum ilk romandır. Kitabın sonunu ne kadar zaman tekrar tekrar okudum ve ağladım hatırlamıyorum. Çocukluk travmalarının ilki desem abartmış olmam herhalde. Ardından 2006 senesinde, bir Fransız edebiyatı dersinde yeniden yolumuz kesişmişti, baktım yeri hâlâ aynı... 2013'e geldiğimizde bu kez film çıktı karşımıza. Tek kelimeyle özetlemek gerekirse: "Olmuş."

* Hugh Jackman ve Anne Hathaway'e nasıl hayran kaldığımı anlatacak söz bulamıyorum. Anne Hathaway'i bugüne dek sevmeyi bir türlü başaramamış olmamdan da bahsetmeliyim bu noktada. Haksızlık etmişim. Bayıldım.

* Dünyanın en büyük romancısı sayılan (bence sayılan değil "olan" demeliyiz.) Tolstoy'un en önemli romanlarından, benim de yere göğe sığdıramadığım o muhteşem Anna Karenina'nın uyarlaması var ikinci olarak. 3 cildini 4 günde tabiri caizse nefes almadan bitirdiğim Anna Karenina daha önce de sinemaya uyarlandı elbette ve izlerken acı çektim. "Al sen bu romanı katlet" demiş olmalı biri yönetmene ya da yönetmen okuduğundan hiçbir şey anlamamış. Bu sefer de öyle olmasını beklediğimi inkar edemem. Ama beklentileri düşük tutmak iyidir böyle durumlarda. 2012 uyarlaması şahane bir ilk yarı ile başlıyor. Yönetmen ikinci yarıda aynı güzelliği sürdürebilseymiş "Uyarlama dediğin böyle olur işte" bile dermişiz bakarsınız ama sürdürememiş. Yine de kötü değil. En azından romana ihanet etmiyor. Görmemiz gereken karakterler ve olaylar olması gerektiği şekliyle filmde yerini almış. Tek sıkıntı sonda... Sanırım olayın dramatikliğini azaltmak istemiş yönetmen. Halbuki sonda süründürmeliydi bizi. Can yakmalıydı. Hafifleştirmiş, olmamış.

* Tolstoy demişken, Tolstoy'u anlayamamış insanla edebiyat konuşmaktan kaçınmak gibi bir huy edindim. İyi yapıyorum bence. Hatta roman/romancı listelerine göz atarken Tolstoy'un listenin neresinde yer aldığına bakarak listenin ciddiyetini değerlendiriyorum. 

* Bu ara öve öve bitirilemeyen Silver Linings Playbook'u yarıda bıraktığım nadir filmler listesine ekledim gitti. Bitiremedim. Zorladım ama olmadı. Üstelik Bradley Cooper isimli güzel insanı taa 2005'teki Kitchen Confidential dizisinden beri sever sayarım. Yetmezmiş gibi Robert de Niro var filmde. Yine de olmadı. 

* Django Unchained leziz olmuş bak. Leonardo di Caprio'ya ödül vermek için yaşlanmasını bekleyen sevgili insanlar, ayıbın en büyüğü bu yaptığınız. Adam yaşlanacak, bugünkülerin 3'te 1'i kadar iyi olmayan bir performansına ödül vereceksiniz hep yaptığınız gibi. Yapmayın. Bugün verin.

* The Perks of Being a Wallflower da olmuş olmasına da ben yaşlandım herhalde. Öyle ilham almalar falan çok uzak geldi bana. Bir grup çocuğun hikayesi olarak izledim, aferin onlara dedim. O kadar...

* Kitabını okumadım, muhtemelen kitapta da öyledir, o Heroes'u ne güzel kullanmışsınız öyle... "Cuk" oturmak tabiri bunun için var.

* Ben tabi bu şarkının Almanca versiyonuna hastayım. Geçmişte hakkında yazılar yazmıştım. Almanca'nın o sert söyleyişleri şarkıya bambaşka bir hava katıyor -bence-. (Hatta şu an dinliyorum.)

* Seven Psychopaths her hafta tekrar izleyebileceğim ve sıkılmayacağım türden bir film olmuş. Şahane. Ödül dağıtırken Sam Rockwell'in muhteşem performansını görmezden gelen vicdansız adamlar, yatacak yeriniz yok be! Sıradaki şarkı sizin için Vecihi'den geliyor: "Kara Vicdanlı"

* 10 yazılık malzemeyi tek yazıda bitirmem hiç hoş değil.

* İsyan arası: "Güzin abla olmaya meraklı ne çok internet ablası varmış ve onları okumaya meraklı ne çok internet kullanıcısı varmış. Bıktım ilişki tavsiyelerinden, eski sevgiliye serzenişlerden!"

* Ara bitti. Serzeniş demişken Vega'dan bahsetmezsek olur mu? Olmaz. Vega dediğinde "Uçları kırık" derim. Ahhh, nasıl güzeldir!

* Bir serzeniş de goodreads'e! (Bir yandan oralara bakınıyorum.) Tek yıldız için "didn't like it" demişsin. Eyvallah. Beğenmediğim, bana göre olmadığını hissettiğim kitaba 1 yıldız veriyorum zaten ben de. Ama bir de benim kişisel beğenimi bir kenara koyarak baktığımızda "kötü" sıfatını fazlasıyla hak eden bir dünya kitap var piyasada. Zaman zaman da benim karşıma çıkıyorlar. Onlar için ne halt edeceğiz? Olmuyor bak böyle... Gel bunu düzeltmenin bir yolunu bulalım.

* Düşük beklentilerle izlediğim Paris-Manhattan filminin tam her şeyin yoluna girdiği ve herkesin mutlu olduğu o anında Ella Fitzgerald şahane sesiyle olaya girdi. Filmdekiler mutlu, Selin zaten mutlu, müzik güzel derken bir de baktım ki gülümsemekten yüzüm acıyor. Bu da böyle bir anımdır. Şarkıyı sizinle de paylaşmak isterim: 




* Yeniden Anna Karenina'ya dönüyorum müzik demişken. Dario Marianelli yapmış yine müzikleri ve bu bana tekrar tekrar dinleyecek bir albüm daha çıkmış demek oluyor. 

* Anna Karenina demişken de Matthew Macfadyen'e aşık olduğum gerçeğini bir kez daha hatırlıyorum. Bıyık olmaz ama, hayır...

* Reklamlar:

"Siz de Winchester biraderlerle Orta Dünya'da zombi kovalamak istiyorsanız soğuk algınlığı ilacı alın, sonra uyuyun. Tecrübeyle sabittir. Denedim oldu."

Meleğim de olsaydı iyiydi tabi de kısmet değilmiş... Artık gelecek sefere.

* Hastaysanız ve nefes almakta güçlük çekiyorsanız komik şeyler izlemeyin. Ben ettim siz etmeyin. Gülmekten ölmek böyle bir şey olabilir.

* Yeteri kadar yazdım, şimdi okumaya gitmeliyim. Mutluyken çok konuşurum, hastayken de öyle. Mutlu ve hasta olunca neler olduğunu siz hayal edin...

Görüşürüz.

5 kişi de demiş ki:

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

psikopat gibi türk edebiyatına battım bu sıralar. dünya edebiyatına tekrar açılsak iyi olacak. ama türk edebiyatının esas isimlerine kapılınca da kopmak elde olmuyor.

Sam Scarlet dedi ki...

geçmiş olsun ve izlenecekler listemden birkaç film için iyi yorumlar yaptığına göre bi an önce onları izleyebilirim gönül rahatlığıyla :)

Selin dedi ki...

@Kızılgın

Ben de bu ara Türk edebiyatına dönüp Peyami Safa eksiklerimi kapatmayı planlıyorum :)

Selin dedi ki...

@Sam

Geçmiyor, geçmiyor bi türlü :) Bahsettiğim filmleri benim beğendiğim kadar beğenmeyebilirsin ya da daha fazla beğenirsin, bilmem ama "boşa geçmiş 2 saat"e sebep olmayacakları kesin :)

victorvandort dedi ki...

Bu kadar cok okuyabilmek ve izleyebilmek icin zamaniniz olmasiharika bisey. Zamanininiz yoksa ama bi sekilde bu zamani buluyosaniz tebrik etmek lazim. Bazi yazilari okuyunca moralim cok bozuluyor:) Her yer okunacak kitap izlenecek film dolu ama soyle tum hepsine yetecek zaman bulmak cok zor. Baska birileri okudukca mutlu olmaya basladim :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?