26 Aralık 2013 Perşembe

2013 (4)

     Kitaplara devam...



     Romain Gary'nin Emile Ajar takma adıyla yazdığı "La Vie Devant Soi"nın varlığından en sevdiğim şarkılardan biri sayesinde haberdar olmuştum yıllar önce. Şöyle diyordu:

     "Geliyor soğuk hava balkanlardan, gelmeyen kalmadı zaten
     Onca yoksulluk varken, güldük kafayı takanlara
     Aşkları yok olan, açları çoğalan ademler diyarında..."

     Vivet Kanetti tarafından yapılan çevirisi iki farklı yayınevi tarafından basılmış: Agora ve Can. Yazarın kendi kitabına koyduğu ismin aynı anlamı ifade edecek şekilde çevrilmesi mümkünse kesinlikle değişmemesi gerektiğini savunurum ama "Onca Yoksulluk Varken" öyle güzel bir isim olmuş ki bu tercihi eleştirmeye kıyamıyorum. ("Onca yoksulluk varken," deyişi kitabın içinde geçiyor ama orijinalinde tam olarak ne şekilde ifade ettiğini kontrol etmedim.)

     Bir hayat kadınının terk edilmiş çocuğu (kendisi bir Arap), ona ve onun durumundaki çocuklara bakılan bir evin sahibi olan Yahudi kadın, diğer çocuklar ve o evde yaşanan hayatları şeklinde özetleyebileceğimiz "Onca Yoksulluk Varken" okumayı yıllardır istediğim kitaplardan ve bu yılın en sevilenlerinden.

4/5



     Like Water for Chocolate'tan şurada biraz bahsetmiştim: http://slnnn.blogspot.com/2013/12/okuma-senligi-ks-2013-1ay.html


3.5/5



     Yine aynı yazıda bahsi geçmekte:
http://slnnn.blogspot.com/2013/12/okuma-senligi-ks-2013-1ay.html


5/5


      İçinde her şey var, içinde hiçbir şey yok. Bu tuhaf kitabı böyle özetlemek istiyorum.

     Bu gerçeküstü hikâye öyle güzel başlıyor ki elinizden bırakmak istemiyorsunuz. İlk yarısını bitirdiğimde 5 puan vereceğim bir kitap olduğuna inanmıştım elimdekinin. Ancak aynı güzelliği ikinci yarıda sürdüremiyor ne yazık ki, puan 3'e geriliyor. Kafamda "Her kitapseverin okumuş olması gereken kitaplar" arasındaydı, okuduğum iyi oldu.

3/5


     Sen çok güzelsin!

5/5


     Yine şurada: http://slnnn.blogspot.com/2013/12/okuma-senligi-ks-2013-1ay.html

     Beklentilerimin yüksekliğinden mi kaynaklandı bilmiyorum ama ben yeterince sevmedim.

2.5/5


     Bu yılın benim için en önemli olaylarından biri yeni bir Hakan Günday kitabına kavuşmak oldu. 

     Bir insan kaçakçısının oğlu Gazâ, sadece 9 yaşında. Bir sayfada Gazâ'dan öldüresiye nefret ederken sayfayı çevirdiğimde ona yapılanlara duyduğum öfkeden gözlerimin yaşarması kitaba dair asla unutulmayacak şeylerden olacak. Bir de uzun zamandır karakterin beyninde dolaştırırken böylesine keyif veren bir roman karşıma çıkmamıştı. 

     Hakan Günday'ı çok seviyorum, hatta en çok onu seviyorum son dönem yazarları içinde. Her bahsi geçtiğinde "Tanımak istiyorsan Kinyas ve Kayra'dan başlamalısın," tavsiyesinde bulunmaya devam edeceğim.

5/5


     Hiçbir şey beklemeden, yoğun zamanlarda kafa dağıtmak için okumak niyetiyle aldığım kitabın bu kadar tatlı çıkması çok güzel oldu. Eleven ülkemizde "On Bir" ismiyle ve Dost Körpe çevirisiyle Domingo tarafından yayınlanmış, okuyucuyu daha ilk sayfalarda yakalayan ve sonuna kadar da hiç bırakmayan tatlı bir kitap. 

     Radyo programcısı Xavier Ireland, temizlikçisi Pippa, programdaki tuhaf yardımcısı Murray, kitabın en başında alınan karar ve bu kararla bağlantılı olarak değişen 11 hayat... Tabii böyle anlatınca "Aldığınız her kararın hayatınızda çok büyük etkileri vardır, en küçük hareket bile onlarca şeyi değiştirir," mesajını her sayfada 3 kez tekrarladığını hayal etmeyin. Kitabın en iyi tarafı da bu zaten. O sadece hikâyesini anlatıyor, gerekli mesajları okuyucunun alacağını biliyor. (Ben buna "Okuyucuyu salak yerine koymuyor," diyorum bazen.)

4/5


     Cinayet kitapları çeviren Oya Berlinli Apartmanına taşınır ve eğlence başlar! 

     Tuhaf komşular, cinler, oyuncak bebekler, kabuslar, yılanlar, evin gizli-saklı köşelerinde beliren dualar ve elbette katillerle dolu eğlenceli bir roman. Fazlasıyla sade dili ve akıcı anlatımı ile elinize aldıktan birkaç saat sonra son sayfaya geldiğinizi fark edebilirsiniz. Zaman zaman hikâyenin aksadığı hissini verse de keyifle okunabilir.

3/5


     Tolkien.

5/5


     Yazar olarak Amélie Nothomb'un ismi yazmıyor olsaydı ismi "Kameraya Gülümse" olan bir kitabı bana asla aldıramazdınız. Hikâyede küçük bir yer tutan "Acide Sulfurique" bu kitabı anlatmaya ne kadar yeter sorusunun muhatabı elbette ben değilim ama bir okuyucu olarak "Sülfürik Asit" ismini tercih edeceğimi söylemeden de geçemeyeceğim.

     Her daim kendini hissettiren Amélie Nothomb karanlığı distopik bir hikâyede kendisini daha çok ortaya çıkarmış, ortaya tam olarak Black Mirror dizisini izlerken aldığım tadı veren şahane bir kitap çıkmış. Çok iyi başlamayan kitap beni ne ara etkisi altına aldı, ne ara bitirmeden elimden bırakmayı istemeyecek noktaya geldim hatırlamıyorum.

4.5/5 


     Klasik Woody Allen. Okurken gülersiniz, eğlenirsiniz, düşünürsünüz, "Adam haklı galiba," dersiniz, "Aaa aynı ben," dersiniz, "Burada fazla abartmışsın," dersiniz. Dedim ya, bildiğiniz Woody Allen.

3/5


     Lawrance Block'ın Bernie Rhodenbarr isimli dedektifin hikâyelerini anlattığı seride bulunan kitapların isimleri çok hoşuma gidiyor. Daha önce hiçbirini okumamıştım, sahaf festivalinde dolaşırken "Kendini Bogart Sanan Hırsız"ı görünce kaçırmadım.

     Bir kitapla böyle bir yargıya varmak doğru olmayabilir ama seriye dair güzel olan şey isimlermiş, serinin kendisi değilmiş diye düşünmekteyim. Bu serinden bir kitabım daha var ama yakın zamanda okumayı planlamıyorum.

2/5



0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?