28 Ekim 2013 Pazartesi

Kısacık-43


* Düne kadar bu ara tembel olduğumu sanıyordum. Sonra aydınlandım! Şu ara kendim için kullanabileceğim en doğru sıfat: Merdümgiriz. Beğenmezsen mizantrop de. İstersen uzun uzun "İnsan içine karışmaktan hoşlanmayan," de. O kadar güzel iki sözcük buldum sana, uzun uzun bunu mu söyleyeceksin sahiden? (Biri kafamın içinde şarkı söyleyen Feridun Düzağaç'ı susturabilir mi?)

* "Kısacık". Çünkü uzun yazmaya kalkarsam o yazı yarım kalacak ve varlığını taslaklarda sürdürecek sonsuza dek. Halbuki kısacık olunca gelir gider yazarım ve o yazı bir gün biter.

* Bu yılki okuma hedefimi Tolkien ile tamamlıyorum."Tehlikeli Diyardan Öyküler". 75 kitap bitirebileceğimden emin değildim bunca derdin arasında ama yılın bitmesine 2 ay kala bitti. Kendime bir hedef belirlemek ve Goodreads sayesinde gidişatı çok rahat kontrol edebilmek beni fazlasıyla motive ediyor. Önümüzdeki yıl için hedefim kaç olsa diye düşünmeye başladım bile!

* Bazen düşündüğün ve hissettiğin şeyler seni korkutur hani. İşte öyle bir şey...

* Yanına eklediğim kitabı tedarik etmeleri uzun sürdüğü için Hakan Günday'ın yeni kitabı elime hâlâ ulaşmadı. Ben de ara ara kitapçılara gidip ağlamaklı gözlerle raflara bakıyorum, Goodreads'te okumaya başlayanları gördükçe kıskanıyorum. Kitabı tek başına sipariş etmem gerektiğini biliyordum, off!

* Bir yandan iyi olmuştur belki. Elimdeki yarım kitapları bitireyim de onu tek başına okuyayım istiyorum.
Daha'yı!
Yeni kitap yahu, yeni! Aklımı kaçıracağım!


* Kasım ayı güzel olacak. "Özgür Olduğunda Marmara", "Yoldan Çıkmış Şarkılar" ve sonunda "Andıran Otu". Kaptan büyük adam!

* Bazen kendimi duygusal komedi filmlerindeki kadınlardan biri sanıyorum ve bunun için çok geçerli sebeplerim var. O kadınlardan birine benzemiyorum, hayır. Çevremdekiler o kadınların çevresinde olanları hatırlatıyor. Fena halde hem de...

* Ben stresten ölmeden hiçbir iş hallolmaz. Her şey üst üste gelmek zorundadır. Evden günlerce çıkmayabilirim, bir tane bile işim olmayabilir ama ne zaman bir şey yapacak olsam o güne 50 tane daha şey çıkar.

* Bir şekilde anısı olan şarkılar vardı ve ben hiçbir zaman etkilerinden kurtulamayacağımı sanmıştım. (Çocuk aklı işte.) Şimdi o şarkıları -artık sevmesem de- dinleyip hiçbir şey hissetmemekten tuhaf bir keyif alıyorum.

* İstanbul'un en kalabalık yerlerinde tek başıma yürümeyi çok seviyorum. Bütün sıkıntılarım küçülüyormuş gibi geliyor. Açık alanda kalabalığı seviyorum. Tanımadığım insanlardan oluşan kalabalıklar ise favorim elbette...

* Bu yazıyı taslaklarda bekletirken okuma hedefi tamamlandı: https://www.goodreads.com/user_challenges/557398 Şimdi yazılacak şeyler var. Bir yandan okumaya devam ederken bir yandan da bu yılın kitapları ve filmleri hakkında yazacağım. Yeterli enerjiyi bulduğum zaman...

* Okumakta olduğum kitabın 8. sayfasında ana karakter kendini şöyle anlatıyor:

"Ben çevirmenim. Evde çalışırım. İngilizce ve Fransızcadan Türkçeye, Türkçeden İngilizce ve Fransızcaya. Kira öderken, sinir bozucu zengin çocuklarına özel dersler vermek zorunda kalıyordum ek olarak, artık gerek kalmadı. Kendimi yalnızca çeviriye adadım şimdi. İşimin tek kötü yanı, hep evde olmam. Sosyalleşmekte zorlanıyorum, eve kapandıkça kapanası geliyor insanın, alışıyor."

Kira ödemek için özel ders verme kısmını çıkar, kalan benim. 
Sevgiler.

(Kitap: Berlinli Apartmanı - Yaprak Öz
Yitik Ülke Yayınları)

* Hasta olmaktan daha kötü olan bir şey varsa o da kesinlikle hasta olacak gibi olup bir türlü olamamak. (Soğuk algınlığı vb şeylerden bahsediyorum tabii.)

* Kitap Hırsızı Türkiye gösterimi 7 Şubat 2014! (Kaynak: Markus Zusak'ın tumblr hesabı.)

* O değil de Hobbit'e kaç gün kalmış? Bak bakalım yan tarafa :)

* İstiklal'e adımımı attığım saniye "The amber glow of a morning cigarette on the İstiklal Caddesi," diyen Brazzaville (Şarkının ismi Bosphorus), bir derginin kapağında Pink Floyd'u gördüğüm saniye çalmaya başlayan Brain Damage, aklım çeşitli güzel şeylerle doluyken başlayan Aşk Yeniden... İşte bunlar hep tesadüf (!)

* Yazdıklarımı okuyan insanların beni olduğumdan büyük sanması, sonra okuldan bahsedince kafalarının karışması... Yeniden yaşımı yazmalıyım belki profilime, ilk gördükleri şey o olsun, kafalar karışmasın.

12 Ekim 2013 Cumartesi

Kirpinin Zarafeti



Bu kez hikâyemiz "Kitabın ismi ne güzelmiş," diye bir cümleyle başladı. 

Bir dosta hediye etmek üzere alındı, masanın üzerinde yeni sahibine gitmeyi beklerken ara sıra sayfaları karıştırıldı, dayanamayıp bir tane daha alındı ve okumaya başlandı.

Kitap hakkında bilgi edinmek isteyenleri şahane bir yazıya yönlendireceğim: http://frailsoul.blogspot.com/2012/04/kirpinin-zarafeti.html

Alıntılar için de: http://hazineler.blogspot.com/2012/05/kirpinin-zarafeti.html

Kitabı bitirmem epey zaman aldı. (Bir günde bitirilebilir ama ben kasıtlı olarak süreyi uzattım.) O kadar hoş bir dili, öyle güzel bir anlatımı var ki bitirmeye kıyamadım ve yavaş yavaş okudum. Bir de o karakterler, ah o karakterler! Kitabın ismindeki zarafet sözcüğü her bir sayfada vücut bulacak, şaşırmayın. Kültürlü olduğu kadar nazik de olduğu şüphe götürmeyen bir yazarın kaleminden çıkan Kirpinin Zarafeti, "Beklentim yüksek olursa hayal kırıklığı ihtimalim de artar," fikrimin yanlışlığını yüzüme vurdu. Beklentim yüksekti, daha iyisini buldum. Her sayfasını çok sevdim.

Kirpinin Zarafeti en yakın arkadaşım olarak görmek isteyeceğim insanların hikâyesini anlatıyor. Konuşurken Tolstoy'dan alıntılar yapan insanları nasıl sevmem? En sevdiğim romandan, Anna Karenina'dan alınmış bir cümleyle başlayan dostluğa ortak olmayı nasıl istemem? Her konuşmalarında kitabı kapatıp onlarla olduğumu hayal etmeden okumaya devam edebilir miyim? Eh bu durumda bu kitabı nasıl bir günde bitirmek isteyeyim :)

Bazen okuduğunuz bir kitabın karakterleri hep çevrenizde olsun istersiniz, olmayınca özlersiniz. Ben Renée'yi, Bay Ozu'yu, Paloma'yı ve hatta Manuela'yı çok özleyeceğim. Elbette Renée'nin kedisi Lev ile Bay Ozu'nun kedileri Levin ile Kitty'i de. (İsimlere dikkat!)

Sonra bir gün, kim bilir kaçıncı kez okumak üzere Anna Karenina'yı elime aldığımda ilk cümlede Bay Ozu ve Renée'yi görüp gülümseyeceğim.


Muriel Barbery-Kirpinin Zarafeti

(L'élégance du hérisson)

Turkuvaz Kitap

Çev: Işık Ergüden

11 Ekim 2013 Cuma

All hail the king!

"Mavi" sözcüğünün bile beni hüzünlendirdiği 1 haftayı geride bıraktık ama galiba sakin şekilde bahsetmeye hazır değilim hâlâ. Bu sadece bir saygı duruşu.


Aşağısı spoiler dolu, izlemediysen ama izleyeceksen ne yapman gerektiğini biliyorsun.

*SPOILER*
*SPOILER*
*SPOILER*





HEISENBERG!!!






Six Feet Under'dan sonra hiçbir dizi yeterince iyi değildi, şimdi bir de Breaking Bad var yanında. Sanırım bundan sonra dizi izlemesem de olur.


10 Ekim 2013 Perşembe

Uyuyan Adam



Gözlerim yanıyor, uykusuzluktan mı yoksa saatlerdir okuyor olmaktan mı bilmiyorum. Uyuyan Adam'ın son sayfasını okudum az önce. İlk sayfasını okuyalı da 1-2 saatten daha fazla bir zaman geçmedi.
Üşüdüm.
Hayatına dair her gün yeni bir şey öğrendiğim Perec'i düşündüm.
Uyuyan Adam'ı.
Uyumak istedim.
Suçlu hissettim.

Perec'in kaç yıldır sonsuz uykusunda olduğunu düşündüm. Yine üşüdüm. Ona dair okuduğum her şeyi düşündüm. Henüz okumadığım kitaplarını düşündüm, gülümsedim.

Yazmak istedim. Perec'e dair yazacağım yüzlerce sayfayı düşündüm, bir daha gülümsedim. Hep yazma isteği duymama sebep olan adamın yazacağım belki de en ciddi satırların (şimdilik!) esas konusu olması fikri hoşuma gitti. 

Biter bitmez tekrar okumak istedim her satırını. Sarılmak istedim sonra. Evet! Bir kitaba! Hiçbir satırın altını çizmedim, kitabın isminin altına hayali bir çizgi çizdim düşünebildiğim en kalın uçlu kalemle. Kitabı masama en yakın rafa bıraktım usulca. Çünkü biliyorum ki yakın zamanda tekrar buluşacağız...


5 Ekim 2013, saat 02:11

Georges Perec - Uyuyan Adam (Un Homme Qui Dort)
Metis Yayınları
Çev: Sosi Dolanoğlu

(Yazıya eklemek için görsel ararken denk geldim: http://dicleondes.blogspot.com/2013/02/3-4-gunluk-ozet.html )

8 Ekim 2013 Salı

Sonbahar Notları



* Bu notların sonbaharla hiç ilgisi olmayacak. Neyse...

* Hemen biten eylül ayı yapmışlar. Bugün de 1 saat gibi geçen bir adet 2.5, bir adet 3 saatlik zaman dilimi gördük. Oluyor böyle şeyler.

* Kahvenin içine tarçın ve zencefil atmayı akıl eden kişi, canımsın! Karlı romantik komediler gibi, tumblr hayatı gibi, en güzel kitabın ilk sayfasını 35. kez okuduğun an gibi, battaniyeye sarılıp uyumak gibi...

* "ve bir gün bunlar bize anlamsız geldiği zaman
söylenmiş her söz bize pişmanlık verecek o an
ama unutma yattığımda ve kalktığım zaman
zamanı ellerimde tuttuğumu sandığım her an
inanmak üzülmekse biraz üzül, bana inan
aklımda hep sen olacaksın!" günlerdir söylediğim şarkının sözleri... (Ars Longa)

* Sahaf Festivali yine çok güzel, mis gibi kitap kokuyor her yer!

* Ekim ayı canım Hakan Günday'ın yeni kitabını getirecek. Canım Cenk Taner'in hem yeni kitabını hem de hiçbir yerde bulamadığımız ilk kitabını getirecek. Bir de albümünü... Keşke kötü hiçbir şey getirmese de gülümseyerek hatırlasam bu yılın bu ayını.

* Biri bir yıl sonra nerede ne yapıyor olacağımı söylese hayat daha kolay olur muydu?

* Varlıkları sadece can sıkıntısı getiren arkadaşlarımı bile hayatımdan çıkaramıyorum, akraba versiyonlarından kurtulabilir miyim hiç?

* Ben mutlu olduğumda herkes mutlu olsun istiyorum. Ben mutsuz olduğumda da mutlu olsunlar tabii de ben o dönemler pek fark edemeyebilirim çevremde olan biteni.

* Biliyorsunuz ki can sıkıcı şeyler hep üst üste gelir.

* "Senin okulun hâlâ bitmedi mi yeeaaa" sorularında ağızlara yapıştırmak için yanımda terlik taşıyacağım. (Okulum tam olması gerektiği zamanda bitti, sonra bir süre çalıştım, sonra mutsuz oldum, yüksek lisansa başladım, kendi eğitimim dışında bir alan olduğu için bir yıl hazırlık senesi geçirdim, bir yıl ders aşaması, şimdi de tezdeyim. Her şey yolunda. Hayatımda hiçbir şeyi olması gerektiğinden daha uzun sürede bitirmedim, kendimi seviyorum. İşin eğlencesinin uzatmakta olduğunu söyleyen insanları anlarım tabii, insanlar birbirine benzemiyor sonuçta, aynı şeylerden hoşlanmalarını da bekleyemeyiz. Neyse. Her şey olması gereken hızda ilerliyor ama insanlar an-la-mı-yor. Ayrıca neden eğitim hayatımı devam ettiriyorum ki, gitsem çok süper para kazansam daha ne isterim ki yani, di mi? "Yav he he" kalıbı nereden çıktı bilmiyorum ama bu insanlara söylenecek tek şey bu.)

* Her şeyi zamanında bitirmeyi seviyorum, çünkü başlangıçlara bayılıyorum! Ayak bağı olmasınlar, zamanında bitsinler ve yeni şeylere başlayayım. Şimdiki uğraşlarım da bitince başka şeylere başlayacağım muhtemelen. Yeni heyecanlar...

* Kulağının arkasına sigara koymuş bir kız gördüm bir alışveriş merkezinde. Genç kızlarımız bu erkekleşme işini çok abarttılar. Kadınları aşağılayan küfürler, erkek giysileri, kabadayı ağzıyla konuşmalar... Hiçbirini anlamıyorum. Ama kulak arkası sigara, olayı bambaşka bir boyuta taşıdı gözümde.

* Başkalarının hayatlarını taklit ederek yaşamaktan yorulmayan yaşını başını almış insanlara üzülüyorum. Sonra "Bana ne be!" diyorum, "Akıllarını başlarına toplasınlar, ben niye üzülüyorum ki?!"

* Bu ara birazcık sinirliyim. Birazcık, hı hı.

* Yaz biter bitmez kış gelmesin. Kış mevsimini deliler gibi seviyorum ama biraz beklesin. Sonbahar yılın en güzel mevsimi, biraz tadını çıkaralım!

* Merak ediyorum.

* Türkiye'de kadın olmak her gün biraz daha zorlaşıyor, farkında mısınız?

* Aklı başında geçinen pek çok insanın bu konulara girildiğinde ergenleşmesi ve "Asıl erkek olmak zor yeaa," demeye başlaması cinayet sebebi olabilir. Neyse ki ben sakin bir insanım.

* Despicable Me 2 geldi sonunda, izleyin, mutlu olun. Ayrıca minion ordumu kurmaya başladım, bilginiz olsun. Dünyayı ele geçirme planımı bir adım daha ileri taşımış durumdayım.

* Soğuk havalar sadece bol miktarda tüketilecek çay-kahve için bile sevilir. (Sıcakta da içiyoruz ama soğukta tadı bir başka!) Çay-kahve yetmediyse battaniye verelim? Salep? Tarçın? Kestane? Kar?

* Yarın mutlu olun. Sonraki gün de, sonrakinde de...