2 Ağustos 2013 Cuma

Eleanor & Park


Bir gün tumblr'da bir kitap kapağı gördüm... Hikayemiz böyle başlıyor, bir kitap kapağıyla. Okumaya karar vermem kaç dakika sonra gerçekleşti bilmem ama fazla zaman geçmediğinden eminim.


Aklımın çok dolu ya da vaktimin çok az olduğu zamanlarda basit şeyler anlatan kitaplar okumayı tercih ediyorum. Young adult (YA) türü kitaplarla da çoğunlukla böyle zamanlarda arkadaşlık ediyorum. (YA demişken Kitap Hırsızı'nın okuduğum en güzel kitaplardan olduğunu da söylemeden geçemem.)

Eleanor ve Park isimli iki genç de işte böyle zamanlardan birinde arkadaşım oldular. 86'da geçen hikayelerinde lisede olduklarını düşünürsek benden epey büyük olmalılar ama sorun değil. (Benim doğduğum yıl.)


Eleanor karmakarışık kızıl saçları, tuhaf giysi ve takılarıyla her daim çevresindekilerin kötü şakalarına maruz kalan kızcağızımız. Dinlemek istediği müzikler var, dinlemeden hayranı olduğu müzikler, gruplar, şarkılar... Bir gün dinleyince sevecek, biliyor. Romeo&Juliet hakkında benim yaptığım yorumun aynısını yapıyor oluşu ilk dakikadan kendisini sevmemi sağlamış olabilir. İnkar edemem. Tıpkı Romeo&Juliet hikayesine yanlış anlamlar yüklenmesine ve her aşığın kendini Romeo ya da Juliet olarak nitelemesine gıcık olduğumu inkar edemeyeceğim gibi...

Park ise her daim bir köşede çizgi romanının sayfalarını karıştırırken görebileceğiniz bir yarı Koreli. Güzel müzikler dinliyor. Çoğunlukla önünde gruplarla ilgili şeyler olan tişörtler giyiyor. Okul servisinin kalabalığında ikisi de ilk dikkatinizi çekecek tipler olarak oturuyorlar yan yana. Park pencere tarafında, kucağında açık duran çizgi romanı, kulağında tek kulaklığı... Koridor tarafında ise Eleanor, kulaklığın diğer teki onda. Kıpkızıl ve gür saçlarının arasında fark eder misiniz bilmem.

Park'ın kadınsı inceliği, Eleanor'un ise erkeksi giyinişi akla Robert ve Patti'yi getirmiyor değil. Robert ve Patti dersem duygulanırım, duygulanırsam dağılırım ve yazıyı bitiremem, o yüzden konudan sapmamalıyım.




Park'ın Eleanor'u her görüşünde ona makyaj yapmaya çalışan bir annesi, dediğim dedik bir babası, fazla öne çıkmayan bir kardeşi var. Eleanor'da ise işler karışık. Ayrılmış anne ve babası, birlikte yaşamak zorunda kaldığı ve gerçekten kötü bir adam olan üvey babası, ona hiç ses çıkarmayan annesi, çocuklarını hatırlamıyormuş gibi yaşamını sürdüren babası, tuhaf kardeşleri...


Her şey Park'ın çizgi romanı üzerinde dolaşan meraklı gözleri fark etmesiyle başlıyor, sessiz sedasız uzatıyor elindekini Eleanor'a doğru. Sonra müziklerini paylaşıyorlar. Park, Eleanor'un ne seveceğini zaten yıllardır biliyormuş da paylaşmak için o günleri bekliyormuş gibi... 




Park'ın yanındayken Eleanor'un hissettiği şeyi tarif etmek çok zor. Varlığını meydana getiren o küçük parçaların toplamından daha fazlası oluyor Eleanor o anlarda. Park ise Eleanor'a her baktığında bir sanat eseri görüyor. Bir sanat eseri güzel görünmek zorunda değildir ama size bir şeyler hissettirmelidir. Tıpkı Eleanor gibi...

Rainbow Rowell sizi ağlatmaya çalışmıyor, son zamanlarda bir şekilde elime aldığım çeşitli YA kitaplarındaki gibi sığ karakterler atmıyor önünüze, en geride kalmış karakter hakkında bile pek çok şey öğreniyorsunuz. Anlatımı ve dili ile de kesinlikle hepsinden bir adım önde. Her satırda "16 yaşında çocukları anlatıyorum ve yaşı 16'dan daha da küçük olan çocuklar için yazıldım, o yüzden olabilecek en basit dili kullanıyorum," diye bağırmaması bir diğer sevme sebebi olabilir.


Zaman zaman Eleanor'a dönüşüp kendi Park'ıma sıkı sıkı sarılma isteği hissettirmesi de kesinlikle öngörmediğim bir şeydi. Okuduğum diğer örnekler yüzünden edindiğim o korkunç önyargıya rağmen böyle hissettirebildiği de düşünülürse...

Kitabın orta bölümlerinde tempo düşüklüğü yaşanmasından kaynaklı dikkat kayıpları olsa da yazar sizi yeniden toplamayı başarıyor. Kitabı kapatınca o bölümlere kızıp 3 yıldız veriyorsunuz. Sonra günler geçiyor, kendinizi serviste yan yana oturan o çocukları düşünürken buluyorsunuz. Aslında 4 yıldızlık bir kitapmış gibi geliyor. Sonra "Öffff, başlarım yıldızına da, sana da be!" diye bir isyanla birlikte tumblr'a dalıyorsunuz ve kendinizi bu yazıyı yazarken buluyorsunuz.

İlk yazılması gereken kısım en sona kaldı. Kitabın yazarı Rainbow Rowell. Sanırım henüz Türkçe çevirisi yok. "Biz bunu yayınlarız," diyecek bir yayınevi olursa çevirisini yapmaya talibim :)) Olmazsa da ben çeviririm, siz okursunuz artık. 

7 kişi de demiş ki:

A-H dedi ki...

kitabin kapagi cok guzelmis hakikaten, insanda mutlaka okumaliyim hissi birakiyor :)
turkiyede satistami peki?

Sam Scarlet dedi ki...

çevirsen de okusak :(

a. dedi ki...

çeviiiir! yorumunu atmasam olmazdı :p

Selin dedi ki...

@A-H

Maalesef henüz yok, varsa da ben bulamadım :-/

Selin dedi ki...

@Sam ve @a.

Ben biraz para biriktirip yayıncılık işine gireyim diyorum çocuklar, ne dersiniz :P

white glaze dedi ki...

Merhabalar;
Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
540. takipçiniz benim.
Bu arada çok hoş bir çekilişim var, muhakkak beklerim :)
Sevgiler
http://http://whiteglaze.blogspot.com/2013/08/beyaz-srn-buyuk-cekilisi.html

N dedi ki...

Benim hikayemde instagram'da görüdğüm kitap kapağıyla başladı. Ama maalesef muhteşem ingilizcemle okuyama kalkmadım. :) Benim gibi kapağın büyüsüne kapılanlar mı var mı diye araştırma yaparken blogunu buldum! Postu okuyunca kitabı okuma isteğim artmış olsa da beklemek zorundayım! En kısa zamanda okuyabilirim umarım bende! Ve bence yayıncılık işini ciddi ciddi düşünmelisin! :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?