31 Aralık 2014 Çarşamba

2015!


Geçen yıl istediklerimin büyük kısmı olmuş, bu da demek oluyor ki bu yıl yine istek listesi yapacağım!

Muhteşem bir yıl geçirdim diyemem tabii ki, zaten muhteşem bir yıl diye bir şey de yok. Çok üzüldüğüm, çok sıkıldığım, her şeyden nefret ettiğim, her şeyden umudu kestiğim günler var ama onlarsız olmuyor galiba.

Kötüleri yazmayacağım.

Benim annemin ailesi de babamın ailesi de Makedonya'nın aynı şehrinden gelmiş. Şu an da Balkan ülkelerinden gelmiş insanların yoğun olarak bulunduğu yerlerden birinde yaşıyoruz. Dolayısıyla hâlâ orada yaşıyormuşuz hissini yoğun olarak hissediyoruz. :) Yine de gidip görmekle aynı şey değil ve ben bu yaza kadar hep çok istemiş ama bir türlü gidememiştim. Bu yıl gittim. Annemden, babaannemden, anneannemden dinlediğim sokaklarda yürüdüm. Bizim jenerasyondan çok fazla insan, ruhunun hiç görmediği bir Avrupa ülkesine ait olduğuna inanıyor ve pek çok insan da bunu fazlasıyla sinir bozucu buluyor, biliyorum. :) Ama benim bahsettiğim durum bu değil.

Benim ailemin  bir kısmı 50, diğer kısmı 60'lardan sonra buraya gelmiş. Tüm ilkokul arkadaşlarımın aileleri gibi. Tüm komşularımız gibi. Bazıları 10 yaşındayken gelmiş, bazıları 50. O insanlardan hayatlarının o bölümlerini silmelerini ya da başka bir kültüre adapte olup bir anda bambaşka insanlar gibi davranmalarını bekleyemezsiniz. Düğünlerini oradaki gibi yapacaklar, misafirlerine oraya ait yemekleri sunacaklar, konuşurken arada size tuhaf gelen kelimeler kullanacaklar elbette. Böyle bir çevrede yetişmiş bir çocuğun kendini o kültüre ait hissetmemesini de bekleyemezsiniz. O çocuklardan biri olarak bu yıl o toprakları görmek, o caddelerde yürümek, annemizin çocukluğunu geçirdiği evin bahçesinde oturup komşularıyla sohbet etmek öyle harika bir histi ki her yıl tekrar gitme isteğinden kurtulamıyoruz.

Bir gün orada doğup büyümüş aile bireylerimizle birlikte gitmek bu yılın ilk dileği olsun.

Bu yıl başıma gelen diğer muhteşem şey Hugh Laurie! Türkiye'ye geleceğini duyan arkadaşlarımın hemen "Seliiiiiiiiin!! Hugh Laurie geliyormuş gördün mü?" diye mesajlar göndermeleri de ayrıca çok tatlıydı. :) (Tabii ben o zamana kadar biletimi çoktan almış da günleri saymaya başlamıştım.)

Deliler gibi hayranı olduğum insanların büyük kısmını takip etmeyi çoktan bıraktım. Hiç takip etmiyor değilim. Yine filmleri, dizileri, albümleri benim için öncelikli ama işler eskisi gibi değil. Bir tek Hugh Laurie konusunda değişmiyorum. Türkiye'ye geleceği haberini aldığımda aklımı kaçırabilirdim. :) (Hâlâ kaçırmadıysam...)

O akşamla ilgili bir yazı yazmaya başlamıştım ama bir türlü bitirmeye fırsatım olamadı. Belki aylar sonra okursunuz. Şimdilik söyleyeceğim şey: Ben 2014'te Hugh Laurie'yi gördüm, canlı canlı söylediği şarkılara eşlik ettim, şu an Hugh Laurie tarafından imzalanmış bir festival broşürüne sahibim! Bir Selin daha ne ister? :)

2015 dileklerimi sıralamaya başlıyorum:

- Sağlık, önce sağlık!

- İkinci sırada huzur var...

- Eksikliğini duyan herkes için aşk diliyorum. Aşk önemli. Ayrıca aşık olduğunuzda daha çekilir insanlar oluyorsunuz/oluyoruz.

- Tanıdığım bazı insanlar için akıl-fikir, onlar karşısında kendime de sabır diliyorum tabii. Her ikisini ülkedeki herkes için de diliyorum. Bir taraftakilere akıl-fikir, diğer tarafa sabır...

- Çok kitap, daha çok kitap, kitap, kitap, kitap!

- Güzel filmler, güzel diziler, şahane konserler...

- Yeni yılın 5. gününde yeni bir yaşıma gireceğim ama bu yılı pas geçmemiz gibi bir şansım var mı acaba? 2016'da yeni yaşıma girsem olmaz mı? (Yaşlandım. 29 oluyorum.)

- İş durumları güzel olsun mu? Olsun. Hepimiz için tabii.

- Tez durumları daha da güzel olsun! Yine hepimiz için. Yıl sonunda delirip kendimi doktora başvurusu yaparken bulursam o da güzel olsun ama biraz dinlenmeye ihtiyacım olduğunu hatırlarsam fena olmaz.

- Konuyu biliyorsun sevgili 2015. E hadi artık!

- 2016'ya yaklaşırken heyecanla istek listesi yazmam için bu listenin başarıya ulaşması gerek. Bilmem anlatabildim mi sevgili 2015?

- Daha az mutsuzluk. Bu da herkes için!

- Lotr, Friends, Star Wars, Batman, House temalı ıvır zıvırlara asla hayır demem :)

- Geçen yıl kar küresi istemiştim, 4 tane oldu. Eski yeni yıl kartlarından istiyorum şimdi. :)

- Daha az stres, daha az kabus...

- Tatlı anlar, dostlarla geçirilen güzel zamanlar, bilmediğimiz sokaklarda dolaştığımız günler, mutlu kahvaltılar...

Hepinize mutlu seneler!

28 Aralık 2014 Pazar

2014 - Kitaplar (2)

Devam...

Şeyler - Georges Perec 5/5


Perec "Nesnelerin bizim üzerimizde uyandırdığı büyülenme üzerinde söylenebilecek her şeydir," diyor Şeyler'i anlatırken. Jérôme ve Sylvie'yi anlatırken 60'ların hikâyesini, Fransız toplumunu anlatıyor; bizi, hepimizi anlatıyor bir yandan. Bugünü, dünü...

"Oysa her şey ne kadar da tanıdık..."

Hobbit ve Felsefe 4/5

Felsefe deyince çok derin (ya da sıkıcı veya anlaşılmaz. Felsefe deyince pek çok insan bu tür şeyler söylüyor ya hani.) şeyler beklemeyin, liseye gitmiş ve felsefe dersini biraz dinlemiş herkesin az çok bildiği şeyler var kitapta. Okuduğu kitapta açık açık görünenlerden daha fazlasını keşfetmeye çalışan okurlar için keyifle okunacak bir kitap. Eh bir de Tolkien'ın dünyasını seviyorsanız hiç düşünmeden alıp okuyun derim ben.

İstanbul Kırmızısı - Ferzan Özpetek 4/5

Ferzan Özpetek'in bazı filmlerine sarılmak istiyorum. O nasıl olur demeyin ama. :)

Ferzan Özpetek seviyorsanız bu kitabı seveceksiniz. İstanbul'u da seviyorsanız bu kitabı daha fazla seveceksiniz. Gezi'ye karşıysanız, Emek Sinemasının AVM'ye dönüşmesi hakkında "Ama..." diye başlayan cümleler kurabiliyorsanız bu kitabı okumayın. Tam da o dönemlerde geçiyor olaylar ve biz Ferzan Özpetek'i biraz daha fazla seviyoruz bunun üzerine.

Firmin: Hümanist Entel Serseri - Sam Savage 4/5

Konusu "kitaplar" olan kitapları seviyorsanız okunacaklar listenize eklemelisiniz. Bir kitapçının bodrumunda 13 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelen fare Firmin, 12 kardeşinin arasında beslenmekte zorlanınca kitapları yemeye başlar. Okumayı öğrenir. Yazmaya başlar. Kitapların tadını merak eden okurlara Firmin'le tanışmayı öneririm. :) Çok eğlenceli ve basit görünüyor, en azından "kitap yiyen fare" fikri bana öyle görünmüştü ama yer yer çok üzücü ve bununla birlikte yer yer fazlasıyla düşündürücü bir hikâye anlatıyor size Sam Savage. Zaman ayırmaya değer mi? Bence değer.

Roman Gibi - Daniel Pennac

Zamanın birinde öğrencilerime Wuthering Heights'i okutuyorum. Ben okuyorum, onlar dinliyor. Sonra onlar okuyor, ben dinliyorum. Anlamaya çalışıyorlar, sorular soruyorlar. İlk başlarda istekliler ama çok ilgili görünmüyorlar. Biraz ilerledikçe "Bugün bir sayfa daha okusak mı hocam?" soruları başlıyor. Konuşuyoruz uzun uzun. Bir gün kendimizi karakterlerin dedikodusunu yaparken bile buluyoruz. 

Daniel Pennac "Pedagojik amaçlarla kullanmayın!" uyarısıyla başladığı kitabında okumaya meraklı olmayan öğrencilerinin birer okura dönüşmesini anlatırken o günleri hatırlayıp gülümsüyorum. 

Bu kitabı hep çok seveceğim. Ne zaman sevmediğim bir kitabı bitirmek için kendimi zorlasam Pennac'ın sıraladığı okur haklarını düşünüp yeni bir kitaba geçeceğim. (Ben kitapları yarıda bırakmazdım hiç. Artık olmuyorsa bırakıyorum, sorumlusu Pennac. :) Eksik olmasın!)

Gillian Flynn - Gone Girl 4/5

Ben bunu okuyalı çok zaman olmuş gibi geliyordu yahu!
Gone Girl keyifle okuduğum ve zekice yazıldığını düşündüğüm gayet hoş bir roman. Sinema uyarlamasını da çok sevdim. İkisini de önereceğim ama önce kitabı okuyun tabii.

(Türkçe çevirisinin iyi olup olmadığı hakkında fikrim yok.)

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino 5/5

Oulipo başkanı Paul Fournel şöyle bir anısını anlatır ve ben kıskançlıktan ölürüm:

"Hiç unutamadığım bir gün vardır. Perec gelip bir projeden bahsetmişti, bir binanın içinde geçen bir romandan. Daha sonra Calvino da bir başka projesini anlattı. Birkaç saat içinde dinlediğimiz bu iki projeden yüzyılın en önemli romanlarından olan Yaşam Kullanma Kılavuzu ve Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu çıktı."

Maximillian Ponder'ın Muteber Beyni - J. W. Ironmonger 4/5

Adı çok güzel. Adının üzerine tıklayıp Goodreads sayfasına bakarsanız konusunun da fazlasıyla ilgi çekici olduğunu göreceksiniz. Peki kendisi? Kendisi kesinlikle farklı. Birbirine benzeyen romanlardan bunaldıysanız...

Deli Kadın Hikâyeleri - Mine Söğüt 5/5

Bu yıl okuduklarım arasında en sevdiklerimden bir diğeri bu. Dilini mi, Mine Söğüt'ün kendine has o karanlık üslubunu mu yoksa anlattığı hikâleyeleri mi daha çok sevdim bilmem ama mümkün olsa sevdiğim herkese bu kitabı okuturdum. Her defasında ben de onlarla birlikte okurdum. (Aslında Madam Arthur Bey'den sonra neyle karşılaşacağımı az çok tahmin de ediyordum elbette.)

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü - Etgar Keret 5/5

Söyleyeceğim tek şey şu: BAYILDIM!

Özellikle kitaba adını veren öyküyü daha fazla sevemezdim herhalde. Meraklısına not:  Kıymetlimiz Wristcutters'ın uyarlandığı öykü de bu kitapta.

Mavi Tilki - Sjon 4/5

İncecik kitap beni daha ilk sayfasından alıp İzlanda'ya götürdü, her bir sayfasını karların altında ve o tarifsiz sessizlikte okudum sanki. Bu kitabı nasıl anlatırım ya da kime tavsiye ederim bilmiyorum. Belki bana yaptığı gibi bir gün sizin de bir sahafta karşınıza çıkar, merak eder alırsınız, yıllarca kitaplığınızda bekletir ve bir gün okuduğunuzda donar kalırsınız...

Şimdiye dek bir kitapta okuduğum en güzel cümlelerden birini yazmış Sjon: "Evreni gördüm! Şiirlerden yapılmış!"

Ninni - Chuck Palahniuk 4/5

Ninni; Dövüş Kulübü, Tıkanma ya da Gösteri Peygamberi kadar şahane bir Palahniuk kitabı değil ama iyi bir Palahniuk kitabı. Yazarı ilk kez okuyacaksanız saydığım üç kitaptan birini öneririm. Onları okuyup sevdiyseniz muhtemelen Ninni'yi -onlar kadar olmasa da- seveceksiniz.

Katip Bartelby - Herman Melville 5/5

Okuma konusunda zevklerin farklı olması kaçınılmaz ama bazı kitapları keşke okumayı sevdiğini söyleyen herkes okumuş olsa diyorum. Katip Bartelby onlardan biri.

Bayan Jean Brodie'nin Baharı - Muriel Spark 4/5

Baharının hiç bitmeyecekmiş gibi görünen günlerindeki Bayan Brodie'den yer yer nefret ettiğiniz, bazen ona acımaktan kendinizi alamadığınız bu ince roman sıradan öğretmen-öğrenci ilişkilerinden fazlasını vermeyi vaat ediyor okura ve bence bunu başarıyor. Muriel Spark'ın Jean Brodie için hissedeceklerimizin kararını bize bırakması kitapta en sevdiğim şeylerden biri oldu. Herhangi bir karakteri sevmeye ya da ondan nefret etmeye zorlayan yazarlardan bıktım.

Noel Baba'dan Mektuplar - Tolkien 5/5

Bu yılın 160. kitabı. Ailede bir Tolkien bulunmamasının acısını hissettim yine. Ailemi seviyorum ama bir tane de Tolkien olsa ne olurdu ki...

Bu beş yıldız metnin kendisine. Türkçe çevirisine ve baskıya bir okur olarak vereceğim puan da çok kötü, çeviri alanında 
(hem mesleki hem de akademik anlamda) çalışan biri olarak vereceğim puan da çok kötü. Yan sayfada Tolkien'ın el yazısıyla verilen mektupta gördüğünüz bazı şeyleri mektubun çevirisinde görmemek, anlamı ciddi şekilde değiştiren çeviri hatalarına sık sık rastlamak gibi konular rahatsız edici. Tolkien'ın üslubunu bilmemek sorunu da göze çarpıyor. "Her iki dile olan hakimiyeti üst düzey olabilir belki ama böyle olsa da 17 yaşındaki bir insanın yazınsal birikimi nedir ki yazınsal çeviriye, üstelik çocuklara yönelik yazılmış bir Tolkien metninin çevirisine kalkışabilir?" sorusu da yeterince tartışılmış. Ben bir daha bahsetmesem de olur.

En küçük öğrencilerim 7-8 yaşındaydı. Ben bu çeviriyi bu haliyle onlara okutmazdım. Bir gün çocuğum olursa ona da okumam.

Son sıkıntımız aynı zamanda en önemlisi: Sansür.
Birkaç ay önce sosyal medyada dolaşan bir fotoğraf epey alay konusu olmuştu. Victor Hugo'nun "Karanlık bir zemin üzerinde doğunun bir çalı gibi karışık ve şekilsiz harfleri..." diye başlayan cümlesine editör şöyle bir notla yanıt vermişti:

"Halt etmişsin sen! Senin harflerinde estetik bir düzen olsaydı, senin medeniyetinde de hat sanatına benzer bir yazıya dayalı sanat dalı ortaya çıkardı!"

Hepimiz güldük. Ben buraya yazarken yine güldüm mesela. Aslında acıklı, hatta belki biraz da hastalıklı bir durum bu ama neyse.

Mektuplar'a dönüyorum. Osmanlı göndermesini metinden çıkarmak, bu konuda da "Düşüncesizce tekrarlanan dinsel bir ön yargı" yorumu yapmak bana tam da yukarıda yazdığım durumu hatırlattı. Bir başka konuda yapılmış Almanya göndermesine "Aa orada haklı!" demekse işi daha vahim yaptı. İki olayı bir tutmuyorum ama çocuğu ön yargılardan koruyacaksak, Tolkien'a ırkçı bunak muamelesi yapacaksak iki konuda da yapalım. Metni bir çocuğu okutacağız biz. "Bu haksızdı sildik, bu haklıydı bıraktık," dediğinde o çocuk Almanya'dan nefret etmenin normal olduğunu benimsemeyecek mi? Farklı yaş gruplarından 2000'den fazla çocuk tanıdım ve biliyorum ki bu açıklama o çocukların büyük kısmının gözünde bir tarafa duyulan nefreti haklı yapacak (Bugün yaşayanlar söz edilen olay gerçekleştiğine doğmamış olsalar da "suçlu" görülecekler, çünkü ırkçılık böyle bir şey.) Herhangi bir sansür yapılmasa ve sonuna o açıklama eklenmese ne olacaktı? O çocukların büyük kısmı o tarihleri sorgulamayacaktı bile...

Kaldı ki esas sorun bu da değil. (Ne çok sorun var di mi?) Doğru bulmadığın bir şeyi nasıl metinden çıkarırsın? Sana ait olmayan bir metinden! O metin Tolkien'ın metni, doğrularıyla ve yanlışlarıyla Tolkien'a ait. Ben Tolkien'ın metnini alıp başka bir kültüre taşıyacaksam günahıyla sevabıyla taşırım, nasıl yazılmışsa öyle. Beğenmediğim yeri metinden çıkaramam. Ne yönden bakılırsa bakılsın kocaman bir yanlış bu! 

Celâl Üster'den iki alıntı yapıp isyanıma son vereceğim:

"Ama, Tolkien'ın Gulyabaniler'in Dünya'ya saldırmalarını '1453' yılına rastlatmasından hoşlanmıyorsanız, bunu Türklüğe karşı bir önyargı ya da bir komplo olarak görüyorsanız, o zaman kitabı çevirmezsiniz ya da yayımlatmazsınız, olur biter."

"Milliyet'in haberinden öğrendiğimize göre, Arif Çağlar (Çeviriyi yapan genç arkadaşın babası) daha da hoş (!) bir açıklama yapmış. "1453" tarihinin kitabın aslından da çıkarılması gerektiğini söylemiş. Tolkien öleli 30 yıldan fazla bir zaman oldu. Çağlar'ın önerisi nasıl uygulanacak, bilemiyorum! Ama benim de bir önerim var: Mirasçıları kabul ederse, Çağlar, Tolkien'ın yapıtlarını 'önyargı' açısından gözden geçirsin, düzeltsin!"

2014 - Kitaplar



Bu yıla 80 hedefiyle başlayıp 160'la bitirdim. 160 kitap, 35.000 sayfa... Bir de incelediğim tezleri, makaleleri, Goodreads'e eklemediğim başka şeyleri düşününce aklıma bu yılın belki de en popüler karikatürü "Yalnız iyi yedik!" geliyor. Yalnız iyi okumuşuz. 2015'te daha çok okumak en büyük temennim tabii ama görünüşe göre 2015 yazarak geçecek. Olsun, o da güzel. :) (Okuduklarımın tamamı ve verdiğim puanlar şuradan görülebilir: https://www.goodreads.com/user_challenges/1049274 )

Geçen yıl okuduğum kitapların tamamına yakınını birkaç cümleyle de olsa anlatmıştım, bu yıl öyle olamayacak. En sevdiklerim ya da hakkında mutlaka bir şeyler söylemek istediklerimi yazacağım. Zaman zaman kitap tavsiyesi isteyen arkadaşlar oluyor, belki bu listeden onlara da sevecekleri bir kitap çıkar.

Kitap tanıtımı ya da değerlendirmesi değil kısa kısa yorumlar bulacaksınız aşağıda. Bilginiz olsun. Bir de kitapların isimlerine tıkladığınızda Goodreads sayfalarına yönlendirileceksiniz; yayınevi, dil, eğer çevirisini okumuşsam çevirmen adı, yayın tarihi gibi bilgileri orada görebilirsiniz. 

Fortunately, The Milk - Neil Gaiman 5/5

Okurken sık sık "Bir gün bir çocuğum olursa bu kitabı ona mutlaka okuyacağım," dedim. Çok tatlı bir hikâyeyi çok tatlı bir dille anlatmış Gaiman, kaç yaşında olursanız olun sevmemek çok zor. Gaiman kitaptaki baba kadar tatlı bir babaysa çocukları gerçekten çok şanslı. (Bildiğim kadarıyla Türkçe çevirisi henüz yok.)

Gadsby: A Lipogram Novel - Ernest Vincent Wright 2/5

Georges Perec'in Kayboluş'unun lipogram tekniğiyle yazılan ilk roman olmadığını biliyor muydunuz? Georges Perec elbette biliyordu. Bildiği için de kitabında bir karaktere Lord Gadsby V. Wright adını verip kendinden önce bu işi yapan yazara selam göndermeyi ihmal etmedi. :)

Gadsby, Kayboluş gibi bir lipogram ve kaybolan harfimiz yine aynı. (Lipogram, bir metinde belirli bir harfin ya da harflerin kasıtlı olarak kullanılmamasına verilen ad.) Bir kitap olarak tavsiye etmem, sıkıcı bir anlatımı var ve yazarın durmadan "Bak ben E kullanmadım, çok zor bir iş yapıyorum şurada," mesajı vermeye çalışması bir yerden sonra sinir bozuyor. Kayboluş, yazarı için çok daha zorlayıcı bir lipogram çalışması ve edebi yönden de değerli bir kitap, Gadsby ise yazarın önsözde ifade ettiği gibi çok fazla edebi kaygısı olmayan, en önemli derdi "e" harfini kullanmadan bir hikâye anlatabileceğini göstermek olan bir roman. Biçemsel denemelere, kısıtlamalara, Oulipo'ya meraklı okurlar daha eski bir örnek görmek isterlerse okuyabilirler. (İngilizce yazılmış, Türkçe çevirisi yok.)

Ölü Reşat - Aslı Tohumcu 5/5

Önce anlattığı hikâyenin güzelliğinden mi bahsetsem, Aslı Tohumcu'nun dili kullanışındaki ustalıktan mı bahsetsem, zekice kurgulanışından mı bahsetsem bilmiyorum. Okumaya başladığınızda takibi zor olacak izlenimi verse de Aslı Tohumcu hikâyenin içinde yolunuzu kaybetmenize hiç izin vermiyor, Adnan'ın peşinde adım adım dolaşıp onu Ölü Reşat'ın şerrinden korumaya çalışırken 40'lı yıllardan başlayıp bugüne nasıl geldiğinizi fark edemiyorsunuz bile. 

Benim 2014'te en sevdiğim kitaplardan biri oldu Ölü Reşat ve bundan sonra Aslı Tohumcu'yu yakından takip edeceğimden eminim.

"Biçemin yer yer anlatının önüne geçtiği romanları sevmeyenler beğenmeyebilir," demişti biri ama nerede okuduğumu hatırlayamadım. Ben de aynı fikirdeyim, onu da eklemeden geçmeyeyim.

Kara Sohbet - Amélie Nothomb 5/5

Bence Amélie Nothomb'un en iyi işlerinden biri. (Şimdiye dek okuduklarım arasında elbette.) Uçağın saatini beklerken yanınızda oturan adam sizinle konuşmaya çalışıyor, daha doğrusu sizi konuşmaya zorluyor. Geçmişte yaptığı iğrenç şeyleri anlatıyor size. Belli ki psikopat! Susmuyor, ne yaparsanız yapın susturamıyorsunuz. Bir zaman sonra sizi tanıdığını ve hayatınızdaki çok önemli bir olayın müsebbibi olduğunu öğreniyorsunuz. İşler hiç ummadığınız bir yere doğru gitmeye başlıyor.

Kitap işte bu konuşmadan ibaret. Amélie Nothomb'un her sayfada gerilimin dozunu biraz daha arttırmasıyla siz de okuma hızınızı arttırıyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. :)

Lev Tolstoy - Henri Troyat 5/5

İnsanların genelde sıkıcı bulduğu biyografileri ben romanlardan daha büyük bir heyecanla okuyorum. Ben de sıkıcı bir insanım ya, ondan herhalde.

984 sayfasının her satırı dolu dolu bir biyografi yazmış Henri Troyat. (984 sayfaya kaynakça ve notlar da dahil tabii ama kaç sayfa olduğunu bilemem şu an, kitap kütüphaneye geri döndü maalesef.) Tolstoy'un çocukluğu, gençliği, huysuz ihtiyar halleri... Ömrü boyunca taşıdığı çelişkileri, ailesine ruhen hep uzak kalışı, gelgitleri... Her anını kaydettiği günlüklerden Henri Troyat öyle muazzam bir biyografi çıkarmış ki saygı duymak dışında bir şey yapamıyorum.

Kitap elimdeyken zaman bulabilseydim "Şu yazara hayranmış,", "Diğer yazara çok özeniyormuş," türünden şehir efsanelerinin gerçek versiyonlarını listeleyecektim ama olmadı. İnternet bu konuda da gerçek bir çöplük. Kitabı edindiğim gün ilk işim bunu yapmak olacak. 

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç 5/5

Muhteşem! Aslı Tohumcu için yazdıklarımı tekrar edeceğim. Başlarken içinde kaybolacağınız hissi yaratan bir hikâye, hatta buradaki hikâye daha kalabalık ve zaman dilimi daha da geniş ama öyle zekice kurgulanmış, öyle ustalıkla anlatılmış ki yolunuzu bir an bile kaybetmiyorsunuz. 300 sayfa kitap yazıp 3 karakteri bile doğru dürüst tanıtamayan yazarları nasıl okuyayım bunun üstüne?

Önerirken kişi seçmiyorum, edebiyat seven herkesin bu kitapta sevecek bir şey bulacağına inanıyorum.

A Song of Ice and Fire - George R. R. Martin

Seriye başladım. Taht Oyunları, Kralların Çarpışması 1-2, Kılıçların Fırtınası 1 bitti. İlk kitap olan Taht Oyunları şimdiye kadar okuduklarımın en iyisi. Dizi başlayana kadar da diğerlerini okuyup bitirmeyi planlıyorum.

Bazuka - Murat Uyurkulak 4/5

Yıllardır okumayı istediğim halde bu kadar geciktirdiğim için kendime kızgınım. İyi ki "Şimdi okumam gerekiyormuş," tesellisi var. Murat Uyurkulak'ın anlatımına bayıldım. Tol ve Har 2015 listemde!

Golem ve Cin - Helene Wecker 3/5

Golem ve Cin galiba bu yılın en çok okunanlarından biriydi. Yazarın esas konunun etrafındaki hikâyelerle uğraşmaktan anlatacağı hikâyeye bir türlü giremediği hissiyle okunan 600 küsur sayfa... Okurken sık sık "Artık sadede gelecek misin?" dediğimi hatırlıyorum. 200 sayfada anlatılacak hikâyeyi 600 sayfaya yaymaya çalışmasa okurken daha çok keyif verebilirmiş.

Kitap Evi - Enis Batur 4/5

Öyle sanıyorum ki bu yılın en çok okunan kitaplarından bir diğeri bu. Paylaşımlarda çoğunlukla "Bütün kitapseverlerin okuması gereken kitap," ya da "bayılacağı kitap" türünden ifadelere rastlıyor ve açıkçası şaşırıyorum. Öncelikle kapağında tür bilgisi olarak "roman" yazsa da Kitap Evi alıştığımız romanlardan değil. Hatta gerçekten roman sayılıp sayılmayacağı dahi sorgulanabilir. Bunun yanında her okurun seveceğini garanti edemeyeceğim bir de üslup konusu var. Bir anda kendisine sakin bir yerde camdan yapılmış dev bir kitaplık miras kalması fikri her okurun hoşuna gidebilir (küçük bir kısmı kitaplara sevinir, daha büyük bir kısmı bu kitaplık sayesinde sosyal medyada çekeceği ilgiye sevinir...) ama "Hepsi sever mi?" derseniz ben "Hayır," derim.

Poulet aux prunes / Chicken with plums - Marjane Satrapi 5/5

Filmine bayılmıştım, okumasam olmazdı. Marjane Satrapi ile hâlâ tanışmadıysanız daha fazla gecikmeyin bence. Persepolis'ten başlayın elbette. (Türkçe çevirisi "Azrail'i Beklerken" ismiyle yayımlanmış ama çeviri konusunda yorum yapamayacağım.)

Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro 5/5

Çok gerçek. Çok üzücü.

Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi! - Georges Perec 5/5

Daha önce Perec okumamış birine tavsiye etmeyeceğim bu kitap kesinlikle harika. Kimin yazdığını bilmesem birkaç sayfa okuduktan sonra "Perec mi?" diye sorabilirdim. Ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yaklaşırken başınıza neler gelebilir? Kitabın başlangıcında verdiği şemayı tekrar eden ama her tekrarda çeşitli şeylerin değiştiği, yer yer yeni ve bazen tuhaf şeylerin eklendiği bir anlatıya dönüştüren Perec bir şey daha yapmış, metinde hiç noktalama işareti kullanmamış. Bu durumu başlarken yadırgamanız tabii ki mümkün ama tempoya alışmanız o kadar kısa sürüyor ki... Böyle bir işe girişmeyi düşünecek çok az yazar olabilir. Az satar, ilgi çekmez çünkü. Peki kaç kişi altından başarıyla kalkabilir? Bence o daha da az.

İntihar - Edouard Levé 4/5

Kitabın ana karakteri intihar etmeye karar veriyor ve sonrasını tüm detaylarıyla anlatıyor. Kitabın yazarı yazmayı bitirip kitabı yayıncıya teslim ediyor ve 10 gün sonra intihar ediyor. Bunu söyledikten sonra kitabın gerçekçiliğinden bahsetmenin anlamı kaldı mı bilmiyorum. "Uyuyan Adam gibi," denmişti, maalesef bu yoruma çok fazla katılmıyorum ama okuduktan sonra etkisinden bir süre çıkamayacağınız kesin.

Anansi Çocukları - Neil Gaiman

Şişko Charlie ölen babasının aslında bir tanrı olduğunu ve kendisinin bir kardeşi olduğunu öğrenir. Eğlence başlar!

Kısa bir sürede ve keyifle okuduğum Anansi Çocukları en sevdiğim Neil Gaiman romanı oldu. 2015'te Amerikan Tanrıları okunacak diye umuyorum.

Canım Aliye, Ruhum Filiz - Sabahattin Ali 5/5

Özel yazışmaların kitaplaştırılmasına tepki gösterenleri kesinlikle anlıyorum. Hak verdiğim noktalar da çok. Ama kafamda çok özel yere koyduğum, yüce kabul ettiğim insanların normal hayatlarını, sıradan günlerini, "insan" hallerini okuma fırsatı elime geçtiğinde geri çeviremiyorum. Sabahattin Ali güzel bir adam, çok güzel bir aşık, çok güzel bir baba. Aşık olan, özleyen, heyecanlanan, çabalayan Sabahattin Ali'yi tanıyınca yazar olan Sabahattin Ali'yi biraz daha sevdim...

Harikalar Odası - Georges Perec 4/5

Georges Perec sözcüklerle oynarken çok eğlenen deli bir adam. Harikalar Odası'nı olanca ciddiyetimle okudum, son sayfada kendimi kahkahalarla güler halde buldum. Bunun üzerine biraz da deliliğimizin şerefine güldüm tabii!
Okunacak az şey kaldı. Yazdıkları bitmek üzere, hakkında yazılmışlar da git gide azalıyor. Keşke daha çok yaşasaymışsın...

Yalnız Seni Arıyorum - Orhan Veli 5/5

Orhan Veli, elime kitabını alıp baştan sona okuduğum ilk şairdi. O yüzden mi bilmem ama yeri hep ayrıdır. Özel yazışmalar hakkında Sabahattin Ali'de yazdıklarımı tekrar etmeyeceğim. Hayalimde Orhan Veli hep neşeli ve kaygısız bir adamdı, tam da bu nedenle bu kitabı okurken çok zorlandım galiba. Kaç yerde gözlerim doldu, kaç mektubu içim acıdı da bitiremedim hatırlamıyorum. Şu an  bahsetmeye çalışırken bile kötü oluyorum. Parası olmadığı için sevdiği kadına gönderemediği mektuplar, yaşadığı onca zorluk, ölümü... İyi hissettiğim anlarda aklımdan geçen dizeleri vardı, galiba bu kitaptan sonra işler daha farklı olacak.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar 5/5

Bazı kitapları "okumayı sevdiğini söyleyen herkes" okumalı demiştik di mi?

Gidiyorum bu - Ah Muhsin Ünlü 4/5

Her yıl en az 1 kez okunacak. En çok kaç olur bilemem. 

Bitmemiş Öyküler - Tolkien 5/5

Yılın açılışını da kapanışını da Tolkien kitabıyla yaptım. :)

İlk kez Tolkien okuyacaksanız çok yanlış bir tercih olur tabii ki ama "Ben bu adamı seviyorum!" diyenlerdenseniz bu kitabı okumadan ölmeyin.

18 Aralık 2014 Perşembe

One Last Time

Hobbit'i okumamış olanlar için spoiler var, gerisi için endişelenecek bir şey yok. Film hakkında bir yazı da olmayacak bu. Hissettiğim şeyleri anlatacağım kısaca.

86'da doğdum, 89'da okumayı öğrendim, 90'dan beri sürekli kitap okuyorum. Bu durum sizi ilk başta ilginç bir çocuk yapıyor. İstemediğiniz şeyleri yapma karşılığında talep ettiğiniz rüşvetin yeni bir masal kitabı olması oyuncak isteklerine alışmış yetişkinlere komik gelebiliyor. Ders aralarında düz çizgilerle sayfasını doldurma işini bitirmeye çalışan arkadaşınıza yüksek sesle kitap okurken bir anda çevrenize tüm sınıfın toplanmasıyla 7 yaşında bir masalcı teyzeye dönüşebiliyorsunuz. Öğretmen sınıfa girdiğinde geveze bir sınıf arkadaşınızın "Örtmeniiiim, Selin okuyabiliyoooo!" diye bağırmasıyla işler daha komik bir hal alabiliyor. 

Biraz daha büyüyünce sıkıcı arkadaş oluyorsunuz, çünkü son sayfalarını okumakta olduğunuz kitaptan ayrılmak istemediğinizden dedikodu yapmak için arkadaşınız aradığında telefonu açmıyorsunuz ya da boş derste sınıfın diğer tarafında süren eğlenceye katılmak yerine Dostoyevski'nin dünyasında olmayı seçiyorsunuz.

Dedikodu/eğlence bir yandayken diğer tarafta okumayı seçmekten bahsedişim karşıdakileri sığ insanlar olarak görmek gibi anlaşılmasın. Söz konusu olan şey tercihtir sadece. Herkesin vaktini farklı şekillerde geçirmeyi seçmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Kitap okumayı seçenlerin sıkıcı bulunduğu zamanlardan birinde bir film izlemiştim. Sonra bir kitap okudum, sonra başka bir kitap, sonra başka bir kitap... Ardından 5 film daha. "Bir kitap okudum, hayatım değişti," demeyeceğim tabii. :) Yıl içinde okuduğu toplam 5 kitaptan en az ikisiyle hayatı değişen, 1 ay sonra kitabın neden bahsettiğini bile hatırlamayan insanlarla dolu internet alemi. Bu yazı öyle bir hikâyeyi anlatmıyor. :)

Çok fazla iyi kitap karşıma çıktı içinde bulunduğumuz güne dek. Şanslıydım belki ya da meraklıydım ve onlar da aramayı bilenlerin karşısına çıkmayı seviyorlardı. O kitaplar iyi/kötü bir şekilde etkilediler beni, bir şeyler öğrettiler, bir şeyler kattılar. Bu paragrafta anlatmaya çalıştığım şeyi Enis Batur Kitap Evi'nde anlatmıştı aslında. Oradan alıntı yapıp sonra devam edeyim:

"Bugüne dek, ne yazdığım kitapların ya da onlardan birinin, ne de okuduklarımın ya da onlardan birinin insanın yaşamını değiştirebileceğine inandım. İlki için kişioğlunun kibirle alıklığı, ikincisi içinse inançla alıklığı buluşturması yeterlidir. Bir avuç kitabın başımı döndürdüğünü, bir avuç kitabın başımı başka yöne döndürdüğünü söyleyebilirim. Dönerek okuduğum, yakamı bırakmamış kitapları kıdemli dostluk ilişkilerimle bir tuttum. Bütün kitaplardan öğrendiğimi, bazılarından daha derin şeyler öğrendiğimi her vakit dile getirdim. Gene de, milyonlarca sayfayı farklı amaçlarla, en azından her durumda birbirleriyle örtüşmeyen amaçlarla katederken bulduklarımı soracak olsalar, bilemem; bildiğim, bir satırdan ötekine giderken hep aramış olduğumdur - arayışın kuşların ötmeleri kadar anlamı öteleyen, bir başka varoluş biçimine dönüşmüş bir akıntı türü olduğunu gecikmeden kavradım. Bir de, genç sayılacak bir yaşta, yazmanın ve okumanın bir 'kurtuluş' olmadığını sezmiş olmakla övünürüm: İnsanın inanmasında bir gariplik görmem, buna karşılık, inandığına inanıyorsa, işte o açmazdan çıkışın yolu yoktur."

Ben "Bir yazar tanıdım, hayatım değişti," de demeyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve onun kurguladığı dünyada muhteşem dostlar edindim," diyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve onun dünyasında gerçek dünyada bulamadığım pek çok şeyi buldum," diyeceğim. "Bir yazar tanıdım ve o yazar hem başımı döndürdü hem de başımı başka yöne döndürdü," diyeceğim. Ve diyeceğim ki: "Bir yazar tanıdım ve o yazar ileriye bakmayı ama tam zamanında geriye dönebilmek için arkaya da bakmayı öğretti." (Meraklısına not: Hobbit'in beyaz kapaklı Türkçe baskısı sayfa: 67 ya da ilk filmin ilk yarısında herhangi bir dakika. Kitabı açıp baktım ama filme bakmaya kalkarsam hepsini izlemeden kapatamayacağımı bildiğim için bakamadım. İkisinden birine bakmaya gerek duymadan Gandalf ve Thorin'in konuşmasını hatırlayanlar candır bu arada.)

17 Aralık, yani dün, son ziyaret günümüzdü. Elbette bu gerçek anlamda bir son değil, her hafta sinemaya gidip filmi ezberleyene kadar izleyeceğimi, daha sonrasında bulduğum her fırsatta Orta Dünya maratonları yapacağımı biliyoruz ama şimdilik son yeni filmimizdi ya; sağı solu yumruklayarak, bir şeyleri kırıp dökerek, bağırarak ağlama isteği duymadan edemiyorum. 

(İlk cümlede kitabı okumuş ama filmi izlememiş olanlar için minik bir spoiler var, önemsiz ama spoiler yine de. Söylemedi deme.)

Nefret edilesi aşk üçgeni, sinirimi tepeme çıkaran Tauriel karakteri, kısa kesilen Beorn bölümü, gereğinden fazla uzatılan Göl kasabası bölümü, bu hikâyede yeri olmayan Legolas, ölümüne kitaptakinden çok farklı bir anlam yüklenen Kili ve daha başka şeyler yüzünden duyduğum kızgınlık geçecek mi? Geçmeyecek. LOTR üçlemesinde kesilen önemli yerler ve filmde yer bulamayan karakterler yüzünden duyduğum kızgınlık bunca senede geçmediğine göre bu da geçmeyecek. Ama Peter Jackson'a ömrüm boyunca minnet duyacağım gerçeği de var diğer yanda. Başka bir yönetmen filmleri şu an olduğundan çok daha güzel yapabilir miydi bilmem ama Orta Dünya'dan bahsederken heyecanlanan, "son" derken sesi titreyen adamın bu filmleri bize getiren adam olmasından son derece memnunum. Yaşayan muhtemelen en büyük Tolkien hayranı Christopher Lee'nin hem kameranın önünde hem de senaryonun oluşturulma sürecinde bulunmasından memnunum. Kitapları her yıl tekrar okuyan bir adamdan söz ediyoruz şurada. :) (Tolkien'la bizzat tanışmış olması da ayrı tabii...)

Ömrüm oldukça tekrar okuyacağım kitaplar bırakmıştı bir adam ardında, bir başkası tekrar tekrar izleyeceğim filmler yaptı. Bu dünya çekilmez bir hal aldığında sığınabileceğim bambaşka bir dünyanın kapılarını açtılar. Bu bir kaçış/kurtuluş değil, farkındayım ama zor zamanlarda akıl sağlığını koruma konusunda çok yardımcı olduğunu inkâr edemem.

Karakterlerimizin tam anlamıyla oturmaya başladığı yıllarda Aragorn'u, Eowyn'i, Frodo'yu, Bilbo'yu, Gandalf'ı, Galadriel'i, Faramir'i, Samwise'ı, Thorin'i tanımasaydım ve o kitapları tekrar tekrar okuyup filmleri ezberleyene kadar izlemeseydim bugün başka bir Selin olacaktım. Başka kitaplardan etkilenecektim, başka dünyalar sevecektim, başka karakterler için deli olacaktım orası kesin ama hayat hikâyemin bu versiyonunu o kadar çok seviyorum ki diğer türlüsünde hep bir şeyler eksik kalacakmış gibi geliyor. 

2. filmden kızgın ayrılmıştım, içimden hiçbir şey yazmak gelmemişti. Bu kez salondan ayrılırken tek üzüntüm "son" olmasıydı. Ben bu tür işlerde hayranların yorumlarını daha çok önemsiyorum. Kitabı seven birinin söyleyeceği üç cümle, kitabı okumamış muhteşem bir sinema eleştirmeninin yazacağı 5 sayfalık değerlendirmeden daha önemli benim için, çünkü bunları sadece film olarak görmüyorum. Örneğin ikinci film sinema tarihinde yapılmış en iyi film olsa yine çok kızardım. Tolkien'ın hikâyeye dahil ettiği şeyleri gerektiğinde çıkarırsın, anlamaya çalışırım ama 9 saatte Beorn'a 3 dakikayı fazla görüp Tauriel-Legolas-Kili hikâyesine yarım saat ayırır, bir de üstüne çıkıp "Hikâye eksikti, biz tamamladık, böyle daha güzel oldu," deme densizliğini gösterirsen kızarım. (Yazar kadrosundan bir teyze dedi bunu.)

Orta Dünya'yı tanıyan, bilen ve benim kadar seven Hobbit kardeşlerim geçer not verdiğine göre bu film olmuştur arkadaşlar. Dağılabiliriz.

Beklerken fotoğraf çektim durdum. Bakmak istersen: http://instagram.com/slnsaracoglu/