27 Ocak 2013 Pazar

Gibi






Bu yazıya en uygun başlık bu olabilirdi: "Gibi"

İzlediğim en iyi film değilsin elbette ama söylediklerin bu kadar tanıdıkken nasıl sevmem seni? Kitap olsan aslında çok sevdiğimi hissetmediğim ama her satırının altını çizmekten kendimi alamadığım o kitap olurdun mutlaka! (Blog yazarı burada kitaplarının altını çiziyormuş gibi yapsa da çizmiyor tabii, not alıyor başka yere. Kitaplarına kıyamaz ki... Sadece altını çizmek ifadesi buraya yakıştığı için onu kullanıyor.)

Bir gün yazdığım bir yazıyı okuyan bir hocam, hissettiğin şeylerden kaçıyorsun, yine de anlatmak istiyorsun ve bu yüzden başkalarının hisleri gibi anlatıyorsun demişti. Haklıydı. Kendimi anlatmıştım ama görmeyi bilmeyen insan için orada yazan her cümle başkasını anlatıyor gibi görünebilirdi.

Bu öyle bir şey mi bilmiyorum. 

Sadece bu filmdeki pek çok şeyi biliyorum. Hissediyorum. Anlatamıyorum. O yüzden yukarıdaki 3 film karesine bırakıyorum sözü... Hepsi bu.

Filmde anlatılan insanlar ve hisler var gerçekten. Üstelik esas karakter iki ayrı yere bölünmüş halde bulabiliyor bazı şeyleri ama o da onun şanssızlığı! Biz insanlar gerçek hayatta tek bir yerde bulabiliyoruz bak.


("Bu hangi film?" sorusuyla birlikte gönderdiği gifset ile beni meraklandıran ve filmi bulup izlememe sebep olan a.nur'a da selam-sevgi... İsmini merak eden olursa: Liberal Arts.)


"Mutlu yazılar" diye bir etiket yapıp ilk bu yazıda mı kullansam...

20 Ocak 2013 Pazar

Duruma dair


Eski ve çok sevgili dostum Red Kit sıradan bir pazar gününü aydınlatmak üzere yanımda bugün. Red Kit'ten bahsettiğin bir günün hemen ardından, senin bahsettiğini bile duymamış kardeş formatındaki bir dostun elinde bu kitapla gelmesi hayatın "Duyuyorum ben seni!" mesajı olabilir mi?

Yeni yaşının mumlarını ikinci kez üflerken birincisinde tuttuğun dileğin aynısının birden aklına gelişi normal elbette ama bahsi geçen dileğin senin aslında farkında bile olmadığın bir şeye dair olması tuhaf değil mi?

Üniversite zamanlarındaki uykusuzluk rekorumu geliştirmeye çok yaklaştığım bir haftayı geride bıraktım. Neyse ki geçemedim. Bahsettiğim rekor mutsuzluktan öleceğimi sandığım zamanlardan birine ait, o zamana dair anılar ya can sıkıcı ya da kitaplar ve fotokopiler arasında boğulmamaya çalıştığım anların görüntüleriyle dolu. Bu seferki biraz daha başka. Uykusuz kaldım çünkü hem bitirmem gereken işler vardı hem de beni mutlu edecek şeylere zaman ayırmalıydım.

Sonuç: Ödevler zamanında bitti, istediğim şeyleri yaptım ve şahane günlerle dolu güzel bir hafta geçirdim. Cuma günü de eksik kalmış uykumu tamamladım. Sanırım ben kazandım!

Önümüzdeki çarşamba gününden itibaren de tatil moduna geçebileceğimi umuyorum. Sonra gelsin yeni kitaplar, yeni filmler, yeni yerler, aynı güzel insanlar...

Neyse, kovboyuma döneyim artık.

Görüşürüz.

11 Ocak 2013 Cuma

Kısacık-36



* Hayatın acı gerçekleri No.1
Gollum'dan sevgilerle... :)

* Yeni yıla üst üste izlenen çok sayıda Friends bölümüyle girdim. 31 Aralık akşamlarını sevmediğimden bir kez daha bahsetmeli miyim bilmiyorum. Bu sefer sevdiysem bunun 6 sebebi var: Chandler, Joey, Phoebe, Rachel, Monica ve Ross!

* Bugün son iki The Big Bang Theory bölümünü izledim ve toplamda 2 kez gülümsedim! Bak kahkaha falan yok dikkat ettiysen. Gülümsemek diyorum. Ardından bir bölüm Go On izledim, sadece bu bölümde ve sadece Mr. K yüzünden attığım kahkahalar TBBT'nin son sezonundakilerden fazla. İyi yolda değilsin TBBT. Hiç iyi yolda değilsin TBBT...

* Tatil dönüşü toparlayacağını umduğum Once Upon A Time iyice bozmuş. Öyleyse yollarımız artık ayrılsın...

* Bazı günler hiç kimseye tahammül edemiyorum ve bugün o günlerden biri.

* Hâlâ sözlük yazarı olmakla övünen insanlar var, çok acayip. Sözlük yazarı olmayan kaç kişi kaldık ki şurada?

* Ne zaman yapılacak çok işim olsa güzel filmler ve yeni kitaplar giriyor hayatıma. İşler kalıyor.

* Bazı insanlar 2010'un öncesinde bir yerde unutulmuş gibi geliyor bazen. Hâlâ forumlar revaçtayken ve sözlükler havalıyken yapılmış espriler var ve güldük bitti. Dönmeyelim. Dönüyorsanız da tek başınıza dönünüz, hepimizin gülmesini beklemeyiniz. Biz güldük, bitti.

* Mesela yine böyle "komedyen esprileri"ni her konuşmanın içine sıkıştıran insanlar var o zamanki gibi. "Hani x diyordu ya, huhahaha, hani şeyde diyordu..." diye başlayıp gülmekten anlatamıyorlar sonrasını. Hah işte, bu bir tek beni mi bunaltıyor? Herkesin aynı şeye güldüğü bir dünya mümkün mü? Değil. E sen gülüyorsun diye ben de mi gülmeliyim?

* Kızacağım son grup: "X'i izle bak süper, çok komik, çok heyecanlı vs"ci arkadaşlar. 2 gruba ayıralım bunu yapanları. Birinci gruba sevdiğimiz şeyleri bilip ona göre öneren güzel insanları koyalım, canımız onlar bizim. 2. grup "ben o tür şeyleri sevmiyorum" dememize rağmen ısrar edenler olacak elbette ki ve onlardan nasıl kurtulabileceğimizi bilmiyorum. Üstelik önerdikleri şeyler de hep mi kötü olur be arkadaşım?! Bir tane iyi olsun içlerinde. Yok...

* Geçmişteki halimizle iletişime geçebilmemizin yolu olsa da bazı durumlarda iyi hissetmesini sağlayabilsek keşke... Desem ki: "20'li yaşlara henüz başlamış sevgili Selin, 2013'ten bildiriyorum şu an. Hani kar yağmayacak yazıp durduğun günler var ya, hani tanıdığın insanların artık iyice seninle özdeşleştirdikleri o yer ve durum var ya... Takılmayın ona. Takılma. Beyoğlu'na kar yağdı. Bilgin olsun."

* Bazen hâlâ açık tuttuğum facebook hesabımdan ötürü kendime kızdığım doğrudur.

* "Aslında şahsi ömrüm, bizzat kaderim, kendi hayat hikayem çok sağlam. Lâkin ben, hayattaki rolümü layıkıyla oynayamıyorum. Ömrümün acemisi, hayatımın sakarıyım... Mesela hayattaki beni Robert de Niro oynasa, Sezai Aydın seslendirse, Emir Kusturica yönetse ve fon müziğini de Goran Bregovic yapsa ömrüm 30 Oscar almaz mı... Alır. Hem de katıldığı her dalda alır. Ben kendimi yaşamaktan yoruldum. Keşke kendilerimizi birbirimizle, arada bir değiş-tokuş yaparak yaşayabilsek..." demiş Met Üst.

* Güzel şeyler oluyor. 

* Bu yılın okuma hedefi 75 kitap. Hadi bakalım!

6 Ocak 2013 Pazar

Syd



Bir başka doğum günü, bir başka anma... Bu ara doğum günlerinden gidiyorum sırayla, farkındayım ama sanırım bitti.

Syd Barrett'ın doğum günüymüş bugün de. Şimdiye kadar hep öldüğü günlerde anmışım, doğduğu gün anmak daha güzel değil mi? (Onlarca kez yazmışımdır herhalde hayatta en çok doğum günlerini seviyorum/önemsiyorum diye.)

Hep doğum günü bana yakın olan insanları mı seviyorum merakıyla wikipedia'ya daldım, "oğlak" burcu güzel insanlara baktım. Karşıma çıkanlardan birkaç örnek: Eddie Vedder, Humphrey Bogart, Alice Cooper, Şener Şen, Lars Ulrich, Patti Smith, J.D. Salinger, J.R.R. Tolkien, Barış Manço, Till Lindemann, Umberto Eco, Halil Cibran, Syd Barrett, Elvis Presley, David Bowie, Joan Baez, Simone de Beauvoir, Jimmy Page, Nazım Hikmet, Edgar Allan Poe... Bir grup süper bilim insanı ve filozof da cabası! Tam sarılmalık liste!

Çok boktan adamlar da çıktı tabi ama yok saymayı tercih ediyorum. Boktan derken abarttığım falan sanılmasın, yokluğu daha hayırlı olacak tiplerden bahsediyorum. 1-2 taneler ama yok da değiller. Benim de var böyle tanıdıklarım. Neyse. 

"İşin-gücün mü yok da oturmuş milletin doğum tarihlerine bakıyorsun?" derseniz 2 cevabım olur:

1. Gün-gün yapılmış listeler var, bakması öyle çok zor değil.

2. Yapılacak çok işim var ama zerre kadar istek yok içimde. Ben de zaman geçirmenin yollarını bulma konusunda uzman sayılırım.

Syd'e dönelim. Dinlemek isterseniz:



5 Ocak 2013 Cumartesi

27



Saat 00.00 olduğu an ekranımda bu belirdi. 

İyiye işaret mi? 

Göreceğiz...

Birkaç dakikadır 27 yaşındayım. Bakalım bu yeni yaş neye benzeyecek.

3 Ocak 2013 Perşembe

121!



Tolkien artık 121 yaşında! 

Yılları, yaşları çoktan aştı aslında. Sonsuza kadar...



Alıntı-17

Hiç kuşkusuz sakat ve yaralı bir insansın, 
ta baştan beri içinde yara taşıyan birisin.
(Yoksa ne diye bütün ömrünü 
sayfaların üzerine o yaranın kanını akıtırcasına 
sözcükler dökerek geçiresin?)




demiş Paul Auster Kış Günlüğü'nde.



...


Rüya!



Dün gece art arda görülmüş 2 ayrı rüya ile önce mutluluğun sonra gerilimin resmini yapmış olabilirim. (Öyle bir yeteneğim yok elbette ama maksat Abidin'e gönderme yapmak.)

Şöyle ki:

Dün gece yatmadan önce 8'de kalkmayı planlıyordum. Gece bir türlü uyuyamayınca 8.30 olarak değiştirdim alarm saatini ve uyudum. Her şey bundan sonra başladı...

Rüyamda alarmı 8.30'dan 9'a alıp uyuduğumu görüyorum. 15'te de sınavım var bu arada. Bir uyanıyorum ki saat 15.45! (Yuh Selin!)

Sonra gelsin panik, gelsin telaş, gelsin korku!

Ardından gerçekten uyandım ve saatin henüz 07.30 olduğunu gördüm şükürler olsun ki. 

Bir daha uyu uyuyabilirsen! Bu da böyle bir anımdır efendim, uzun zamandır böyle gerginlik yaşamamıştım.

İşte bu şekilde gerilmeden önce güzel güzel uyuyup sakin rüyalar görüyordum. O kısımsa kesinlikle mutluluğun resmiydi! Sokaklarda dolaşıp bağırarak şarkılar söylüyordum, öyle bir mutluluk... Şarkım da gökyüzüne bakmaya ve güzel şeyler hissetmeye dair bir şarkı. Yalnız bir de komik tarafı var. Ben böyle şarkılar söyleyip yürürken peşimde bir grup insan varmış. (Bremen Mızıkacıları'na bağlamayacağım buradan, paniğe gerek yok. Aslında peşimden yürümeleri daha çok Fareli Köyün Kavalcısı'nı çağrıştırıyor. Ama öyle bir şey de olmayacak.) Bu peşimdeki insanlar geçmişte hayatımdan çıkmış ya da çıkarılmış insanlar ve hepsi beni üzmüş insanlar. (kimi biraz kimi çok.)

Onlar beni dinliyorlar diye daha çok bağırıyorum. Daha çok gülümsüyorum. Mutlu olduğumu bilsinler istiyorum! (Nispet yapar gibi) a.nur'la sokaklarda koşma hayalimizi hatırlattı bana, sanırım o gün de rüyamdaki kadar mutlu olacağım.

2013'e değişik değişik rüyalarla başladım böyle. İyi bakalım...