23 Aralık 2013 Pazartesi

2013 (2)

     Dizilere devam...

     (Breaking Bad'in final bölümü ile ilgili spoiler var. Hem de en ağırından. Söylemedi deme.)


     Bir sürü dizi izleyip bitiriyorum ama hiçbiri bir Six Feet Under olmuyor, hiçbiri üstümde House etkisi bırakmıyor. Neyse ki bu yıl o türden dizilerden bir tane daha girdi hayatıma: Breaking Bad.

     İzlemeye birkaç kez niyetlenmiş, sonra unutmuşken gerçekleştirilen telkinler neticesinde kendimi diziyi izlerken buldum. Sanırım bu yıl yaptığım en doğru hareketlerden biri bu oldu.

     İlk sezonları fazla uzun sayılmayacak bir sürede bitirdim ve yeni sezonla birlikte eş zamanlı takibe başladım. Son hatırladığım final gecesi bilgisayar başında bölümün başlamasını bekliyor olduğumdu. Bölüm başladıktan 1 dakika sonra online yayınların bir anda kesilmesi gecenin kötü şakası gibi görünse de ertesi sabah finali izlerken aslında iyilik yapmış olduklarını fark ettim. Televizyonun 10 cm ötesinde ayakta dikilip ekranla konuşarak izlediğimi gece görseler sonum bir akıl hastanesi olabilirdi.

     Jesse sürekli korunmaya ve doğru şekilde yönlendirilmeye muhtaç küçük kardeş gibi. Skyler'dan bir an tiksinirken bir an onun için üzülüyor oluşum nasıl açıklanmalı bilmiyorum, Marie için de hislerim benzer. Mike şu ana dek izlediğim diziler içindeki en süper adamlardan biri. (Gerçek hayatta da öyleymiş, Conan'da gördük.) Hank bazen öfke sebebi, bazen dizinin en sevilen karakteri. Walter White ise Walter White. Başka bir şey yok.

     Çok güzel bir diziyi senelerce hazırladıktan sonra finalini izleyiciye beğendiremezseniz o dizinin hep finalle hatırlandığını çeşitli örneklerden biliyoruz. (Bazı finaller gerçekten kötü, bazı finaller ortalama izleyici için fazla karmaşık geldiğinden kötü sanılıyor, o ayrı.) Bir de ne kadar iyi bir son yaparsanız yapın kendi istediği gibi olmayınca çok kötü iş yaptığınızı iddia edecek yüzlerce insan mutlaka çıkıyor bir yerlerden.

     Breaking Bad galiba bu yönüyle de biraz ayrıldı diğer dizilerden. Her şey olması gerektiği gibiydi. İnternette biraz dolanıp yorumları incelediğinizde çok az insanın finalden memnun olmadığını görüyorsunuz. (Bir kısmı derdini güzel güzel anlatmış olduğundan keyifle okuyorsunuz, bir diğer kısmı en hafif tabirle saçmalamış olduğundan şu sıralar en sevdiğim tepki olan "He yav he," dışında bir şey söylemek ya da yazmak istemiyorsunuz.) 

*Aşağıdaki paragraf finali anlatıyor, izlemediysen ama izleyeceksen bir sonraki paragrafa atlamalısın*

     Walter kesinlikle kanserden ölmemeliydi, ölmedi. Bu senaryonun muhteşemliği açısından falan değil insani açıdan gerekli bir şeydi. (Side Order of Life'ı bitirenlere yıllar sonra yeniden beddualarımı gönderiyorum tam bu noktada.) Jesse bu kez kendi istediğini yaptı. Belki de ilk kez. Lydia'nın takıntılarına kurban edilmesi güzel bir hareketti. Schwartz ailesinin ölmesi basit bir hareket olurdu, korku içinde yaşamaya mahkum edilmeleri şık oldu, biz de intikamımızı almış sayıldık. Bunun gerçekleşme şekli ise olayın güzelliğine güzellik kattı.

*Spoiler sonu*

     Kısacık bahsedecektim bu yılki dizilerden, gaza geldim. Bitirirken hislerimi şu alıntıyla dile getirmek isterim:

I did it for me. I liked it. I was good at it. I was alive.


     Huhhhh...

     Yılda 10 bölüm yapan dizilere söverken bir daha düşünün. Ben size iki yılda bir sezon yayınlayan, üstelik sezonları sadece 3 bölümden oluşan bir diziden söz edeceğim şimdi. (İlk sezonu 2011, ikinci sezonu 2013'te yayınlanmış. 3. bir sezon olup olmayacağını bekleyip göreceğiz.)

     Her bölümde başka karakterler ve başka konular anlatan bu İngiliz dizisi televizyon tarihinin en akla ziyan dizilerinden biri olabilir. Benim gibi 6 bölümü üst üste izlerseniz günlerce beyniniz karıncalanmış bir halde yaşamak zorunda kalabilirsiniz.

     Rahatsız ediyor. İnsanlığınızı sorgulatıyor. Gidişatımızın karanlık olduğunu kafamıza vura vura aklımıza sokuyor. Çok gerçek. Can sıkıyor, bazen yakıyor.



     Geçen sene en nefret ettiğim dizi olma yolunda ilerliyorlardı, çok şükür toparladılar. TBBT yine komik, Amy'nin iticiliği sonunda azaltıldı, Penny-Sheldon ikilisinin ne kadar komikleşebildiğini fark eden yapımcılar o ikisinin üstüne oynamaya başladı. Bu sezonki gidişatınızdan memnunum çocuklar, aferin, hep böyle!


     İşte benim en sevdiğim aile!

     Lily büyüdükçe komikleşiyor ve en sevdiğim çocuk karakterler içinde ilk sırayı almaya çok yakın. Beden yaşı 15, ruh yaşı 45 olan Manny ise apayrı bir olay. The Simpsons'ın Lisa'sının Dunphy ailesi şubesi olan Alex'i nasıl sevmeyebilirim ki...

     Sinir bozan gülme efektleri yok, biri size "Bak burada gülmen gerekiyor," diyormuş gibi hissetmiyorsunuz. Gündelik hayatın olağan akışı içinde komik şeyler yaşayan ve her karakteri sevmenin bir yolunu bulabildiğiniz tatlı bir dizi Modern Family. Bu yıl da kendilerini bozmadan devam ettiler. Seviyorum.



     Hepsi birbirinden tatlı oyuncular, huysuz ihtiyarlar, sevimli bir konu ama her şeyden önemlisi Ian McKellen.



     Neverwhere ya da Neil Gaiman's Neverwhere, 1996 tarihli BBC yapımı bir mini dizi. 30 dakikalık 6 bölümden oluşuyor. Çizgi romanını okumak daha keyifli gelmişti ama dizinin de fena olmadığını söylemeliyim. Bu arada dizi hakkında konuşurken Sevil'den öğrendiğimiz detayı da Wikipedia'dan kopya çekerek paylaşıyorum: Neil Gaiman bunu dizi senaryosu olarak yazmış, kitaba dönüşmesi de yakın bir tarihte gerçekleşmiş, 2005'te de çizgi romanı gelmiş. Kitabı çıkmış ve çok tutunca diziye çevrilmiş gibi bir durum söz konusu değil. Yani ne yapmıyoruz? Bahsederken "Kitabı iyiydi de diziyi yaparken içine etmişler," diyerek kendimizi rezil etmiyoruz.


     (Kitap dilimize Evrim Öncül tarafından Yokyer ismiyle çevrilmiş, İthaki tarafından yayınlanmış. Ben henüz okumadım. Bir de dinlemek isterseniz böyle bir şey var: http://www.bbc.co.uk/programmes/b01r522y )


Şahane bir kadrosu, müthiş bir ilk bölümü olan iki bölümlük bir mini dizi: http://www.imdb.com/title/tt2132641/ İkinci bölümü de ilki kadar güzel olabilseydi...


Yine bir İngiliz mini dizisi. Mikhail Bulgakov'un dilimize Bir Köy Doktorundan Öyküler ismiyle çevrilmiş yapıtından uyarlanan bu mini dizinin başrollerinde Jon Hamm ve Daniel Radcliffe var. İkilimiz aynı kişinin farklı yaşlardaki hallerini canlandırıyorlar. Güzel bir tanıtım yazısı okumak isterseniz: http://22dakika.org/a-young-doctors-notebook-tanitim/

1 kişi de demiş ki:

k.prens dedi ki...

okuldan işten güçten vakit bulsam finali izleyebilicem ama şimdi de yazıyı okuyamıyorum, hııh :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?