18 Temmuz 2013 Perşembe

Kısacık-41



* Bir şeyi çok istersek olmuyordu, istemediğimiz ot ise burnumuzun dibinde bitiyordu değil mi? Hımm. Ne yapsak hayatı kandırmak için?

* Bu sabah uyandığımda kendime "Aynı anda 3 tane kitap okuyorsun, yapma! Birini bitir, sonra diğerine başla," diye kızdım. Şu an okumakta olduğum kitap sayısı 5. Kızmadan önce daha iyiydi.

* Bu sorunun bir de "Şu kitapları okumadan yenilerini alma!" versiyonu var. Büyük bir okuma hevesiyle bir grup kitap alınır, yenileri alınınca onlar unutulur, 2-3-4-5 yıl geçer... Ne zaman akıldan bu cümle geçse ardından yeni kitaplar gelir.

* Yaşıtlarım çoluk çocuğa karışıyor ben kendime bebek maması yapıyorum diye düşünüp güldüm dün. Bebek bisküvisi çok lezzetli bir şeyse ve sütle karışınca daha da lezzetli oluyorsa bu benim suçum mu? Neyse işte, yaşıtlarım çoluk çocuğa karışıyordu, sonra bir arkadaşımın tahminimce 7 yaşında olan oğlunun sünnet fotoğrafını gördüm. Kendimi yaşlı hissediyorum. (Her gün bebek maması yapmıyorum tabii, şu an 18 yaşında olan kardeşim bebekken ona eşlik ediyordum, bir sonraki de dün işte.)

* Hayat o kadar da zor değil canım. Sen zorlaştırıyorsun canım. Yapma canım. (O "canım" da nereden çıktıysa...)

* Yaz mevsimini neden sevmediğimi bir kez daha hatırladığım günlerdeyiz. Bunalıyorum ama sıcaktan değil. Sıcak, yaz mevsimine dair sıkıntıların belki de en küçüğü.

* Yeterince düşünürsem tanıdığım her bir insanın benden nefret ettiğine inanmamı sağlayacak sebepler bulabilirim. Yaz aylarında düşünecek çok vaktim oluyor, düşünmem gereken şeylerdense bunları tercih ediyorum üstelik.

* Neredeyse her sözcüğü (kasıtlı olarak ya da olmayarak) yanlış yazan insan başkalarının her yazdığına "de ayrı olacak" diye müdahale ediyor ya hani... Sonra biz onun sandığı gibi "Türkçeyi ne güzel kullanıyor," değil de "Ne salak!" diyoruz ya hani... İşte öyle bir şey. "Gelcem", "yawww", "gelr msn" gibi şeyler yanlış yazılan "de"den daha sinir bozucu. Ama "de"lere müdahale etmek moda. "Ki" ve soru eki hataları da bir gün moda olursa onlara da bakarsınız ama şimdilik gerek yok. Haklısınız tabii.

* Bir de noktalı virgül sorunumuz var. Adama "Çok cahilsin, dilbilgisi öğren," tarzı şeyler yazıyor. O sırada kurduğu cümlede virgüller yerine noktalı virgüller var. Yetmezmiş gibi herhangi bir noktalama işareti kullanılmayacak yerlerde de noktalı virgüller var. Bir dur arkadaşım, bir dur. Başkasının derdine düşeceğine önce kendin öğren noktalama işaretlerini.

* Gazetelerde, haber sitelerinde, ciddi sitelerde ve kitaplarda böyle hatalar yapıldığında ben de kızıyorum ama internette herkese laf yetiştirmeye çalışmak da gereksiz geliyor. Bir de kendisi yazamazken başkasına ayar vermeye çalışan tipleri görünce sinir oluyorsun, yapacak bir şey yok. Gördüğü hataları samimiyetle düzelten/düzeltmeye çalışan insanı ayrı tutalım tabii. Sevelim onu.

* Sorun hata yapmak değil. Hepimiz yapabiliyoruz zaman zaman. Sorun, kendin de hata yaparken başkalarını benzer hatalar yüzünden küçümsemek. Çirkin işler bunlar.

* Bütün günü internette bir şeyler okuyarak geçiren, kitap kurdu olduğunu iddia eden, üstelik yazan ve yazdıklarını başkalarına ulaştıran insan da bir zahmet öğrensin şu ekleri tabii. Sadece diğer gruba sövmeyelim, biraz da bundan bahsedelim.

* Yaz gelince Selin tercih robotuna dönüşüyor.

"Her türlü tercih, sıralama, okul inceleme, bölüm seçme işleriniz itinayla yapılır."

* O sırada Selin tüm derslerden geçmiş, kredisini tamamlamış ve tez hazırlıklarına başlamıştı. Nedense yüksek lisans tamamen bitmiş gibi hissediyordu. 

* Önümüzdeki bir yıl (belki de daha uzun bir süre) boyunca en yakın arkadaşım Georges Perec olacak.

* Yazıyı yazmaya başladıktan sonra ilk maddedeki kitaplardan iki tanesini bitirdim. 3 tane kaldı, yenilerine başlamamak için kendimi zor tutmaktayım. (%50 esprisi istemiyorum, #DirenSelin diyeceksek o olur bak.)

* Sevdiğimiz kitaplar, filmler veya diziler ile ilgili eşyalar bir noktaya kadar sevimli geliyor. Defter, kalem, kupa, ayraç... Bunlar iyi de bazı şeyler fazla abartılı gelmeye başladı. "Fight Club sabunu" örneğindeki gibi eserin ruhuna ters şeyler mi yoksa her türlü eşyanın üstünde en sevdiğin kitabı görmek mi daha sinir bozucu karar veremiyorum.

* Her sessizlikte Julie Delpy şarkıya giriyor: "Let me sing you a waltz."

* Akrabalarımızın sadece istediğimiz kadarını hayatımızda tutabildiğimiz bir hayat daha güzel olabilirdi.

* İnsanların durmadan can sıkan sorular sormadığı bir hayat da güzel olabilirdi. 
"Ne zaman evleneceksin?"
"Daha ne kadar okuyacaksın?"
"Sen şimdi okumaya devam ediyorsun da ne olacak yani?"
"O kim?"

gibi gibi gibi.


* İnsanların kendi açtıkları sayfalara sizi otomatik olarak eklemediği bir hayat da fena olmazmış hani. Oyun davetinden daha çok can sıkan bir şey varsa o da budur.

* Uzun oldu. Susalım. Susmadan önce:

3 kişi de demiş ki:

JG dedi ki...

Fight Club sabunu o kadar da eserin ruhuna ters değil aslında bence. Tyler da sabuncuydu falan ya hani (sabuncu da neyse artık, ifade edecek başka kelime bulamadım ahah).

Muzurella dedi ki...

#direnselin :)

cem dedi ki...

bir şeyi çok isteyince olur diye biliyorum ben, dedeğin gibiyse hayatı kandırmak gibi bi yol yok maalesef...
tercih robotu iyidir, ya kararsız bi robot olsaydın.. bak ben bile tiksindim şuan kendimden...

bir de;

melis danişmend iyidir hastır, haberin yook ölüyorummm performansı da iyidir hastır da şarkı sonrası kimseler ölmsin demeyeydi iyiydi...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?