25 Aralık 2013 Çarşamba

2013 (3)

     Kitaplar...

     Goodreads'de bu yıl için kendime belirlediğim hedef 75'ti, 1-2 ay önce hedefime ulaştım. Şu anki sayı 91, hafta bitene kadar bitirmeyi planladığım 3 kitap daha var. Böylelikle yılı 94'le kapatmış olacağız. ( https://www.goodreads.com/user_challenges/557398 )

     Bu kitapların bir kısmından bahsetmiştim, bir kısmından kısaca bahsedeceğim. Bazıları bahsedilmeden kalacak, kısmet :)

     Başlayalım. (Sıralama muhtemelen okuma tarihine göre ilerleyecek.)



     Kar İzleri Örttü geçtiğimiz yıl Kırmızı Kedi tarafından yayımlanmış bir öykü kitabı. İçinde günümüz Türk yazınının önemli yazarlarına ait kar, yılbaşı ve cinayet konulu öyküler var. Geçtiğimiz yıl kış mevsimini geçirince okumayı bu yıla bırakmıştım. İstanbul'da kar yağmaya başlar başlamaz okuma zamanı geldi deyip elime aldım.

     Kitabı okuma listeme ekleme sebebim olan Hakan Günday'ın öyküsü en sevdiklerimin başında geldi, bunun dışında özellikle Aslı E. Perker, Barış Müstecaplıoğlu, Doğu Yücel, Ece Erdoğuş, İlknur Özdemir, Menekşe Toprak ve Nermin Yıldırım tarafından yazılmış öyküleri büyük bir keyifle okudum. Kitabın en büyük sürprizi ise Tuna Kiremitçi oldu. 20'li yaşların en başında etrafımdaki herkesin öve öve bitirememesi üzerine okuduğum 2 kitabını hiç sevmemiştim, kitaptaki öyküsünü ise severek ve eğlenerek okudum. (Öyküdeki göndermenin de etkisi var.)

4/5



     O güzel filmin bir kitaptan uyarlanmış olduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur. Kütüphanede birden karşımıza çıkışını işaret saydık, okumaya kalktık. (Aslında Olivier Adam'ın başka bir kitabı var yıllardır okumayı istediğim ama galiba vazgeçeceğim.)

     Kısa kısa cümlelerin alıcısı çok var farkındayım, son dönemde kitapları deliler gibi satan pek çok Türk yazar da bu üslubu seviyor. Bense bir okuyucu olarak bunu hiç sevmiyorum ve mümkün olduğunca uzak duruyorum ya da arkama bakmadan kaçıyorum desem daha doğru olur. Satırlar akmıyor, yoruyor, bunaltıyor, hisler satırlara sıkışıp kalıyor, okuyucuya geçmiyor. Kitapla aramızda bir mesafe oluyor sonra; yazar anlatıyor, ben kirli bir camın ardından olanı biteni görmeye çalışıyorum. Dedim ya, olmuyor.

     Filmin yönetmeninin önünde saygıyla eğilip sıradaki kitaba geçiyorum. (Kitabın Türkçe çevirisi henüz bulunmuyor.)

2/5



     "Perec ile aramıza kimse girmesin," dedim ve ilk kez bir yapıtını orijinalinden okudum. İyi etmişim. "W ya da Bir Çocukluk Hatırası" iki ayrı anlatıdan oluşuyor. Biri otobiyografik, Perec'in minicikken kaybettiği babası ve en son 5 yaşında gördüğü annesinin fotoğraflarını anlatması, çocukluk anıları... Diğeri tek uğraşı spor olan bir toplumun hayatı. Yakın tarihte okuduğum biyografisinde gördüğüm resimleri Perec'in sözcüklerinden okumak fazlasıyla duygulandırdı. Bir de kitabın başında "Pour E (E için)" ithafı Kayboluş romanı için ortalıkta dolanan bir iddiayı akla getirdi, hüzün arttı.


     Derler ki Kayboluş romanının ismi annesinin kaybolduğunu bildiren "Acte de Disparition" isimli kağıttan gelirmiş. Romanda E harfi bulunmaz, Fransızcada "E'siz" demek isterseniz "Sans E" dersiniz; "Sans Eux", "Onlarsız" anlamına gelir ve telaffuzu "Sans E" ile aynıdır. Çocukluğunu anlattığı bu kitap "Pour E (E için)" ithafıyla başlar ve burada da "Pour eux (Onlar için)" gelir akla. Çocukluğunuzu anlattığınız bir kitabı çocukluğunuzu hiç görmemiş bir babayla 5 yaşında kaybettiğiniz bir anneye ithaf etmek fazlasıyla anlamlıdır... Belki de çocukluğuna ithaf edilmiştir (Enfance) ya da hayatına giren iki kadından birine (Elle). Kim bilir...

     (Kitabın Türkçe çevirisi Sosi Dolanoğlu tarafından yapılmış ve Metis tarafından yayınlanmış.)


4/5




     Bu yıl tanıştığıma en çok memnun olduğum insanlardan biri Amélie Nothomb. "Ni d'Eve, ni d'Adam", "Ne Havva, ne Adem" ismiyle Türkçeleştirilmiş, Doğan Kitap tarafından basılmış. Kitap Tokyo'da yaşayan 21 yaşında ve Japon milletine aşık Amélie ile Fransızca öğrenmeye çalışan ve kendi milletinin adetlerinden pek haz etmeyen Japon Rinri'nin hikâyesi ama onların arasındaki aşkın hikâyesi değil. Çünkü aşk hikâyesi anlatmak Amélie Nothomb'un işi değil, bu kitap "Aşk ne değildir"in hikâyesi.


4/5



     Mümtaz'a göre huzurun ne olduğu 11. sınıfta bir edebiyat sınavı sorumuzdu ya da sorunun bir parçasıydı, tam hatırlamıyorum. Edebiyat kitabında alıntılanmış küçücük bölümden anlamaya çalışmıştık. Hocamın "Kesinlikle okunması gereken bir kitaptır, bir gün mutlaka okuyun," deyişi yıllarca aklımda kaldı, okumak bu yıla kısmetmiş. Pek çoğunuz okumuşsunuzdur ya da konusundan haberdarsınızdır, uzun uzun anlatmaya gerek yok.

     Arka kapaktaki "İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır," cümlesini çok iddialı bulmuştum, az bile söylemiş. Canım şehrim İstanbul'un böylesine güzel bir şekilde ele alınıp romana dahil edilmesi kitabı daha çok sevmemi sağladı. Aşkın İstanbul'a ne çok yakıştığını anlatmak istediğim herkese bu kitabı önermeyi düşünebilirim ileride.

5/5

2 kişi de demiş ki:

Mshn dedi ki...

Huzur'u benim de bir an önce okumam lazım, çok merak ediyorum. Ertele ertele nereye kadar...

Mia Wallace dedi ki...

ya sen süpersin selinn ne kadar kitap okumuşsun bu sene. hem böyle hedefler koymak süper fikirmiş!

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?