25 Mayıs 2013 Cumartesi

Bu aralar

İşler-güçler-dersler ne zaman yoğunlaşsa sıkıntı hali de yoğunlaşır. Öyle zamanlarda sıkıntıdan kaçmak için uyumaya çalışırım. Uyandığımda keşke uyumasaydım derim. Dev böcekler, beni kovalayan canavarlar, dağın yüksek kesimlerindeki daracık yollarda yürümeye çalışmalar... Stres bittiği an bunlar da biter.

Bu ara yine çok stresli bir dönemden geçiyorum. Güzel şeyler olmuyor değil ama yapılacak öyle çok iş var ki güzel şeylere odaklanamıyor olabilirim. Eksik olan bir şey var: kabuslar.

"Onu yarın bitirsem, diğeri sonraki güne kalsa, öff öteki nasıl yetişecek, ya bunlar bitince ne olacak, peki ya bitmezse asıl o zaman ne olacak" diye diye uykuya dalıp şahane rüyalar görüyorum ve uyandığımda çok mutlu oluyorum. Bu işte bir tuhaflık var değil mi? 27 senedir bir sistem oturtmuştuk iyi-kötü, öyle gidiyorduk. Ne oldu şimdi?

Şikayetçi değilim, aksine bu durum hoşuma gidiyor. Sadece meraklıyım. Bir açıklama bulup rahat etmek istiyorum. 

* * * 

Yapılacak çok işi varken normalde asla yapmayacağı şeylerle uğraşan o insanlardan biri benim. Mail kutumda kısa bir temizlik yaptım mesela bugün. Çok eski bir mesaj buldum, "böylesi daha iyi olmuş diyeceksin" şeklinde bir kehanetle biten...

Mesajı unutmuşum. Yazana selam göndermeyeceğim, zaten artık görüşmediğim onlarca insandan biri de o ve muhtemelen yazdıklarımı okumuyor. Olsun. Tahminin tutmuş eski dostum. "Böylesi daha iyi olmuş" cümlesini bugün söylememin özel bir anlamı yok, birkaç yıldır bunu söyleyebilirdim sana. Söyleyebilirdim söylemesine de bir süredir daha bir güzel söylerim bak. Her şeyin bir zamanı, her şeyin bir sebebi vs.

* * * 

2 yıl önce en yakın arkadaşlarımdan biri insanları ilk gördüğümde söylediğim şeylerin ve yaptığım tahminlerin hep doğru çıktığını söylemişti. Örneklere baktık sonra. Birini ilk an sevmemişim, sonra 2 yıl sevmişim, ardından bir de bakmışız ki ilk gün yaptığım yorum doğru çıkmış ve o kişiyi hayatımızdan çıkarmışız. Komik geldi aslında düşününce.

Sonra bu aya geldik. İlk gördüğüm an samimiyetsiz bulmuştum birini. Aradan aylar geçti. Her şey normal gibiydi. Sonra baktım ki aslında hiçbir şey normal değilmiş, normal gibi yapılıyormuş, bahsi geçen kişi hâlâ ilk günkü samimiyetsizliğini koruyormuş... Keşke daha ilk günden "arkadaş olmayalım" deseymişim. Bu arada okuyan birinden bahsediyormuşum da isim vermiyormuşum gibi olmasın. Blog yazdığımdan bile haberdar değil kendisi, sadece ileride yapacağım hataları önlemek için tarihe not düşüyorum. (Tarihe not düşerken bir yandan da dedikodu yapıyorum ehehehe, çok ayıp...)


* * *

Mayıs ayının tek güzel haberini okumak için şöyle buyurun:  http://whereugonnasleeptonight.blogspot.com/2013/05/anlatacaklarm-uzun.html
Neredeyse tüm heyecanına tanıklık ettiğim bir bekleyiş sürecinin ardından bu haberi almanın ne kadar güzel olduğunu anlatabilir miyim bilmiyorum ki :)

* * *

Bu yazı mutlu şeyler anlatan bir şiirle bitecek. Sen seç.

* * *

Bu şarkıyla uyandım bu sabah:

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Mesela...



Di mi ya...





19 Mayıs 2013 Pazar

Kısacık-40


* "Çok yazayım da artık varlıklarıyla beni rahatsız eden yazılar geride kalsın" diyordum ya, şimdi diyorum ki "Çok yazayım da Joffrey aptalı blogu açar açmaz karşıma çıkmasın".

* Takvime baktım, mayıs hâlâ bitmemiş. Pis mayıs.

* Nisan ne güzeldi oysa. İlkbahar olduğunun farkındaydı. Bir de mayısa bak, kendini bir gün kış mevsiminin bir gün yaz mevsiminin bir ayı sanıyor!

* Ay sonu Google elimizden sevgili Google Reader'ımızı alacağı için kendimize yeni yerler aradık, bulabildiklerimizin en iyisi Bloglovin oldu. Dün geceden beri alışmaya çalışıyorum ama olmuyor. Lanet olsun Google sana, canımız Reader'ımızdan ne istedin?!

* Bakmak isterseniz: www.bloglovin.com
Blogumun bana ait olduğunu gösterebilmek için de bu sayfada bir yerlere bir link ekledim, beni orada bulmanız bir işe yarar mı gerçekten bilmiyorum ama bulmak isterseniz çekinmeyin, gelin.

* Her hafta kendime fırça atıyorum: "Hayır Selin, daha fazla film arama, önce izlemen gerekenleri bitir".
Her haftanın 2. günü kendimi yeni filmler ararken buluyorum.
Ne olacak böyle?

* Kendini "x'in hatunu", "x'in kadını", "x'in bebişi" falan gibi iğrenç şekillerde tanımlayan hemcinslerim var, evet kendileri hakkında söyleyecekleri en önemli şey bu. Bir yok olun canlarım ya, hadi bakalım. 3 deyince... Biiiiiirrrrr, ikiiiiiiii, üüüüüüçççççç.

* İnsanların çirkinliğinin sınırı yok, ne acı... (Dış görünüşten bahsetmediğimi söyleyeyim mi illa?)

* Kötü şeylerin daima birlikte gerçekleşmesi durumuyla ilgili biri bana bir açıklama yapsa keşke. Kötü bir şey olduğunda arkadan en az 5 kötü şey daha gelmesinin ne mantığı olabilir? İyi şeyler de böyle olsa ya. Her iyi şey yanında birkaç iyi şey daha getirse...

* Güzel şeyler:

Edith Piaf'tan Milord dinlemek.

Kitabı elinden bırakamadığın için sabaha kadar uyuyamamak.
Birini düşünürken telefonundan gelen sesi duymak ve ekranda o düşündüğün kişinin ismini görmek.
Uyandığında gördüğün mesajın reklam mesajı olmaması.
İnsanları önemsemek.
İnsanların seni önemsediğini bilmek.
Tek başınayken bağıra çağıra şarkı söylemek.
Kadıköy.

* Başkalarının kendini kandırmak için uydurduğu bahaneleri görünce korkuyorum, yoksa ben de?!

* Hem dini hem milli bayramların ben çocukken neye benzediğini düşündüm, sonra bugüne baktım. İleride bir çocuğum olduğunu düşündüm ve bayramların o zaman ne hal alacağını hayal ettim. Hiç hoşuma gitmedi.

* Yaz geldi, her gün biri evlenecek, her gün biri düğününe çağıracak, 3 günde bir birileri henüz evlenmemiş insanları birileriyle tanıştırmaya çalışacak. Başkasının düğününe gidip tepinmek kadar saçma bulduğum bir diğer şey büyük bir azimle etrafındakileri evlendirmeye çalışmak. Manyak mısınız? İçinize Esra Erol mu kaçtı?

* Attığı her adımda check-in yapan insanlarla hiçbir yere gitmek istemiyorum.


* Bu ara hayat fazla sıkıcı, fazla renksiz...

* Ben Selin, 27 yaşındayım, Da Vinci's Demons bağımlısıyım.

* Uzak bir yere gitmek istiyorum.




10 Mayıs 2013 Cuma

Çok acayip...

"Çok acayipler" gibi komik bir şekilde tanımlayacağım bir insan grubu var.
Kim bu çok acayipler?

"Çok acayip taraftar"
"Çok acayip rocker"
"Çok acayip sinemasever"
"Çok acayip x hayranı"
"Çok acayip vatansever"
"Çok acayip kitap kurdu"
...

Hemen araya minik bir açıklama ekleyip devam edeceğim: "Acayip" arkadaşlar, "acaip" değil. Lütfen...

Bir dönem bunları yaşımıza bağlardım. 20'li yaşların başı gerçekten çok komik bir zaman. Hatta 25 öncesi diye genişletmek de mümkün. 30'u geçince de 25-30 arası komik gelecek biliyorum. 

Bir arkadaşımla derin bir müzik sohbeti yaparken yandan bir başka arkadaş her 30 saniyede bir şu sesi çıkarıyordu: "Ben de çok acayip rocker bir insanım." Ben kendisini tanıdığımdan duymuyormuş gibi yapıyordum. Konuştuğum arkadaşım bir ara dayanamayıp (belki iyi niyetle) sordu neler dinlersin diye. O muhteşem çabaya kayıtsız kalamadı ve bizimkini muhabbete katacaktı muhtemelen bir şekilde.

Cevap:
Şebnem Ferah
Başka?
Çok severim Şebnem Ferah'ı, çok acayip hayranıyım.
Başka?
Şebnem Ferah'ın konserine gitmiştik bi kere...
Başka kimi dinlersin?
Şebo yeeeaaa, süper.

Yüzlerce kez aynı soruyu sorsanız bile alacağınız cevap tekti: "Şebnem Ferah"

Başka rock müzisyeni ismi de bilmezdi zaten, tek derdi o konuşmanın içinde olmaktı. Ara sıra bu tür olaylar devam etti, ben umursamamayı öğrendim. Bir de sadece Nothing Else Matters dinledikten sonra kendine Metallica hayranı sıfatını uygun gören ve başka hiçbir şey dinlemese de "metalci" olduğunu ilan eden gençler vardı, onlara ne oldu acaba... Gelseler ara sıra, güleriz.

Sonra büyüdük bir ara. Hani yaşla ilgili olduğunu düşünüyordum ya, işte bu arada öyle olmadığını öğrendim. Belki de hâlâ insanların olmadığı biri gibi davranarak ilgi çekmeye çalıştıkları yaş dilimindeki insanlar var çevremde. Bilemedim şimdi.

Ben bunların rocker olanlarından çok taraftarlarını severim aslında. Yıl boyu kulübünün hiçbir hareketini takip etmemiş adamın sportif başarı anında en büyük taraftar kesilişi gözlerimi yaşartır. Maç izleyişimi tuhaf bulan hemcinsimin senede bir maç izleyip dakika dakika facebook'tan rapor geçmesi ise hüngür hüngür ağlama sebebi olabilir.

Daha çok kızalım şimdi. Erkek olduğu için benden daha fazla taraftar olma hakkına sahip olduğunu sanan adama gidelim. Kulübüm için neler yapabilirim ya da neler yaptım açıklaması yapmayacağım. Eski yazılar kesmezse twitter'dan bulup yediğim haltları görebilirsiniz. Yapmaktan şikayet de etmem bir an bile. Daha fazlası mümkünse onu da yaparım. Bahsettiğim erkek kişinin ise umurunda değildir böyle şeyler. Şampiyonluk ihtimali varsa son 2-3 hafta maç izler. Şampiyon olunmazsa küfreder, olunursa arkadaşlarını kızdırır. Ama en acayip taraftar odur, çünkü erkektir ve taraftarlık kesinlikle erkek işidir.

Son zamanlarda "en acayip kitap kurdu" diye bir tür keşfettik. Çok tatlılar! Öncelikle kendilerini yakalamanın en kolay yolu: Facebook beğenileri. 

Aklınıza gelebilecek yazarların büyük kısmı beğenilmiştir. Fakat hangi kitaplarını okuduğunu sorsanız ya 1 kitap ismi alırsınız ya hiç. tdk'da kitap kurdunun ilk tanımı "kitapları yiyerek zarar veren bir böcek", bu arkadaşlardan bahsederken bu anlamıyla mı kullansak :)

Kurabildiğiniz diyaloglar da şöyle şekillenir:

-Okumayı sever misin?
-Oooo çok okurum ben.
-Ne okursun?
-Roman.
-Kimleri okursun ya da hangi tür anlamında sormuştum.
-Okurum öyle, karışık.
-Mesela çok sevdiğin bir şey olmadı mı son zamanlarda?
   -son zamanların en popüler kitaplarından birinin ismi gelir. Aslında yazar fena değildir, eski kitaplarını okumuşsundur ama son kitaba karşı önyargılısındır. Kötüdür çünkü, ticaridir. Yine de konuşmanın bir yere varacağını umut edersin.-

-Dilini çok beğeniyorum ben de o yazarın.
-Evet yaa çok iyi. Şöyle güzel, böyle bilmem ne... (Coşkulu şekilde sürüp giden birkaç "övgü" dakikası.)
-Özellikle x kitabını çok beğenmiştim.
-Yok ben bir tek bunu okudum.
-E çok hayrandın, çok bayılıyordun filan????

Okumayı sevmiyorum diyen insana okuyormuş gibi yapandan daha çok saygı duyuyorum, o da ayrı bir mevzu. Bir de aklınıza gelebilecek en saçma sapan şeyleri okuyan (edebiyat denemeyecek türden) insanın "çok şahane zevkleri olan bir okurum ben, üstelik okumayan herkesi küçük görüyorum" havası var ki kendini öldürme isteği duyma sebebidir. (Yaşanmıştır.) 

Bazı kitaplar var ve insanlar onları okuyacaklarına hiç okumasalar daha hayırlı gibi geliyor. Merak edip bakıyorum tumblr'dan, a.nur'la tamamı geyik şeklinde gerçekleşen facebook sohbetlerimiz kadar bile edebi değeri olmayan içeriklere sahip kitaplar dolanıyor ortalıkta, satılıyor, okunuyor... Bunu okuyan insan kendini kitap kurdu sayıyor ve okumayan adamı küçümsüyor. Bir defol git ne olur ya!!

Çok acayip vatanseverleri hepiniz seviyorsunuz, biliyorum. Facebook paylaşımlarıyla ülkeyi onlarca kez kurtarıyorlar her gün! Canlarım. Sokağa çık desen kıçını kaldırmaz ama olsun, facebook'tan paylaşıyor ya, yeter.

Genç arkadaşlar, çevrenizde bunlardan bol bol var biliyorum ve ileride bitecekler sanıyorsunuz. 27'den bildiriyorum: "Bitmediler".
Muhtemelen 35'ten bildireceğim gün de durum farklı olmayacak.
Umursamamaya (ç)alışmak en güzeli ama umursamadığınızı sandığınız bir zamanda karşınıza bir şey çıkıyor, yine sinir, yine sinir...

9 Mayıs 2013 Perşembe

Alıntı-20

"Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş. Ne aradığımızı bilmeden aramak... Şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka hiçbir şey istemeyen biri gibi sükunet içindeyim. Dünyada bundan daha büyük saadet olur mu?"

diyor.

Dünyada başka hiç kimse bu durumu böylesine güzel anlatmış mıdır, anlatacak mıdır ya da anlatabilir mi bilmiyorum.

Bir de;

"Bundan daha iyi bir hayat bilmiyordum. Bundan daha iyi bir zamanlamayla daha kimse karşılaşmamıştı dünyada." 

demişti.

Aklıma geldi.





1. alıntı: Sabahattin Ali-İçimizdeki Şeytan
2. alıntı: Hakan Günday- Kinyas ve Kayra

5 Mayıs 2013 Pazar

Ben ki her nisan...

En sevdiğim ayın hangisi olduğunu söylemek istesem bir süre düşünürüm belki ama en sevmediğim ayı sorarsanız hiç düşünmeden cevap verebilirim:

MAYIS

Şu an içine düştüğüm yoğunluk bitsin diye gün sayıyor gibi yapıyorum ama aslında bütün derdim mayısın bitmesi. 

Neyse. Mayıstan bahsedip canımı daha çok sıkmak istemiyorum. Nisan ayı biterken kendimize yaptığımız iyiliği anlatacağım onun yerine.

İstanbul'da Japon Bahçesi denen bir yer var, Baltalimanı'nda. Hastanenin çaprazında kalıyor denilebilir. Bizim bugüne kadar haberimiz yoktu. Öğrenir öğrenmez kendimizi oralara attık.

Ağaçların izin verdiği ölçüde göğe baktık!


Dinlenmek için gölgelik yerler bulduk, serin serin...


Bir daha göğe baktık!


Ardından yere de baktık :) Kiraz çiçekleri her yerde!


Güzel yollardan yürüdük.


Zıplamak istedik, yemedi.


"İlk görüşte aşk" dedik. Gittik kendisiyle konuştuk. Fotoğrafını çekmemize izin verdi:


Emirgan'a da gidip bakalım gelmişken dedik, parka girişimizden 1-2 dakika sonra bu sevimli yaratık koşa koşa yanımıza geldi. Burada kendisini evine girmek üzereyken görüyoruz:


Mayıs ayını da çekilir kılabilir miyiz ara ara böyle güzellikler yaparak bilemiyorum. Denemek gerek.



1 Mayıs 2013 Çarşamba

Gıcık!

Mim yazmaya devam!

Melda dizilerin çekilmez oyuncularını listelememizi istemiş. Öyleyse eğlence başlasın!

Gıcık olmak deyince aklıma ilk gelen karakter tabii ki o:


Kendisine olan hislerimi nasıl anlatsam bilemiyorum. Ağzını kırmak, beynini ezmek, suratını parçalamak, dünya tarihinde bilinen tüm işkence yöntemlerini üzerinde denemek gibi çeşitli istekler duyuyorum meymenetsiz suratını ne zaman görsem. Fena halde korktuğum ve tiksindiğim bir böcek var. Ne zaman fotoğrafını görsem hissettiğim o iğrenç şeyi bana Joffrey de hissettiriyor. (Hatta şu an da o his mevcut.) Bilmem anlatabildim mi...

Kitapları henüz okumadığım için ileride olacakları da çok bilmiyorum ama ara ara şu gerizekalıdan ne zaman kurtulacağımızı öğrenmek için spoiler arayışına düşüyorum. Bu ne sevgi ahhh!

(Dizi: Game of Thrones)


Bu çifti şöyle özetleyebilirim: "mıy mıy mıy"
"Aa ne güzel masallarla dolu!!" diye izlemeye başladığım Once Upon A Time'ı bıraktıysam, üstelik nefret ederek bıraktıysam sebebi bu ikili. Bu kadar mıymıntı bir çift görmedim. 3 hafta boyunca kendimi kesme isteğiyle izlediğim bölümlerin sonunda "yeteeeeeeeeeeeeeeeeeeeerrrrrrrrr" diye bağırarak bu diziyi hayatımdan çıkardım. Ohh, kafam rahat. (Bu ikisini de bir şeye benzeteceksem uyumak üzereyken kulağımın yanından geçen sivrisineğin verdiği hisse benzetirim.)

(Dizi: Once Upon A Time)


Gıcık olduğum karakter sayısının en yüksek olduğu dizi Supernatural. Supernatural sizi heyecanlandırmaz, meraklandırmaz ya da ona benzer şeyler yapmaz. Tüm olayı süpersonik karakterleridir. Cas, Dean, Bobby, Sam, Crowley, Balthazar, Lucifer, Gabriel, Benny... Lucifer ve Sam'i bir odaya koysunlar, ikisi sadece didişsin, günlerce izleyeyim. Dean ve Cas'i, Crowley ve Bobby'i... Erkek karakterlerin birkaçı hariç hepsini bu kadar süper şekillendiren adamlar sanki "kadın karakterleri en fazla ne kadar itici yapabiliriz" demişler gibi bir durum söz konusu. Acaba erkek karakterleri bu kadar sevdiğim için hemcinslerimi kıskanıyor muyum diye kendime sordum. Kıskanılacak kadın karakterler listesinin en başına koymam gerekenin ölümünde nasıl ağlamaklı olduğumu hatırlayınca sorum cevabını buldu.

Supernatural'ın sevimsizleri listemde şu güzellikler hariç tüm kadın karakterler var:

1- Elbette ilk sıramda canım Charlie var, hele o Hobbit'i de okudun ya. Ahhh, nasıl sevmem seni!!!
2- Meg, ama kısa sarı saçlı olan değil. Ondan da tiksiniyordum. Siyah uzun saçları olan Meg no:2 benim en sevdiklerimden. Meleğimle mutlu olursanız ben de sevineceğim!
3- Ellen
4- Jody

Bunların dışında kalan Supernatural kadınları bir yok olsunlar lütfen. (ki zaten yok oldular ya neyse.) Sevgili yapımcılar ne olur daha düzgün ve sevilesi kadınlar ekleyin şu diziye, Charlie daimi kadroya alınsın mesela ilk iş olarak.

(Dizi belli ki Supernatural :p )


Sürekli etrafındakilere (özellikle erkeklere) muhtaç kadın karakterler kraliçesi: Kate Austen! Aciz ve ağlak kadın karakterlerin hepsinden tiksiniyorum!

(Dizi: Lost)


Aciz ve ağlak kadın karakterler demişken Lisa'yı atlamamalıyım. Six Feet Under'da sevmediğim "tek" karakterdir kendisi. "İnşallah ölüyordur" diye diye spoiler peşinde gezindiğim ilk durum bu abla sayesinde yaşanmıştır.

(Dizi: Six Feet Under)


Varlığı ruhumu daraltan bir diğer karakter: Claire Bennet.
Meşhur "Save the cheerleader, save the world" deyişinin aslı "kill the cheerleader" olsaydı şikayet etmezdim.

(Dizi: Heroes)


Cheerleader demişken aklıma elbette Peter Petrelli gelmezse olmaz. Bu listenin kazananı kesinlikle Milo Ventimiglia, çünkü hem Peter Petrelli karakteriyle hem de Gilmore Girls'teki Jess karakteriyle listeme girmeye hak kazanıyor kendisi. Sorun karakterlerde mi yoksa kendisine mi sinir oluyorum sorusuna cevap aramaya gerek yok sanırım. Doğru cevap: İkisi de.

(Dizi: Heroes-Gilmore Girls)


Matt LeBlanc'a karşı beslediğim o sınırsız sevgiye rağmen Episodes'u izleyemediysem sebebi fotoğraftaki "nobody"lerdir. Benim kesici ve delici alet arayışlarına giriştiğim anlar ile bu ikisinin karşılıklı sahnelerinin her defasında çakışması tesadüflerle açıklanamaz.

(Dizi: Episodes)


"Friends'teki herkesi seviyormuşum, ne güzel" diye düşünürken beynimin içinde Emily'nin Ross diyen sesi yankılandı... Janice'in "oh my god"ları bile beni Emily'nin Ross deyişi kadar rahatsız etmedi.

(Dizi: Friends)


İçime sıkıntı veren House karakteri: Masters! 

House'un kadın karakterlerini genel olarak iyi bulurum. Cameron, Cuddy, Adams, Stacy, hatta Dominica. Bu arada birini saymadım: Thirteen. Saymadım çünkü onları "iyi" buluyorum, Thirteen ise House ve Wilson'ın ardından dizideki 3. favorim. Bayılırım o karaktere. Sorum şu: Bunların arasında bu Masters denen hatunun ne işi var?!

(Dizi: House)


Diğer sevimsiz: Amber Volakis. Ölürken sana karşı iyi şeyler hissedeceğimi sandım bir an, neyse ki çabuk geçti.

Akıllı karakterleri seviyorum (ilk saydığım örnekler), kendini akıllı sanıp boyundan büyük işlere kalkışan, batıran ama yine aynı şeye kalkışmaktan vazgeçmeyen karakter çok gereksiz be.

(Dizi: House)


House'tan bir karakter daha: Chi Park! Yukarıdaki açıklama aynen geçerli.



Biri şuna bir koca bulsun, başta Sheldon olmak üzere hepimiz rahat edelim, dizi güzel günlerine dönsün.

(Dizi: The Big Bang Theory)

Bunun üstüne bir de dizilerin sevilesi, yanakları mıncıklanası karakterlerini mi listelesek acaba :)