18 Aralık 2014 Perşembe

One Last Time

Hobbit'i okumamış olanlar için spoiler var, gerisi için endişelenecek bir şey yok. Film hakkında bir yazı da olmayacak bu. Hissettiğim şeyleri anlatacağım kısaca.

86'da doğdum, 89'da okumayı öğrendim, 90'dan beri sürekli kitap okuyorum. Bu durum sizi ilk başta ilginç bir çocuk yapıyor. İstemediğiniz şeyleri yapma karşılığında talep ettiğiniz rüşvetin yeni bir masal kitabı olması oyuncak isteklerine alışmış yetişkinlere komik gelebiliyor. Ders aralarında düz çizgilerle sayfasını doldurma işini bitirmeye çalışan arkadaşınıza yüksek sesle kitap okurken bir anda çevrenize tüm sınıfın toplanmasıyla 7 yaşında bir masalcı teyzeye dönüşebiliyorsunuz. Öğretmen sınıfa girdiğinde geveze bir sınıf arkadaşınızın "Örtmeniiiim, Selin okuyabiliyoooo!" diye bağırmasıyla işler daha komik bir hal alabiliyor. 

Biraz daha büyüyünce sıkıcı arkadaş oluyorsunuz, çünkü son sayfalarını okumakta olduğunuz kitaptan ayrılmak istemediğinizden dedikodu yapmak için arkadaşınız aradığında telefonu açmıyorsunuz ya da boş derste sınıfın diğer tarafında süren eğlenceye katılmak yerine Dostoyevski'nin dünyasında olmayı seçiyorsunuz.

Dedikodu/eğlence bir yandayken diğer tarafta okumayı seçmekten bahsedişim karşıdakileri sığ insanlar olarak görmek gibi anlaşılmasın. Söz konusu olan şey tercihtir sadece. Herkesin vaktini farklı şekillerde geçirmeyi seçmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Kitap okumayı seçenlerin sıkıcı bulunduğu zamanlardan birinde bir film izlemiştim. Sonra bir kitap okudum, sonra başka bir kitap, sonra başka bir kitap... Ardından 5 film daha. "Bir kitap okudum, hayatım değişti," demeyeceğim tabii. :) Yıl içinde okuduğu toplam 5 kitaptan en az ikisiyle hayatı değişen, 1 ay sonra kitabın neden bahsettiğini bile hatırlamayan insanlarla dolu internet alemi. Bu yazı öyle bir hikâyeyi anlatmıyor. :)

Çok fazla iyi kitap karşıma çıktı içinde bulunduğumuz güne dek. Şanslıydım belki ya da meraklıydım ve onlar da aramayı bilenlerin karşısına çıkmayı seviyorlardı. O kitaplar iyi/kötü bir şekilde etkilediler beni, bir şeyler öğrettiler, bir şeyler kattılar. Bu paragrafta anlatmaya çalıştığım şeyi Enis Batur Kitap Evi'nde anlatmıştı aslında. Oradan alıntı yapıp sonra devam edeyim:

"Bugüne dek, ne yazdığım kitapların ya da onlardan birinin, ne de okuduklarımın ya da onlardan birinin insanın yaşamını değiştirebileceğine inandım. İlki için kişioğlunun kibirle alıklığı, ikincisi içinse inançla alıklığı buluşturması yeterlidir. Bir avuç kitabın başımı döndürdüğünü, bir avuç kitabın başımı başka yöne döndürdüğünü söyleyebilirim. Dönerek okuduğum, yakamı bırakmamış kitapları kıdemli dostluk ilişkilerimle bir tuttum. Bütün kitaplardan öğrendiğimi, bazılarından daha derin şeyler öğrendiğimi her vakit dile getirdim. Gene de, milyonlarca sayfayı farklı amaçlarla, en azından her durumda birbirleriyle örtüşmeyen amaçlarla katederken bulduklarımı soracak olsalar, bilemem; bildiğim, bir satırdan ötekine giderken hep aramış olduğumdur - arayışın kuşların ötmeleri kadar anlamı öteleyen, bir başka varoluş biçimine dönüşmüş bir akıntı türü olduğunu gecikmeden kavradım. Bir de, genç sayılacak bir yaşta, yazmanın ve okumanın bir 'kurtuluş' olmadığını sezmiş olmakla övünürüm: İnsanın inanmasında bir gariplik görmem, buna karşılık, inandığına inanıyorsa, işte o açmazdan çıkışın yolu yoktur."

Ben "Bir yazar tanıdım, hayatım değişti," de demeyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve onun kurguladığı dünyada muhteşem dostlar edindim," diyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve onun dünyasında gerçek dünyada bulamadığım pek çok şeyi buldum," diyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve o yazar hem başımı döndürdü hem de başımı başka yöne döndürdü," diyeceğim. Ve diyeceğim ki: "Bir yazar tanıdım ve o yazar ileriye bakmayı ama tam zamanında geriye dönebilmek için arkaya da bakmayı öğretti." (Meraklısına not: Hobbit'in beyaz kapaklı Türkçe baskısı sayfa: 67 ya da ilk filmin ilk yarısında herhangi bir dakika. Kitabı açıp baktım ama filme bakmaya kalkarsam hepsini izlemeden kapatamayacağımı bildiğim için bakamadım. İkisinden birine bakmaya gerek duymadan Gandalf ve Thorin'in konuşmasını hatırlayanlar candır bu arada.)

17 Aralık, yani dün, son ziyaret günümüzdü. Elbette bu gerçek anlamda bir son değil, her hafta sinemaya gidip filmi ezberleyene kadar izleyeceğimi, daha sonrasında bulduğum her fırsatta Orta Dünya maratonları yapacağımı biliyoruz ama şimdilik son yeni filmimizdi ya; sağı solu yumruklayarak, bir şeyleri kırıp dökerek, bağırarak ağlama isteği duymadan edemiyorum. 

(İlk cümlede kitabı okumuş ama filmi izlememiş olanlar için minik bir spoiler var, önemsiz ama spoiler yine de. Söylemedi deme.)

Nefret edilesi aşk üçgeni, sinirimi tepeme çıkaran Tauriel karakteri, kısa kesilen Beorn bölümü, gereğinden fazla uzatılan Göl kasabası bölümü, bu hikâyede yeri olmayan Legolas, ölümüne kitaptakinden çok farklı bir anlam yüklenen Kili ve daha başka şeyler yüzünden duyduğum kızgınlık geçecek mi? Geçmeyecek. LOTR üçlemesinde kesilen önemli yerler ve filmde yer bulamayan karakterler yüzünden duyduğum kızgınlık bunca senede geçmediğine göre bu da geçmeyecek. Ama Peter Jackson'a ömrüm boyunca minnet duyacağım gerçeği de var diğer yanda. Başka bir yönetmen filmleri şu an olduğundan çok daha güzel yapabilir miydi bilmem ama Orta Dünya'dan bahsederken heyecanlanan, "son" derken sesi titreyen adamın bu filmleri bize getiren adam olmasından son derece memnunum. Yaşayan muhtemelen en büyük Tolkien hayranı Christopher Lee'nin hem kameranın önünde hem de senaryonun oluşturulma sürecinde bulunmasından memnunum. Kitapları her yıl tekrar okuyan bir adamdan söz ediyoruz şurada. :) (Tolkien'la bizzat tanışmış olması da ayrı tabii...)

Ömrüm oldukça tekrar okuyacağım kitaplar bırakmıştı bir adam ardında, bir başkası tekrar tekrar izleyeceğim filmler yaptı. Bu dünya çekilmez bir hal aldığında sığınabileceğim bambaşka bir dünyanın kapılarını açtılar. Bu bir kaçış/kurtuluş değil, farkındayım ama zor zamanlarda akıl sağlığını koruma konusunda çok yardımcı olduğunu inkâr edemem.

Karakterlerimizin tam anlamıyla oturmaya başladığı yıllarda Aragorn'u, Eowyn'i, Frodo'yu, Bilbo'yu, Gandalf'ı, Galadriel'i, Faramir'i, Samwise'ı, Thorin'i tanımasaydım ve o kitapları tekrar tekrar okuyup filmleri ezberleyene kadar izlemeseydim bugün başka bir Selin olacaktım. Başka kitaplardan etkilenecektim, başka dünyalar sevecektim, başka karakterler için deli olacaktım orası kesin ama hayat hikâyemin bu versiyonunu o kadar çok seviyorum ki diğer türlüsünde hep bir şeyler eksik kalacakmış gibi geliyor. 

2. filmden kızgın ayrılmıştım, içimden hiçbir şey yazmak gelmemişti. Bu kez salondan ayrılırken tek üzüntüm "son" olmasıydı. Ben bu tür işlerde hayranların yorumlarını daha çok önemsiyorum. Kitabı seven birinin söyleyeceği üç cümle, kitabı okumamış muhteşem bir sinema eleştirmeninin yazacağı 5 sayfalık değerlendirmeden daha önemli benim için, çünkü bunları sadece film olarak görmüyorum. Örneğin ikinci film sinema tarihinde yapılmış en iyi film olsa yine çok kızardım. Tolkien'ın hikâyeye dahil ettiği şeyleri gerektiğinde çıkarırsın, anlamaya çalışırım ama 9 saatte Beorn'a 3 dakikayı fazla görüp Tauriel-Legolas-Kili hikâyesine yarım saat ayırır, bir de üstüne çıkıp "Hikâye eksikti, biz tamamladık, böyle daha güzel oldu," deme densizliğini gösterirsen kızarım. (Yazar kadrosundan bir teyze dedi bunu.)

Orta Dünya'yı tanıyan, bilen ve benim kadar seven Hobbit kardeşlerim geçer not verdiğine göre bu film olmuştur arkadaşlar. Dağılabiliriz.

Beklerken fotoğraf çektim durdum. Bakmak istersen: http://instagram.com/slnsaracoglu/

3 kişi de demiş ki:

la petite mort dedi ki...

yazının içeriğinden bağımsız yorum:

maşallah. seksenaltıda doğdum seksendokuzda kakamı söyleyebilir durumdaydım. onlu sayıların nasıl yazıldığı konusunda en ufak bir bilgim yoktu. hala da tereddütlerim var.
muhtemelen o yıllarda kitap okumaya başlasaydım bugün hayatta olmazdım. neyse konu bu değil. nolur en azından seksenaltının ilk ayında doğup seksendokuzun son ayında okumayı öğrendiğini söyle. okuduklarını anlamaya başlaman da altı ay kadar vakit almış olsun. biraz olsun empati yapabileyim istiyorum.

Selin dedi ki...

Evet, aşağı yukarı öyle. 86 Ocak - 89 Eylül. Okuduklarımı anlamaya başlamam ne zamana denk gelir bilmiyorum tabii. Tek acelem de okuma konusundaymış zaten, geri kalan her şeyi ertelemişim, ertelemeye devam ediyorum. Okumak beni öldürmedi ama önce tuhaf bir çocuk, sonra daha tuhaf ("saçma" daha doğru belki.) bir yetişkin haline gelmemle ilgisi olabilir. Hatta bir gün muhtemelen delireceğim ve onunla da ilgisi olacak ama bugün değil.

Kitap Kurdu dedi ki...

Bu dünyada tek olmadığımı bilmek sevindiriyor beni. Çevremdekiler de bana dedikodu eğlencelerine katılmadığım için beni hep tuhaf buluyorlar. Ahh bir bilselerki, bu tutkuyu ve zevki. Sizin kadar erken olmasa okumayı öğrendiğim günden beri elimdeki kitapları tutkuyla bağlıyım. Sizi takibe aldım, goodreads'ten de :) Daha okuyacak çok kitabımız var.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?