22 Kasım 2013 Cuma

Öğretmenim, canım benim...

     2 gün sonra öğretmenler günü. Sosyal paylaşım siteleri mesleğe bok atma yarışındaki çokbilmişlerin mesajlarıyla dolacak. Geçen yıl doldu, oradan biliyorum.

     Öğretmenlik kolaydır çünkü, herkes yapabilir, ne var ki? Yattıkları yerden para kazanırlar, üstelik 3 ay tatil, ohh mis!!

     Di mi? Zaten bütün öğretmenler de aynı şartlarda atanıyor ve tamamen aynı şartlarda çalışıyorlar. Ben de dershanede aynen bu şartlarla çalıştım onca zaman, "Her yer böyle, başka yerde çalışsan ne olacak, çıkma o işten," diyen adamın kafasını kırma isteği duymam da bu rahatlıktandı zaten! Rahat battı, evet. Yoksa sana işini öğretmeye çalışan muhasebeciler, kapı dinleyen patronlar, sınıf basıp müfettişçilik oynatan mühendisler, ödenmeyen maaşlar, kasıtlı olarak uzatılan stajlar, söylenen yalanlar, her sorunda seni velinin önüne atan idareciler ve bunlara benzer binlerce güzellik varken rahat battığı için ayrılmak istedim oradan.

     :)

     "Aman nasılsa param her türlü yatıyor, çocuklar da öğrenmek istemiyor zaten, ne diye yorayım kendimi," kafasındaki tüm öğretmenlerden hepinizden çok nefret ettiğimi garanti ederim. Ben birilerine bir şeyler öğretme heyecanındayken benim derslerimi bu arkadaşlara verip bana kadro açmıyorlar mesela. Pek çok okulda Fransızca dersi var ama öğretmene ihtiyaç yok, çünkü başka öğretmenler o dersleri sınıfta oturup sohbet ederek geçirebiliyor, ben lazım değilim. Böylece ilgili kişinin alması gereken ders saati de tamamlanmış oluyor. Para önemli bir şey tabii. Çocuk Fransızca öğrenip ne yapacak zaten. Oturalım öyle biz. Ohh mis.

     Lisans eğitimini doğru dürüst vermeyi beceremeyen tüm üniversitelerden de aynı ölçüde nefret ediyorum. Kendini zerre kadar geliştirmeye çalışmadan tüm meslek hayatını geçirenlerden de. (Bu öğretmenlik özelinde değil, tüm meslekler için geçerli.)

     Peki bu arada daha az maaş vermek için "öğretmen"in atamasını yapmayan, okulda boş bıraktığı kadroyu önüne gelenle dolduranları ne yapalım mesela? Çocuğunuzun okuduğu okuldaki öğretmenlerin kaçı gerçekten öğretmen, kaçı 4 yıllık herhangi bir bölümden mezun olup iş bulamamış ve komik bir maaş karşılığında "öğretmencilik" oynamak üzere oraya alınmış ve hatta daha beteri kaç tanesi açık öğretim bitirip gelmiş biliyor musunuz mesela? Ben hayatında çocuk psikolojisine, eğitim psikolojisine dair bir şey okumamış, staja gidip başka öğretmenleri gözlemlememiş birine çocuğumu emanet etmek istemem. Siz ister misiniz? Ben 17 yaşında örgün eğitimden uzaklaşmış ve derslerini sınıf ortamında almamış birinin yönetmeye çalıştığı bir sınıfta çocuğumun öğrenci olarak bulunmasını istemem. Ben bu insanlara çocuğumun "öğretmenim" diye hitap etmesini istemem. Değil çünkü. Ben onların işini yapmaya kalksam onlar bana tepki göstermeyecekler mi? Ben kendime mühendis diyor muyum, kimyager diyor muyum, muhasebeci diyor muyum? (Kendime çevirmen demeye başlamak için bile bu alandaki öğrenimimin tamamlanmasını bekledim. Gerçi dil bilen herkes çevirmen, ben neden olmayayım, di mi?) Onlar neden benim işimdeler öyleyse ve çocuk yetiştirmek/eğitmek gibi önemli bir konuda nasıl güvenebilirsiniz bu kadar alakasız insanlara? Bu işler bu kadar kolay olmamalı...

     En basit sözcükleri yanlış yazan Türkçe öğretmenleri biliyorum. En temel eserlerin sadece özetlerini okuyarak mezun olmuş ve öğrencisine tavsiye edecek kitap bilmeyen edebiyat öğretmenleri... Lisede öğrendiği İngilizceye hiçbir şey katmadan üniversiteyi de bitirmiş İngilizce öğretmenleri. Var bunlar, biliyorum. Ama hepsinin böyle olduğunu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.

     Türkiye'deki şartlar rezil, üniversitelerin hali rezil, her şeyimiz saçma. Ama birine bir şey öğretmeye çalışmak çok zor ve ister kabul edin ister etmeyin, bu iş hâlâ kutsal.

     Biliyorum, en zor hayatı siz yaşadınız. En zor okul sizinkiydi, en zor iş de sizinki. En saygıdeğer iş de elbette sizinki ama bunun yanında hakkı en çok yenen de muhakkak sizsiniz. Üstelik en zekimiz de sizsiniz. Hı hı, evet. Hiç sınıf ortamında öğretmen olarak bulunmamış, bir kez bile bir çocuğu alıp ona bir şeyler öğretmeye çalışmamış halinizle "Ne var öğretmenlikte yeaa," derken biraz hadsiz görünüyorsunuz buradan ama olur o kadar değil mi?

     Yaşamadığınız hayatlar hakkında atıp tutmamayı öğrenememişsiniz, bu da hep öğretmenlerin suçu.

     3 yaşında yazmayı öğrenmiş bir çocuğu 7 yaşında çizgi çizmeye zorlayan ilkokul öğretmenimi sevgiyle anamıyorum elbette. Ama şu an masamın üstünde duran kitap gibi daha pek çok güzel kitabı aklıma düşüren, sonra hayatıma sokan Tolga hocamı ölene kadar sevgiyle anacağım. Tüm defterlerimin, kitaplarımın, notlarımın ve hatta hayatıma dair pek çok şeyin düzenli olması alışkanlığını bana kazandıran Marta hocamı da. Derslerinde bize her şeyi tüm detaylarıyla öğreten, hatta öğretmeyen kafamıza kazıyan, üstelik bunu bir kez bile sesini yükseltmeden yapan Gönül hocamın o öğrettiklerini yıllar sonra oturup öğrencilerime anlattım. "Sen tarihçisin ama gel seni coğrafyacı yapalım," diyerek coğrafyacı yaptıkları ve kendi bilmediği şeyleri çocukların bilmesini bekleyen tuhaf öğretmenlerinin gazabından kurtardım çocuklarımı o zaman öğrendiklerimle. Oturup birlikte sınava çalıştık, sonra hepsi geçti o dersten... Nasıl minnet duymayayım? Hayatımı her yönden daha güzel yapan; mesleğe, dillere, öğretmeye, öğrenmeye, kültüre dair aklımdaki pek çok şeyi büyük ölçüde şekillendiren Atşan hocama olan minnettarlığımı nasıl anlatayım ya da üniversitede başka dile geçince lisede öğrendiğini unutan tüm tanıdıklarımın aksine benim o dilden kopmamamı, hatta tam tersi daha da ilerletmemi sağlayan Güler hocama...

     Ben o işi yaptım ve pek çok kötü örnek gördüm. Üstelik öğrenciyken atıp tuttuğumuz şekliyle değil, neyi neden yanlış yaptıklarını açıklayabilecek kadar bu mesleği tanırken gördüm. Ama onlar bu işi hakkıyla yapmayan adamlar zaten. Bu mesleği onlarla genellemek yanlış, çok yanlış...

     Doğrularım yukarıda. Bu mesleği doğru şekilde yapanlar onlar ve eğer o günün adı "Öğretmenler Günü" ise ben o gün bu saydığım insanları anarım. Tüm kötü genellemelerinizi de işte bu güzel insanlara hakaret sayarım. Diğerleri hangi mesleği yapıyor olurlarsa olsunlar aynen bu kadar kötü yapacaklardı zaten. Sorun mesleğin adında değil, sorun o insanlarda. Sorun sistemde. Sorun yeteneğimize bakmadan bizi bir yerlere yönlendirenlerde. Sorun yeterliliğimizi ölçmeden bize bu işleri verenlerde. Sorun daha az maaş ödemek için öğrencileri bu şartlarda eğitim almaya mahkum edende. Bahsedilecek onca sorunun arasında sadece yerinden atıp tutan çokbilmişlere takılmam gereksiz biliyorum. Ama yoruluyorum, tüm enerjimi bitiriyorlar sanki. "Ben, ben, ben, ben..." Dünyanın en uzak köşesindeki insana bile 2 saniyede ulaşabildiğimiz bir çağda kendisinden başka hayatların bu derece farkında olmamayı nasıl başarıyorlar bilmiyorum. Üstelik bu kadar bihaberken nasıl bu kadar ÇOK biliyorlar hayret ediyorum.

Haftada 3-4 saatte 60 kişilik bir sınıfın her bireyine yabancı dil öğretmeyi ve şakır şakır konuşturmayı beceremiyorum (becerememiştim) arkadaşlar ben. Siz girin bir bakalım. Dil öğretmeyin, hatta hiçbir şey öğretmeyin, sadece sınıfı sessiz tutmaya çalışın, sonra konuşalım.


1 kişi de demiş ki:

Einstein'in Kayıp Dölü dedi ki...

Her meslek gibi öğretmenlik de kolay iş değil.Bir mesleğin kolay mı zor mu olduğu o mesleğin kişinin ilgi,yetenek ve beklentilerine ne kadar uygun olduğuyla doğru orantılıdır.Tabii her insan,meslek,siyaset,din grubu gibi öğretmenlerinde çoğu bu işte iyi değil ve kötü yanları çok.Nasıl sabah akşam katil,sapık,hırsız ve yazarlarla(!) uğraşmaktan polisler gaddarlaşıyorsa,yahut Allah'ın yazında,bir de Ramazan,haydi bir de oruçlu ol,karşında aç kurt sürüsü varken bütün gün imanın gevreye gevreye Burger King'te çalışıyorsan,bu da senin beynini yipip bitirir.10 kere sarımsaklı mayonez der adam sen ona ketçap verirsin(Fast food çalışanları ezilen emekçi yaptım hemen bence sendikasını kurmalı bunun).Anlayacağınız öğretmenler de 7/24 çocuklarla uğraşmaktan,bağıranı susturmaktan,serseriye adam etmeye çalışmaktan,boğazı yırtıla yırtıla karşındakine bir şey vermeye çalışmaktan ona rağmen karşıdakinin de ona mal mal bakmasından,bir şey almamasından,alamamasında yahut da almak istememesinden,ödevini yapmamasından bir de anlamak isteyenin hakkını yemesinden ötürü öğretmenler de olur olmaz asabileşen,birine çatmak için yer arayan ve durmadan gereksiz öğüt vermeye çalışan insanlara dönüşüyorlar.Not:İstisnalar kaideyi değiştirmez.
Dipnot:Siz öyle değilseniz anlatın da sevineyim,sevinelim.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?