28 Aralık 2014 Pazar

2014 - Kitaplar (2)

Devam...

Şeyler - Georges Perec 5/5


Perec "Nesnelerin bizim üzerimizde uyandırdığı büyülenme üzerinde söylenebilecek her şeydir," diyor Şeyler'i anlatırken. Jérôme ve Sylvie'yi anlatırken 60'ların hikâyesini, Fransız toplumunu anlatıyor; bizi, hepimizi anlatıyor bir yandan. Bugünü, dünü...

"Oysa her şey ne kadar da tanıdık..."

Hobbit ve Felsefe 4/5

Felsefe deyince çok derin (ya da sıkıcı veya anlaşılmaz. Felsefe deyince pek çok insan bu tür şeyler söylüyor ya hani.) şeyler beklemeyin, liseye gitmiş ve felsefe dersini biraz dinlemiş herkesin az çok bildiği şeyler var kitapta. Okuduğu kitapta açık açık görünenlerden daha fazlasını keşfetmeye çalışan okurlar için keyifle okunacak bir kitap. Eh bir de Tolkien'ın dünyasını seviyorsanız hiç düşünmeden alıp okuyun derim ben.

İstanbul Kırmızısı - Ferzan Özpetek 4/5

Ferzan Özpetek'in bazı filmlerine sarılmak istiyorum. O nasıl olur demeyin ama. :)

Ferzan Özpetek seviyorsanız bu kitabı seveceksiniz. İstanbul'u da seviyorsanız bu kitabı daha fazla seveceksiniz. Gezi'ye karşıysanız, Emek Sinemasının AVM'ye dönüşmesi hakkında "Ama..." diye başlayan cümleler kurabiliyorsanız bu kitabı okumayın. Tam da o dönemlerde geçiyor olaylar ve biz Ferzan Özpetek'i biraz daha fazla seviyoruz bunun üzerine.

Firmin: Hümanist Entel Serseri - Sam Savage 4/5

Konusu "kitaplar" olan kitapları seviyorsanız okunacaklar listenize eklemelisiniz. Bir kitapçının bodrumunda 13 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelen fare Firmin, 12 kardeşinin arasında beslenmekte zorlanınca kitapları yemeye başlar. Okumayı öğrenir. Yazmaya başlar. Kitapların tadını merak eden okurlara Firmin'le tanışmayı öneririm. :) Çok eğlenceli ve basit görünüyor, en azından "kitap yiyen fare" fikri bana öyle görünmüştü ama yer yer çok üzücü ve bununla birlikte yer yer fazlasıyla düşündürücü bir hikâye anlatıyor size Sam Savage. Zaman ayırmaya değer mi? Bence değer.

Roman Gibi - Daniel Pennac

Zamanın birinde öğrencilerime Wuthering Heights'i okutuyorum. Ben okuyorum, onlar dinliyor. Sonra onlar okuyor, ben dinliyorum. Anlamaya çalışıyorlar, sorular soruyorlar. İlk başlarda istekliler ama çok ilgili görünmüyorlar. Biraz ilerledikçe "Bugün bir sayfa daha okusak mı hocam?" soruları başlıyor. Konuşuyoruz uzun uzun. Bir gün kendimizi karakterlerin dedikodusunu yaparken bile buluyoruz. 

Daniel Pennac "Pedagojik amaçlarla kullanmayın!" uyarısıyla başladığı kitabında okumaya meraklı olmayan öğrencilerinin birer okura dönüşmesini anlatırken o günleri hatırlayıp gülümsüyorum. 

Bu kitabı hep çok seveceğim. Ne zaman sevmediğim bir kitabı bitirmek için kendimi zorlasam Pennac'ın sıraladığı okur haklarını düşünüp yeni bir kitaba geçeceğim. (Ben kitapları yarıda bırakmazdım hiç. Artık olmuyorsa bırakıyorum, sorumlusu Pennac. :) Eksik olmasın!)

Gillian Flynn - Gone Girl 4/5

Ben bunu okuyalı çok zaman olmuş gibi geliyordu yahu!
Gone Girl keyifle okuduğum ve zekice yazıldığını düşündüğüm gayet hoş bir roman. Sinema uyarlamasını da çok sevdim. İkisini de önereceğim ama önce kitabı okuyun tabii.

(Türkçe çevirisinin iyi olup olmadığı hakkında fikrim yok.)

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino 5/5

Oulipo başkanı Paul Fournel şöyle bir anısını anlatır ve ben kıskançlıktan ölürüm:

"Hiç unutamadığım bir gün vardır. Perec gelip bir projeden bahsetmişti, bir binanın içinde geçen bir romandan. Daha sonra Calvino da bir başka projesini anlattı. Birkaç saat içinde dinlediğimiz bu iki projeden yüzyılın en önemli romanlarından olan Yaşam Kullanma Kılavuzu ve Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu çıktı."

Maximillian Ponder'ın Muteber Beyni - J. W. Ironmonger 4/5

Adı çok güzel. Adının üzerine tıklayıp Goodreads sayfasına bakarsanız konusunun da fazlasıyla ilgi çekici olduğunu göreceksiniz. Peki kendisi? Kendisi kesinlikle farklı. Birbirine benzeyen romanlardan bunaldıysanız...

Deli Kadın Hikâyeleri - Mine Söğüt 5/5

Bu yıl okuduklarım arasında en sevdiklerimden bir diğeri bu. Dilini mi, Mine Söğüt'ün kendine has o karanlık üslubunu mu yoksa anlattığı hikâleyeleri mi daha çok sevdim bilmem ama mümkün olsa sevdiğim herkese bu kitabı okuturdum. Her defasında ben de onlarla birlikte okurdum. (Aslında Madam Arthur Bey'den sonra neyle karşılaşacağımı az çok tahmin de ediyordum elbette.)

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü - Etgar Keret 5/5

Söyleyeceğim tek şey şu: BAYILDIM!

Özellikle kitaba adını veren öyküyü daha fazla sevemezdim herhalde. Meraklısına not:  Kıymetlimiz Wristcutters'ın uyarlandığı öykü de bu kitapta.

Mavi Tilki - Sjon 4/5

İncecik kitap beni daha ilk sayfasından alıp İzlanda'ya götürdü, her bir sayfasını karların altında ve o tarifsiz sessizlikte okudum sanki. Bu kitabı nasıl anlatırım ya da kime tavsiye ederim bilmiyorum. Belki bana yaptığı gibi bir gün sizin de bir sahafta karşınıza çıkar, merak eder alırsınız, yıllarca kitaplığınızda bekletir ve bir gün okuduğunuzda donar kalırsınız...

Şimdiye dek bir kitapta okuduğum en güzel cümlelerden birini yazmış Sjon: "Evreni gördüm! Şiirlerden yapılmış!"

Ninni - Chuck Palahniuk 4/5

Ninni; Dövüş Kulübü, Tıkanma ya da Gösteri Peygamberi kadar şahane bir Palahniuk kitabı değil ama iyi bir Palahniuk kitabı. Yazarı ilk kez okuyacaksanız saydığım üç kitaptan birini öneririm. Onları okuyup sevdiyseniz muhtemelen Ninni'yi -onlar kadar olmasa da- seveceksiniz.

Katip Bartelby - Herman Melville 5/5

Okuma konusunda zevklerin farklı olması kaçınılmaz ama bazı kitapları keşke okumayı sevdiğini söyleyen herkes okumuş olsa diyorum. Katip Bartelby onlardan biri.

Bayan Jean Brodie'nin Baharı - Muriel Spark 4/5

Baharının hiç bitmeyecekmiş gibi görünen günlerindeki Bayan Brodie'den yer yer nefret ettiğiniz, bazen ona acımaktan kendinizi alamadığınız bu ince roman sıradan öğretmen-öğrenci ilişkilerinden fazlasını vermeyi vaat ediyor okura ve bence bunu başarıyor. Muriel Spark'ın Jean Brodie için hissedeceklerimizin kararını bize bırakması kitapta en sevdiğim şeylerden biri oldu. Herhangi bir karakteri sevmeye ya da ondan nefret etmeye zorlayan yazarlardan bıktım.

Noel Baba'dan Mektuplar - Tolkien 5/5

Bu yılın 160. kitabı. Ailede bir Tolkien bulunmamasının acısını hissettim yine. Ailemi seviyorum ama bir tane de Tolkien olsa ne olurdu ki...

Bu beş yıldız metnin kendisine. Türkçe çevirisine ve baskıya bir okur olarak vereceğim puan da çok kötü, çeviri alanında 
(hem mesleki hem de akademik anlamda) çalışan biri olarak vereceğim puan da çok kötü. Yan sayfada Tolkien'ın el yazısıyla verilen mektupta gördüğünüz bazı şeyleri mektubun çevirisinde görmemek, anlamı ciddi şekilde değiştiren çeviri hatalarına sık sık rastlamak gibi konular rahatsız edici. Tolkien'ın üslubunu bilmemek sorunu da göze çarpıyor. "Her iki dile olan hakimiyeti üst düzey olabilir belki ama böyle olsa da 17 yaşındaki bir insanın yazınsal birikimi nedir ki yazınsal çeviriye, üstelik çocuklara yönelik yazılmış bir Tolkien metninin çevirisine kalkışabilir?" sorusu da yeterince tartışılmış. Ben bir daha bahsetmesem de olur.

En küçük öğrencilerim 7-8 yaşındaydı. Ben bu çeviriyi bu haliyle onlara okutmazdım. Bir gün çocuğum olursa ona da okumam.

Son sıkıntımız aynı zamanda en önemlisi: Sansür.
Birkaç ay önce sosyal medyada dolaşan bir fotoğraf epey alay konusu olmuştu. Victor Hugo'nun "Karanlık bir zemin üzerinde doğunun bir çalı gibi karışık ve şekilsiz harfleri..." diye başlayan cümlesine editör şöyle bir notla yanıt vermişti:

"Halt etmişsin sen! Senin harflerinde estetik bir düzen olsaydı, senin medeniyetinde de hat sanatına benzer bir yazıya dayalı sanat dalı ortaya çıkardı!"

Hepimiz güldük. Ben buraya yazarken yine güldüm mesela. Aslında acıklı, hatta belki biraz da hastalıklı bir durum bu ama neyse.

Mektuplar'a dönüyorum. Osmanlı göndermesini metinden çıkarmak, bu konuda da "Düşüncesizce tekrarlanan dinsel bir ön yargı" yorumu yapmak bana tam da yukarıda yazdığım durumu hatırlattı. Bir başka konuda yapılmış Almanya göndermesine "Aa orada haklı!" demekse işi daha vahim yaptı. İki olayı bir tutmuyorum ama çocuğu ön yargılardan koruyacaksak, Tolkien'a ırkçı bunak muamelesi yapacaksak iki konuda da yapalım. Metni bir çocuğu okutacağız biz. "Bu haksızdı sildik, bu haklıydı bıraktık," dediğinde o çocuk Almanya'dan nefret etmenin normal olduğunu benimsemeyecek mi? Farklı yaş gruplarından 2000'den fazla çocuk tanıdım ve biliyorum ki bu açıklama o çocukların büyük kısmının gözünde bir tarafa duyulan nefreti haklı yapacak (Bugün yaşayanlar söz edilen olay gerçekleştiğine doğmamış olsalar da "suçlu" görülecekler, çünkü ırkçılık böyle bir şey.) Herhangi bir sansür yapılmasa ve sonuna o açıklama eklenmese ne olacaktı? O çocukların büyük kısmı o tarihleri sorgulamayacaktı bile...

Kaldı ki esas sorun bu da değil. (Ne çok sorun var di mi?) Doğru bulmadığın bir şeyi nasıl metinden çıkarırsın? Sana ait olmayan bir metinden! O metin Tolkien'ın metni, doğrularıyla ve yanlışlarıyla Tolkien'a ait. Ben Tolkien'ın metnini alıp başka bir kültüre taşıyacaksam günahıyla sevabıyla taşırım, nasıl yazılmışsa öyle. Beğenmediğim yeri metinden çıkaramam. Ne yönden bakılırsa bakılsın kocaman bir yanlış bu! 

Celâl Üster'den iki alıntı yapıp isyanıma son vereceğim:

"Ama, Tolkien'ın Gulyabaniler'in Dünya'ya saldırmalarını '1453' yılına rastlatmasından hoşlanmıyorsanız, bunu Türklüğe karşı bir önyargı ya da bir komplo olarak görüyorsanız, o zaman kitabı çevirmezsiniz ya da yayımlatmazsınız, olur biter."

"Milliyet'in haberinden öğrendiğimize göre, Arif Çağlar (Çeviriyi yapan genç arkadaşın babası) daha da hoş (!) bir açıklama yapmış. "1453" tarihinin kitabın aslından da çıkarılması gerektiğini söylemiş. Tolkien öleli 30 yıldan fazla bir zaman oldu. Çağlar'ın önerisi nasıl uygulanacak, bilemiyorum! Ama benim de bir önerim var: Mirasçıları kabul ederse, Çağlar, Tolkien'ın yapıtlarını 'önyargı' açısından gözden geçirsin, düzeltsin!"

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?