20 Eylül 2013 Cuma

Kısacık-42


* Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla ama kızım sen de "Nasılsa bana söylemiyor," diyerek salma iyice kendini, her şeyin bir sebebi var.

* 27'ler kulübü geyiklerinden, 27 yaşında intihar etme planlarından, "Ben de onlar kadar cool biriyim, ben de 27'den fazla yaşamam"lardan nefret ediyorum. Neyse ki gerçekten 27'ye gelindiğinde bu işlerin çocukça olduğu anlaşılıyor ama konumuz bu değil. 20'li yaşlardayken 30'un korkunç görünmesi, yaşlanma korkusu, gençlik yıllarının uzaklaşmaya başlaması, gelecek kaygısının daha çok sıkıntıya sokması gibi sebeplerle 27 yaş biraz bunalımlı geçen bir yaşmış diyen şeyler okudum bugün. Şayet son zamanlardaki halimin sebebi buysa çok üzüleceğim. Ergenliği sakin atlatmış insan 27 yaş yüzünden bunalıma girer mi? Girmesin :(

* "+18 Friends" başlıklı yazıya "+18" ibaresinden dolayı tıklayıp duruyorsanız üzülürüm. Sadece 1 ya da 2 hafta yayınlanan Friends kopyası aptal bir diziden bahsediyor o yazı ve ismi +18'di, başka şeyler beklemeyin.

* Hayatın belirsizliği yüzünden çok yorulduğumuz günlerdeyiz sevgili okuyucu. Yine... Dua etsek, totem yapsak, bir sinerji yaratsak hepimizin hayatı bir anda yoluna girer mi?

* Gerçek hayata dair pek çok şeyi filmlerden öğrenen insanlar var. Kedilerin kasap olmasıyla ilgili deyiş buraya uygun düşer gibi hissediyorum. Öğrendiklerini sanıyorlar ve sonra gerçek hayat onları mutsuz ediyor hani... Üzücü.

* Deneyimlemedikleri olaylar hakkında sağa-sola tavsiye verebilenler var bir de. Uzak olsunlar.

* Sabrina durmadan ağlayan bebeği kucağına aldı, 3 kez "Büyü artık," dedi. Böyle bir büyü olduğunu bilmiyordu. Bebek birden büyüdü, kocaman adam oldu. Televizyon karşısındaki 13 yaşındaki kız belki de en çok o an istedi büyü denen şeyin gerçek olmasını. Yıllar geçti. Televizyon karşısındaki kız 27 yaşında ve hâlâ zaman zaman o büyünün gerçek olmasını diliyor. Akıl yaşta değil, biliyor ama yaşın etkisini de bir süredir yadsımıyor. 

* Kitap okumayı çoktan bırakmıştık, belki de hiç başlamamıştık ya neyse. Gazeteyi bıraktık sonra ama buna kızamıyorum. Medyanın rezilliğini düşündükçe... Blogları da bıraktık bir ara. Sonra facebook'ta yazılan kısa şeyler yerini fotoğraflara yazılan tek cümlelere bıraktı, sonra tamamen fotoğrafa döndük. (Facebook'ta paylaşılanların ne kadar okunmaya değer olduğu ayrı bir tartışma konusu tabii.) Çok sevdiğim bir adam artık tweetlerin dahi okunmadığını söylüyordu az önce. Görünüşe bakılırsa okumaya devam ettiğimiz tek şey instagram fotoğraflarının altındaki etiketler. Sonra?

* Kendisinin sevmediği bir şeyi yediğinizi gördüğünde "Nasıl yiyorsun onuuuuu??" diye soran insanın kafasına tabağı geçirme isteği duyuyordum geçmişte, neyse ki kayboldular. Kişiler yeniden ortaya çıkarsa istek de döner yalnız.  (Kokoreç gibi şüpheli bir şeyi bayıla bayıla yiyen bir insanın size mercimek çorbası içerken böyle dediğini hayal edin. Örnekler olayın anlaşılırlığını arttırmak için uydurulmuştur.)

* "x'i nasıl seviyorsun?"
"x'i neden seviyorsun?"
"x'in nesini seviyorsun?"
diyenlere ne yapsak?
Aklımda kötü şeyler var.

* John Travolta'yı hiç sevmem ve sırf o var diye izlemediğim bir sürü film sayabilirim. Geçenlerde "Ufff bunda da John Travolta var ama neyse artık," diyerek bir filme başladım. Son dakikalarda baktım John Travolta'nın canlandırdığı karaktere sarılmak istiyorum. Gözlerim dolmuş bir yandan. Bir süredir de hep onu anlatan şarkıyı dinliyorum: Love Song For Bobby Long. Hayatta her şey mümkün.

* Israrla Jhon yazan arkadaşım, canım, her bir şeyim,
Bir bak yahu, gözüne tuhaf gelmiyor mu?

Eskiden her Jhonny Deep yazdıklarında içimde minik bir Johnny Depp hayranı ölüyordu. Neyse ki o kadar çoklardı ki bir tanesinin ölümü çok büyük değişiklik yaratmıyordu. Son fangirllük maceram da oydu işte, sonra bitti. Artık beceremiyorum bu işleri, yaşlandım. (O kadar çok "Deep" yazan var ki bazen Johnny bile soyadından şüphe ediyor olabilir.)

* Köprülü filmleri seviyorum. İki insanın köprünün bir ucundan diğerine konuşa konuşa yürüdüğü bir film yapılsa 3 saat izlerim. Ummm galiba Jesse ve Céline'in köprüde geçecek bir filmi olsun istedim şu cümleyle.

* Müzikleri güzel olan filmleri de bir başka seviyorum.

* Facebook'ta kapak fotoğrafı bölümüne "sevgili fotoğrafı" koyma fikri hanginizden çıktı bilmiyorum ama bence olmamış arkadaşlar. Hatta mecbur kalmadıkça kendi fotoğrafımızı da koymasak diyorum. Uygun fotoğraflar çekseniz tamam ama sayfanın ortasında kocaman bir surat hoş görünmüyor. Dost acı söyler.

* En yakınımız gibi görünenler bile mutlu olmamızı istemeyecekse kim isteyecek? Peki ya ben arkadaş seçmeyi ne zaman öğreneceğim? Beni mutsuz eden insanları hayatımdan atıp sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmeyi öğrenebilir miyim ya da? Çok seyrek görüşebildiğim 1-2 kişi dışında kimseyle hiçbir şeyi -özellikle mutluluğumu- paylaşmak istemiyorum. En sonunda tamamen kapatacağım kendimi hepsine. Sonra hepimiz ömrümüzün sonuna kadar mutlu yaşayacağız. En azından ben.

* Rüyamda bütün kötüleri İBB'nin binasına topladım ve kendileriyle ilgilenmek üzere V'yi oraya yolladım. Joker'in hastaneden ayrıldığı sahneye çok benzeyen bir vaziyette mekandan ayrıldım. 

* Bir başka gün de Smaug'dan arkenstone'u çaldım, canım cücelere teslim ettim kendi ellerimle. Selin Baggins!

* Sizin de izlenecekler ve okunacaklar listeniz her gün biraz daha uzuyor mu? Ama vakit azalıyor, ne olacak böyle?

* Gidelim kitap okuyalım 
Bağıra bağıra şarkılar söyleyelim 
Kalbimizin kırılmasından korkalım ama yine de aşık olalım 
Kalbimizi kıranların kafasını kıralım (bunu deneyen varsa nasıl bir his olduğunu bana da anlatabilir mi :p ) 
Bizi gerçekten seven dostlar bulalım, en azından biz mutluyuz diye üzüntü duymasınlar yeter 
Rüyalarımızda Shire'a gidelim
...

2 kişi de demiş ki:

Mshn dedi ki...

27 yaş böyle bir yaşsa bir an önce o yaşa gelmek istiyorum ben. Son zamanlarda okuduğum en güzel blog yazısıydı bu. Bir iki maddeyi istisnai derecede sevdim hatta ve evet, benim listelerim de gün geçtikçe genişliyor. Zaman ve eserler arasında parabolik bir ters orantı var adeta.

Sam Scarlet dedi ki...

Hadi shire a gidelim artik...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?