29 Haziran 2013 Cumartesi

Mon Amour



"De même que dans l'amour cette illusion existe, cette illusion de pouvoir ne jamais oublier. De même, j'ai eu l'illusion devant Hiroshima que jamais je n'oublierais, de même que dans l'amour..."

Altyazıyı hazırlayan şöyle çevirmiş:

"Tıpkı aşkta olduğu gibi bir sanı beliriyor insanın içinde, hiç unutamayacağı sanısı. Ben de hiç unutamayacağım sanmıştım Hiroşima'yı bu yüzden. Tıpkı aşkta olduğu gibi..."

Bahsedilen şeyi anlatmak için günlerce düşünsem "illusion"dan daha doğru bir sözcük seçemezdim gibi hissettim. İşte aynen bu, evet bu, tam da bu: İllüzyon. 

"En büyük acı benimki, en büyük aşk da öyle, ben ne yaşıyorsam hep o en büyük, üstelik kendi yaşadıklarım içinde de en büyüğü en sonuncusu ve bir daha asla böylesi olmayacak..."

Değil. Öyle değil.

İki yol çıkıyor önüne her illüzyonun bitiminde. Birinde her şeyi olduğu gibi kabul edip yeni illüzyonlara yelken açıyorsun, ötekinde hayat o illüzyonda duruyor. Duruyor değil durduruyorsun demeliyim belki. Sonra da "İyi halt ediyorsun," diye eklemeliyim. Yazar kitabın 92. sayfasından sana sesleniyor: "Aşktan vazgeçmek, yaşamdan vazgeçmekten daha zordu." Blogun sahibesi hayatı durdurmadığın yolu seçtiğinde daha güzel illüzyonlarla karşılaştığın bilgisini ekliyor ve filmi izlemeye geri dönüyor.

Film: Hiroshima, Mon Amour.
Kitap: Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis-Ferdinand Céline.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Oldu o zaman



Bir yazıyı zaman geçince tekrarlamak adetim değildir ama yeri geldi bu kez.  ntv, atv, cnntürk, habertürk ve diğerleri (gazeteleri saymıyorum bile) bana bizzat gördüklerimin tam tersini anlatınca, bu fotoğrafı hatırlamanın zamanı geldi. Aslında bu kez yetmiyor bu fotoğraf olanı anlatmaya. Çünkü adam sağını solunu biçip göstermiyor, alıyor eline kağıdı kalemi, birileri ona nasıl çizmesini söylediyse öyle bir resim çiziyor. Birileri alkış tutuyor. Körler-sağırlar birbirini ağırlıyor...

"Hatırladınız değil mi bu fotoğrafı?


Ne çok insan paylaştı blogunda, facebook duvarlarında, başka yerlerde... Ne çok insan sövdü di mi "başımızdakiler neyi görmemizi istiyorlarsa bize o gösteriliyor" diye, "basın kasıtlı olarak gerçeği çarpıtıyor" diye, "aldatılıyoruz" diye...


Şimdi "gazeteler öyle yazdı" diyenlerin, "x gazetesi canım, koskoca x yalan mı yazacak" diyenlerin, "ben haberlerde gördüm, böyle olmuş" diyenlerin büyük kısmı yukarıdaki paragrafta bahsi geçenlerle aynı kişiler, di mi?


Olayları "işlerine geldiği gibi" yorumlayınca, olaylara karşı takındıkları tavır kurbanın kim olduğuna bağlı olarak değişince çok tatlı olduklarını söylemek istedim kendilerine. Bu yazının tek amacı o."


Size dokunmayan yılan bin yaşasın da bu kez dokunuyor be canım, o ne olacak... Geçen sefer yazdığımda kurbanın kimliğiydi esas mesele, kurban sevilmiyordu, "oh olsun"du, "beter olsun"du. Bu kez işler başka, daha acayip, daha çirkin. Kimi 1984'ü görüyor yaşadıklarımızda, haklılar. Bense Cesur Yeni Dünya'dan esintiler görüyorum baktığım her yerde. Sonra yüzyıllar öncesinden Shakespeare'in sözcükleri aklımda dönüyor, sokağa çıktığımda gördüğüm güzellikleri ben anlatamıyorum, o görmeden anlatıyor:



"Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya!"
(Can Yücel çevirisi)





7 Haziran 2013 Cuma

Parka gittik, döneceğiz!





Sokaktayız.

Taksim'deyiz.
Gezi Parkı'ndayız.
Her daim Twitter'dayız.
Ankara'dayız.
Antakya'dayız.
Beşiktaş'tayız.
İstiklal'deyiz.
Tünel'deyiz.
İzmir'deyiz.
Adana'dayız.
Antalya'dayız.
Tunceli'deyiz.
Gümüşsuyu yolundayız. (Gandalf da var.)
Kayseri'deyiz.
Trabzon'dayız.
Dolmabahçe'deyiz.
Kadıköy'deyiz.
Boğaziçi Köprüsü üzerindeyiz.
...


Sesimizin ulaştığı her yerdeyiz, blogların sessizliği ondan. Anlatacak yüzlerce güzel sokak hikayesiyle birlikte döneceğimiz güne kadar dikkat edin kendinize. Muazzam bir sevgi dalgası yayılıyor bir parktan dışarıya doğru, mahrum kalmayın. 




"You may say I'm a dreamer,
but I'm not the only one."