1 Ağustos 2014 Cuma

Kısacık-46

* Bu yazı tam 7 aydır taslaklarda bekliyor.

* Fransız milletinin Les Revenants diye şahane bir dizisi var. Biraz gıcık insanlar oldukları için bu şahane dizinin ikinci sezonunu henüz çekmemişler ve bu durum beni fazlasıyla üzüyor ama neyse. (Dizinin imdb sayfası) Mogwai imzalı nefis müzikleri, abartıdan uzak senaryosu, özenle oluşturulduğu belli olan karakterleriyle daha ilk bölümden sevmiştim bu diziyi. Bu arada ABD versiyonu da hemen geldi tabii: Resurrection. Drama dozunun abartılması ve hatta zaman zaman duygu sömürüsünde son noktaya ulaşılmasıyla epey sinir bozucu bir uyarlama olmuş. (Tabii sadece ilk bölümü için bunu söyleyebilirim, devamını izlemedim. Belki toparlamışlardır kendilerini.) 

* Matthew Perry Cougar Town'da Courteney Cox'a konuk oldu ve yine gözüme bir şey kaçtı. Geçen yıl Courteney Go On'a geldiğinde de böyle olmuştu. Hele Matthew Perry çekimlerde "Monica" deyince...

* Go On dizisini iptal edeni de hiç affetmeyeceğim bu arada. Mr. K :(

* 3 ayda bir "Friends'in devamı çekilecekmiş," haberini yayan adama kızıyorum, milyonlarca kez yalanlanmasına rağmen inanıp paylaşan adama daha çok kızıyorum. Sen inanıp paylaşmasan ve adamın sitesine tıklamasan o adam o haberi yapmaktan vazgeçecek. O haberleri görünce heyecanlanmayı bırakalı çok oldu, sadece ne kadar özlediğimi düşünüp üzülmeme sebep oluyorlar. :-/

* Müziği ve insanları birbirinden ayırmak akıllıca bir iş. Neydi o öyle, x grubu bilmem kim çok severdi diye o grubu duyunca koşarak mekandan kaçmalar...

* Hayatımda can sıkan şeylerin yaşandığı tüm dönemlerde varlıklarıyla işleri kolaylaştıran insanlar oluyor. İyi de oluyor. Tez canımı sıkıyor, iş konusu canımı sıkıyor, ne yapacağımı bilmemek canımı sıkıyor. Delirmeye yaklaştığımı hissettiğim anlarda Selin ve Cüneyt ortaya çıkıyor. Canlarım. Bu dönemin süper kahramanları onlar. Yazınsal çevirinin inceliklerini öğrenmek üzere bir araya gelmiştik biz, 6 güzel yazarla boğuştuktan sonra bu hale geldik. Çeviri konuşuyoruz, edebiyat konuşuyoruz, tez konuşuyoruz, havadan sudan konuşuyoruz, dünyayı kurtarıyoruz... 

* "Çokluğunda kayboldum," diyor ya, işte o çok acayip bir şey. (Cenk Taner-Hep Yarın Olsun)

* Yıllar evvelkinden farklı düşündüğümüz için bizi yargılayan sözde yakın arkadaşlardan bıktım.
Lütfen yok olur musunuz?
Teşekkürler...

* Bizi "insan" yapan şeylerden biri de bu değil midir? Tabii ki değişeceğiz. 7 yaşındayken hayalini kurduğum mesleğin, 16 yaşındayken aşk sandığım şeyin, 20 yaşındayken doğru sandığım milyonlarca saçmalığın peşinden koşmaya devam mı edeyim sırf "Eskiden böyle demiyordun amaaaa,"larınızdan kurtulmak için?

* Sürekli yalan söylemesiyle tanınan bir arkadaşım güvendiği birinin kendisine yalan söylediğini öğrendiğinde "Herkesi kendim gibi sanıyorum," demişti. (Gözlerini kısıp uzaklara dalmış mıydı ya da sigarasından derin bir nefes çekmiş miydi hatırlayamadım ama tam da öyle bir andı işte.) Herkes senin gibi işte, hepsi yalan söylüyor. Yanılmamışsın yani. Hani doktorum diyor ya: "Everybody Lies."

* House of Cards güzel. İzlemeye seçim zamanı başlama hatası yapınca bir süre ara verdim ama güzel. Elementary var bir de bu ara hayatımda. Canım Jonny Lee Miller, çok güzelsin! 

* Sevmediğim türden insanları hayatıma dahil etmemeyi hâlâ öğrenemedim. Bu gidişle de öğrenemeyeceğim. Şu konudaki hatalarımdan ders alabilsem keşke.

* Kendime tişört almaya çalıştım, bulduğum her şeyin üzerinde kedi olunca vazgeçtim. Kediye tapma modası bitince beni uyandırın, olur mu?


* Çok sevdim: http://vimeo.com/90858660 Üstünden epey zaman geçtiği için büyük ihtimalle görmüşsünüzdür ama yine de burada dursun.
(Usual Suspects'i deliler gibi sevdiğimiz inkâr edecek değiliz.)

* Bazen ortaya konuşuyormuş gibi yapan birinin aslında sana laf sokmaya çalıştığını anlarsın. Gülersin. Çünkü böyle şeyler için fazla büyümüşsünüzdür. İşte öyle bir şey... :)

* Eskiden çok kızardım. Cevap verme ihtiyacı duyardım. Birden değiştim. Şimdi sadece bir anlığına kızıyorum, sonra önemsemediğimi fark ediyorum. Hayat kısa. :)

* Kitaplı fotoğrafları çok seviyorum. Sık sık bu türden fotoğraf paylaştığım için arkamdan konuşan oluyordur illa ki. Başkaları için söyleyen bana da söylüyordur. Benimle başkasının dedikodusunu yapanın başkasıyla benim dedikodumu yapması gibi bir durum bu. Kaçınılmaz.


* Kitaplı fotoğrafların sevmediğim bir türü var. Hani bazı hemcinslerim vücutlarının herhangi bir bölümünü göstermek istiyorlar ama doğrudan o şekilde bir fotoğraf paylaşmayı da istemiyorlar, ilgili fotoğrafın bir köşesine bir kitap sıkıştırıyorlar. Ancak çok dikkatli baktığınızda o kitabı görebiliyorsunuz. :) İşte bunu sevmiyorum.

* Bazı zamanlar günler 48 saate çıkmış gibi oluyor. Yapmak istediğin her şeyi yapıyorsun ve düşündüğünde o kısa döneme o kadar şeyi nasıl sığdırdığını anlamıyorsun. Temmuz ayı böyle geçti işte.

* Sevmediğimiz biri yaptığında dalga geçeceğimiz şeyleri sevdiğimiz biri yapınca "Aslansın, kaplansın," dememiz ikiyüzlülükte son nokta değildir, daha beteri de vardır muhakkak. Ama sıralama yapacak olsak ilk 10'a girebilir. Arkadaşlıkların buna dayanması ve bu duruma son verdiğinizde o arkadaşlığın da son bulması çok çirkin. 

* Buna dayanmayan dostluklar da var. Birbirlerine karşı dürüst olabilen güzel insanların sayısı çok fazla değil tabii.

* Kış boyunca "Yaz gelsin yeaa," diye söylenip duran arkadaşlar bu yazın herhangi bir gününü düşündükleri an söylenmekten vazgeçerler umarım. Diğer 3 mevsimle ilgili bir sıkıntım yok ama böyle sıcak olmaz, olmamalı, olmasın.

* Bir gün blog yazmaktan ne kadar soğuduğumu fark ettim. Kendi kendime artık yazmama kararı almıştım. Şenlik listeleri dışında bir şey yazmayışımın sebebi buydu. "Artık yazmayacağım," konulu yazıların %95'inin "Biraz ısrar edin, ilgiye ihtiyacım var," anlamı taşıdığına inandığım için öyle bir yazı da yazmadım tabii ki. O geçen zamanda facebook/instagram/twitter/mail üzerinden öyle tatlı mesajlar aldım ki kendimi yine blogger kontrol panelinde buldum. Bir yerlerde hiç tanımadığınız birilerinin sizi anladığını ve önemsediğini bilmek çok güzel. 

Çok güzelsiniz sevgili insanlar!



0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?