30 Nisan 2013 Salı

Nisan bitmeden



"Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım..."



Nisan ayının başladığı günden beri kafamın içinde dolaşan Orhan Veli dizeleri burada da olsun. Ayın bitmesine 1 saat kala...

Sonra MAYIS, her yıl çok şey beklediğim ama her yıl beni hayal kırıklığına uğratan ay. Umudumu kestim senden zaten. Lütfen çabuk bit. Haziran gelsin.



27 Nisan 2013 Cumartesi

Liebster



Pek çok sevdiğimiz tatlı insan Meldacığımız mim göndermiş ve demiş ki yazıda bu görseli paylaşın, kendinizle ilgili 11 gerçek yazın, benim 11 soruma cevap verin ve kendini 11 soru sorun. Herkes hazırsa başlıyorum.

Gerçekler:

1- Çevremdeki insanların büyük çoğunluğundan çok daha fazla sevdiğim dizi/film/kitap karakterleri var.

2- Tanıdığım insanlar beni tanımlamaya kalktıklarında çok farklı şeyler söyleyebilirler, çünkü ben karşısındaki kişiye göre davrananlardanım. Bu yüzden kimisi için sakin, nazik filan bir insanken kimisi için ruh hastası olabilirim. Bazen kendimi yanlış tanıttığım düşüncesine kapılıp üzülüyorum ama herkese karşı aynı olan insanın samimiyetsizliğini düşününce üzülmekten vazgeçiyorum. 

3- Selin'in en uzak arkadaşı da en yakını da "Selin deyince aklına ne geliyor?" diye sorarsanız aynı şeyleri sıralar. Bunu seviyorum bak. Sevmediği şeyleri seviyormuş gibi yapanlardan olmadığımın kanıtı gibi. (Ah yine kendimi övüyorum gibi oldu, merhaba ben kurufasulye ve şu an kendimi nimetten sayışıma şahit oluyorsunuz.) 100 kişiye sorun 5 popüler cevap arayın, ilk alacağınız cevap Selin'in taraftarlığına dair olacaktır. İkinci cevap çok büyük olasılıkla kitaplarıdır. 3. cevap müziktir. 2 ve 3 yer değiştirebilir. 

4- Kitaplarımdan "çocuklarım" diye bahsetmeme sanırım alışıldı. Kimse yadırgamıyor artık.

5- Sürekli kendisini anlatan insanı dinlemekten daha yorucu bir şey varsa o da sürekli tanımadığın insanların başından geçenleri sana anlatan insanı dinlemek olabilir diye düşünüyorum. Sıkılıyorum, dinlememek için bahaneler arıyorum. Bazen bulamıyorum. Kendime acıyorum.

6- Eğer bu blog bir defter ya da ona benzer bir şey olsaydı çoktan yakılmıştı. Geçmişi özlememle geçmişe tahammül edememem arasında ince bir çizgi var. Bir anda çizginin diğer tarafına geçiyorum. Aaa bak geçmişim yine.

7- Oğlak burcuyum, takıntılarım var, kuralcıyım, OCD sahibi olma ihtimalim yüksek. Kötü biri sayılmam, bence asıl önemli olan bu.

8- Bir şeyleri (ya da birilerini) severken dozunu fena kaçırıyorum, abartıyorum, çok abartıyorum. İşin tuhaf tarafı sevgi dolu biri de değilim bence. Belki yanılıyorum. Belki de fazlasıyla sevgi doluyumdur ve bu sevgiyi çok az şey arasında paylaştırdığım için kişi başına fazla sevgi düşüyordur. 

9- Hayatın en çok belirsizliğini seviyorum ama en çok da belirsizliğinden korkuyorum. Tuhaf bir ilişkimiz var belirsizlikle.

10- Kafamın içinde çok güzel şeyler var bu ara.

11- Çocukluğumu özlemiyorum. Çocukluğu özlemekle ilgili bitmez bilmeyen geyiklerden sıkılıyorum. 90'larda çocuk olmaya dair geyiklerden bahsetmiyorum bile. 

ve geldik Meldacığımın sorularına!

1- Favori dizi/film/kitap karakterlerin kimler?

Ummmmmm. "EN"li sorulara cevap vermekle ilgili sıkıntılarım var benim. Birini düşünürken öteki aklımın bir köşesinden başını uzatıyor "Peki ya ben?" diyerek. Karar vermeye çalışırken bir de bakıyorum ki listem uzamış gitmiş.

Dizi denildiğinde Fisher ailesini apayrı bir yere koymakla birlikte içlerinden bir isim seçebilirim: Claire Fisher.
Ama canım doktorum, şu ara en çok özlediğim 2 insandan biri olan House'u ayıramam. Ne bileyim Desmond Hume dersen onu da ayrı tutamam. Sonra aklıma canım meleğim Castiel gelir, gülümseme sebebim! Hepsini geç Chandler mı Joey mi, ona bile karar veremedim ki senelerdir. Chandler, yok yok Joey, ama Chandler, peki ya Joey...

Kitap karakterinde en sevmediğimi hemen söylerim: SELMA. Ama en sevdiğimi nasıl seçebilirim bilemedim. 14 yaşından beri aşık olduğum Mr. Darcy ile 18 yaşından beri aşık olduğum Robert Langdon var mesela ve muhtemelen ikisini sonsuza dek seveceğim. Geri kalanların hepsini eledik bir şekilde diyelim. Bu iki adam arasından seçim yapabilir miyim... 

-YAPAMADI-

En sevdiğim film karakterini son zamanlardan seçeceğim ve daha fazla düşünmeden öteki soruya geçeceğim.
Martin Freeman canım Bilbo Baggins'ime dönüşünce ortaya öyle şahane bir şey çıktı ki bu sorunun cevabı olmak onun hakkı! (Dönüşmek evet, rol yapmak değil. Adam bir hobbit olarak doğmuş belli ki.)

2- Biriyle tanışmak için ilk söyleyeceğin cümle ne olurdu?

Merhaba, ben insanlarla tanışamayan, onların gelip kendisiyle tanışmasını bekleyen insan. Kendini beğenmişlikten mi yoksa mizantropluktan mı emin değilim.

3- Çocukluğunda hiç evden kaçtın mı?

Hayır. O zaman da attığım her adımın bana getirebileceği her şeyi düşünüyordum ve bütün manyakça şeylerden kendi rızamla vazgeçiyordum. Sıkıcı bir çocuktum ben. Çocuk bedeninde kocaman insan belki...

4- Hiç celebrity crush'ın oldu mu, odanın duvarlarına posterlerini astığın, dergilerden resimlerini kesip dolaplarına yapıştırdığın bir ünlü oldu mu?

Offf, hangi birinden başlasam şimdi.
Odamın duvarlarının posterden gözükmediği yıllar oldu, ama celebrity crush durumundan değildi. Hepsi Fenerbahçe ile alakalı şeylerdi. Dergilerden resimlerini kesip dosyalarda sakladığım, kitaplarımın arasına filan koyduğum adamlar listeme tabii ki Burak Kut ile başlamalıyız. Yaş:7 (Biraz erken başlamışım, ne var?!)
Orlando Bloom aşkımdan daha anlamsız bulduğum şey kesinlikle Ben Affleck aşkımdır. Pearl Harbor bitiminde sinemadan böyle bir aşık çıktım ve birkaç ay sürdü. Bir ara Matt Damon'a aşıktım. Bir ara Brad Pitt vardı. En son Johnny Depp'e sarmıştım. Şimdi etrafıma bakıyorum da, galiba şu anki celebrity crush'ım Homer Simpson. Odanın her tarafında bir Homer bulmak mümkün :) 

5- İzlemediğin/dinlemediğin/okumadığın için utanç duyduğun filmler/diziler/sanatçılar/gruplar/kitaplar hangileri?

Bu sorunun cevabı olabilecek kitaplarım ve filmlerim var. Utanç duyma sebebim yıllardır elimin altında olmaları, buna rağmen benim okumamış/izlememiş olmam. Bir gün onlara sıra gelecek. İnşallah. İnanırsak olur belki...

6- Eğer gece yolda yürürken takip edildiğini hissedersen ne yaparsın?

Daha hızlı yürüyüp uzaklaşmaya çalışırken bir yandan da peşimdekini nasıl dövebileceğimin planını yaparım. Birden dönüp arkamdakine bağırmaya falan başlayabilirim. Stres altında çok saçma işler yapabiliyorum.

7- En sevdiğin grubun konserindeyken solist seni sahneye davet edip istediğin şarkıyı söyleyebilirsin dese hangi şarkıyı söylerdin?

Melda'nın blogundaki yazıyı okuyup sorulara kafamdan cevap verirken buna "comfortably numb" demiştim ama yazmaya başladığımda fark ettim ki "brain damage"ı söylermişim. 

8- Hiç arkadaşların tarafından yargılanıp dışlandın mı?

Uyumsuz bir çocuktum. 3-4 ayda bir "en yakın arkadaşım" dediğim insan değişirdi, üstelik eskisiyle tüm bağlarımızı koparırdık. Her seferinde ben birilerini hayatımdan atmamışımdır herhalde, zaman zaman birileri de beni dışlamıştır. Hatırlamıyormuşum yahu, ne tuhaf. "Sen başka arkadaşın geldiğinde bizi unuttun, bizi yalnız bıraktın" diyen ikiz arkadaşlarımı hatırlıyorum. Sanırım o gün yaptıkları şey bir tür yargılama sayılabilir. Allah'ın şaşkınları, iki kişisiniz zaten, bana mı ihtiyacınız var? Allah Allah yaa!!

9- Yıl 1855. Nerede, ne yapıyor olmayı isterdin?

Avrupa'nın bir yerinde bilimle ilgili işler yapıyorum! Boş vakitlerimde uzun eteklerimi savura savura kalabalık meydanlarda dolaşıyorum. Tabii bu arada kılıç kullanmayı bilen bir adama aşığım. Ben böyle bilimdir filan uğraşırken kaçınılmaz son gerçekleşiyor ve "cadııııı!!!!" diyerek yakılıyorum :) 

*"Cadı"lar biraz daha eski tarihlerde daha çoktu elbette ama hayallerimiz tarihsel gerçekliğe uymak zorunda mı ki :)

10- Hayatının geri kalanını Mars'ta yaşamak ister miydin?

Şu şartlarım kabul edilirse olabilir bence:
1- Yanıma istediğim birkaç şey almama izin verecekler.
2- Yanıma istediğim kişiyi almama izin verecekler.
3- Özlediğimde geçici olarak geri gelmemi kabul edecekler.

Tamam derlerse gideriz, sıkıntı yok.

11- Yerinde olmak istediğin ünlü biri var mı?

Ünlü biri değil ama LOTR ve Hobbit yapımında çalışan herhangi biri olmayı isterdim. Bazı kitapları yazan, şarkıları yapan kişilerin de yerinde olmayı isterdim mesela.

Ben bu mime bir de soru eklemeye kalkarsam 1 ay daha taslaklarda kalacak. O yüzden canı yazmak isteyen olursa mimi alsın ve Melda'nın sorularını cevaplasın der bitiririm.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Mutlu bir sabahtan notlar

Sabahın oldukça erken bir saatinde Patti Smith'in sesiyle kendi beyaz tavşanımızın peşine düştük. Alice o kafaya gelmek için neler içti, neler aldı sanırım artık biliyoruz. Masalların gözüktükleri kadar masum olmadıklarını bildiğimiz gibi. Benim içtiğim tek şeyse kahve. Sütsüz-kremasız-şekersiz. Her zamankinden yani. Patti'yi bilmem. Harikalar diyarı mı? Başka nerede olabiliriz ki zaten?

Deniz kenarında bulduk kendimizi.
Patti ve ben.
Güzel bir kedi.

Biraz rüzgâr.
Parkta koşturan çocuklar.
Deniz kokusu, mis gibi! En güzel koktuğu zaman kesinlikle sabah saatleri...

Check-in yapmadık, fotoğraf çekmedik. Göstermedik, yaşadık!

Patti söyledi, ben eşlik ettim sessiz sessiz. Sabah güneşi altında parıldayan deniz, o mis gibi koku, o kedi. 45 saniye gibi geçen 45 dakika...

"Keşke"ler her daim anlamlı, üstelik uzun zamandır böylesine içten olmamışlardı.




When logic and proportion 
Have fallen sloppy dead
And the White Knight is talking backwards
And the Red Queen's "off with her head!"
Remember what the doormouse said:
"Feed your head!
Feed your head!"


6 Nisan 2013 Cumartesi

Erik




"Sevimli şarkı" diye bir şey varsa o bu olabilir...

Sen kaç ben koşarım
Sen sus ben anlarım
Sen boz ben çözerim
Ah aptalın biriyim!

: )

Hep gülümsüyorum, tam buraya geldiğimizde. Evde, yolda, okulda, otobüste, sağda, solda...


Şarkıya, hayata, sana, bana, ona...

5 Nisan 2013 Cuma

Kısacık-39


* ... dedi insanlar internetten aldıkları yetkiye dayanarak.

* Sinir olduğum milyonlarca şey listesinden 1 örnek:
Karşıdakini kızdıracağını bildiğiniz şeyleri ısrarla söyleyip tepki aldığınızda "şaka yaptım, sen de şakadan anlamıyorsun" diye karşı saldırıya geçmeniz. (Kavgada söylenmez diye tabir ettiğimiz şeyler arkasından "şaka yaptım" deyince sorun ya hani...)
Yapmayın arkadaşlar lütfen. Bak lütfen diyorum. Hı hı.

* "Değerinizi insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri belirlemesin" dedi adam.

* "x candır" kalıbını sevmiyorum ama yerini tutacak güzel ve kısa bir şey de bulamıyorum.

* İyi çalıştığımda ödül olarak film izliyorum, hiç çalışmadığımda da "bugün hiçbir şey yapmadım, film izleyeyim bari" diyorum. Tuhaflık mı var? Yok canım, size öyle gelmiş!

* En sevdiğim (!) insanlar arasında twitter tespitçileri yer alıyor, bir de ilişki aforizmacıları. Sanırsın ki dünyadaki bütün kadın/erkeklerle ilişki yaşamışlar da bu kadar rahat genelleme yapabilir olmuşlar. 22-23 yaşında insan o güne kadar kaç ilişki gördü de bu kadar rahat genelleme yapabilme kudretine erişti diye deli gibi merak ediyorum. Neyse ki merak edecek daha önemli şeylerim var da 1-2 dakika süren merak sonunda konuyu unutuyorum.

* Tespitçilere dönelim. "Bütün kadınlar...", "Bütün erkekler...", "Bütün orangutanlar..."
Demek ki "bütün" hepsini tanıdın sen bunların. Ne hoş, aferin.

* Günün tespiti bütün kadınların 30 yaşında bile lise aşklarını takip ettiği, sosyal platformlarda bulmaya çalıştığı şeklinde. Okuduktan sonra lisede kime aşık olduğumu bile hatırlayamadım. Çok olduğundan değil, sadece 1 taneydi, buna rağmen hatırlayamadım. Öncelikle üstünden epey zaman geçti, üstelik o zaman çocuk olduğumun ve hissettiğimi sandığım şeylerin bir önemi olmadığının uzun zamandır farkındayım. Bu saatten sonra o adama ulaşmaya çalışıp ne yapayım veya ne yaptığını neden merak edeyim. Hah bak, yalan oldu senin genelleme.

* Keşke hayatımızdan çıkardığımız (ya da kendi istekleriyle çıkan) insanlarla bir daha asla yolumuz kesişmese. Facebook'ta arkadaş önerisi olmasalar, yolda karşılaşmasak, numaraları telefon rehberimizde kalmasa, ortak tanıdıklarımız yok olsa bir anda...

* Hakaret etmeyi eleştirmek sananlar var ya hani, başka biri sevdikleri şeyleri gerçekten eleştirdiğinde verdikleri cevap da saldırı şeklinde oluyor. Bitsin lütfen. Büyüsünler. (Sonra karşıdakine "eleştirmeyi bilmiyorsun aptal şey" diye saldırmaları da bitsin tabii.)

* Etrafınızdaki 2-3 kişinin gazına gelmeyin çocuklar. Hiçbiriniz (hiçbirimiz) 25 yaşındayken 40 yaş olgunluğuna filan sahip olmuyoruz. Hatta bazılarımızın "gerçek yaşı - 10 = davrandığı yaş". Acı ama gerçek.

İmza: Bir dost.

Tabii bunu söylersem "bir düşman" diye algılanırım ama bir dost olayı da zaten böyle bir şey değil mi...

* "Ben tam yaşımın insanıyım" diyen bir kişi bile görmedim. Varsayalım ki hepimiz yaşımızdan olgunuz. Ne âlâ... Ama yaşının gerektirdiği gibi davranmayı beceremeyen ve en az 10 yıl geriden takip eden insanlar biliyorum ben. Onlar neyin nesi? Sorunca "ben çok olgunum" diyor onlar da...

* Yakaladığımız yalanlarının sayısı 3 basamaklılara doğru ilerleyen biri bir gün "herkesi kendim gibi dürüst sanıyorum" demişti. O günden beri "Herkesi kendim gibi X sanıyorum" kalıbını duyduğum an çok kötü şeyler düşünmeye başlıyorum.

* Hannibal ve Bates Motel başladı. Sonra "Vay efendim ben görmedim, duymadım" filan istemem. Duyuruyoruz işte.

* Facebook'ta yemek tarifi sayfaları paylaşmaya başlayanların 1-2 ay sonra evlilik haberi vermesi, bebek ürünleri beğenip ebeveynliğin kutsallığı ve önemi üzerine binlerce kez aynı şeyleri paylaşanların da birkaç ay içinde anne-baba olması tabii ki tesadüf değil.

* Bu konuda tuhaf bulduğum nokta şu: Anne/baba olmanın zor ve çok önemli bir iş olduğunu ben şu an biliyorum mesela, bu tür paylaşımları bugün de yapabilirim. Ama bunu bugün değil de kendim anne/baba olunca ya da olmaya yaklaşırken yapmaya başlıyorsam "bakın önemli bir iş yapıyorum, bana saygı duyun" mesajı veriyor olmuyor muyum? (Bunu yapmayan anne/baba adayları da var, canlarım!)

* Karakterleri 30'lu yaşların ortalarında olan duygusal komedi filmlerini izlerken eğlenmeye başlamam acaba yaşlanmamla mı alakalı...

* Ağaçların altında yürümediğim, rüzgârı hissetmediğim, Kadıköy'de ya da Büyükada'da olmadığım, çimlere yayılmadığım her gününden pişmanlık duyduğum mevsim: ilkbahar.

* Şu:


* Facebook'ta tamamen zorunluluktan arkadaş olduğumuz insanları biz sevmiyoruz ya, eh onlar da bize bayılmıyor bence. En azından benimkilerin beni sevmediklerini biliyorum :) Niye arkadaşız öyleyse yahu?!

* Yazı biterken bu çalıyor buralarda:  http://www.youtube.com/watch?v=P2DmQMpdTKg