22 Haziran 2015 Pazartesi

Bahar Okuma Şenliği - 2015


Şenlik bitti. :) Durum şöyle:

1. kategori: Yaşar Kemal'den bir kitap.

Yaşar Kemal - Baldaki Tuz - 432 s. - YKY.

2. kategori: Bir çizgi roman veya foto roman.

Alan Moore - From Hell - 576 s. - Roundabout Comics.

3. kategori: Bir iki kitabını okuyup külliyatını okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir yazardan bir kitap.


4. kategori: 1001 kitap listesinden bir kitap.


5. kategori: Mizahi türde, eğlenceli bir kitap.


6. kategori: Yasaklanmış bir kitap.

Bret Easton Ellis - Amerikan Sapığı - 522 s. - İthaki. (Çev: Fatih Özgüven)

7. kategori: Daha önce okuduğunuz bir kitapta bahsi geçtiği için merak edip okumak istediğiniz bir kitap.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Mahur Beste - 162 s. - Dergâh.

8. kategori: İsminde bahar mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların bahar mevsiminde geçtiği bir kitap.

Memduh Şevket Esendal - Bir Kucak Çiçek - 206 s. - Bilgi Yay.

9. kategori: Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.

Scott Lynch - Locke Lamora'nın Yalanları - 581 s. - İthaki. (Çev: Cihan Karamancı)

(Patrick Rothfuss tavsiyesiyle...)

10. kategori: Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.

Andy Weir - Marslı - 415 s. - İthaki. (Çev: Emre Aygün) 

 11. kategori: Bir öykü kitabı.

Cunda Öyküleri - 188 s. - Yitik Ülke.

12. kategori: Sizinle aynı ay doğmuş bir yazar veya şairden bir kitap.

Haruki Murakami - 1Q84 - 1256 s. - Doğan Kitap. (Çev: Hüseyin Can Erkin)

13. kategori: Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
14. kategori: Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış kadın bir yazardan bir kitap.

Elfriede Jelinek - Piyanist - 296 s. - Notos. (Çev: Süheyla Kaya)

15. kategori: Biyografi/otobiyografi/anı türünde bir kitap.
16. kategori: Bir savaş romanı.
17. kategori: Çok uzun süredir okumaya niyetlenip okumayı sürekli ertelediğiniz bir kitap.

Georges Perec - Paralı Asker - 164 s. - Sel. (Çev: Esra Özdoğan)

18. kategori: Dünya edebiyatından üç kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Uzak Doğu,biri Balkan edebiyatından olmalı.
Latin Amerika: 
Carlos Maria Dominguez - Kâğıt Ev - 89 s. - Jaguar. (Çev: Seda Ersavcı)

Uzakdoğu:
Yoko Ogawa - The Housekeeper and The Professor - 180 s. - Picador.

Balkan:
Ivo Andric - Drina Köprüsü - 347 s. - Altın Kitaplar. (Çev: Hasan Ali Ediz - Nuriye Müstakimoğlu)

19. kategori: Aynı yazardan 3 kitap.
Nova Üçlemesi - William S. Burroughs - Sel Yay. (Çev: Süha Sertabiboğlu)

Yumuşak Makine - 140 s.
Patlamış Bilet - 183 s.
Nova Ekspresi - 131 s.


20. kategori: Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap.
Türk/Kadın:
Aslı Erdoğan - Kırmızı Pelerinli Kent - 168 s. - İş Bankası Yay.
Türk/Erkek:
Levent Şentürk - İşaretname ve İntermezzo - 296 s.- YKY.

Yabancı/Kadın:
George Eliot (Mary Anne Evans) - Silas Marner - 248 s. - Can Yay. (Çev: Cem Alpan)
Yabancı/Erkek:
Wilhelm Genazino - O Gün İçin Bir Şemsiye - 159 s. - Jaguar. (Çev: Çağlar Tanyeri)

21. kategori: Karakterlerin bulundukları kitaba isim verdikleri dört kitap.

Dickens - Oliver Twist - 547 s. - Can Yay. (Çev: Nihal Yeğinobalı)

Emile Zola - Thérèse Raquin - 247 s. - Engin Yay. (Çev: Adnan Cemgil)

Virginia Woolf - Mrs. Dalloway - 208 s. - Kırmızı Kedi. (Çev: İlknur Özdemir)

Thomas Hardy - Tess - 599 s. - İnkılap.

22. kategori: Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

-İstanbul-

Aydın Boysan - Nereye Gitti İstanbul? - 194 s. - YKY.

Ahmet Ümit - İstanbul Hatırası - 685 s. - Everest.

Murat Belge - İstanbul Gezi Rehberi - 423 s.

Baki Can Ediboğlu - Karaköy'de Gün Batımı - 207 s. - Alfa.

Toplam 35 kitap: 350 puan
Toplam sayfa sayısı: 11.508 (+115 puan)
18. kategori tamamlandığı için +20
19. kategori tamamlandığı için +30
20. kategori tamamlandığı için +20
21. kategori tamamlandığı için +40
22. kategori tamamlandığı için +40

Toplam puan: 615

Kitaplara verdiğim puanlar şuradan görülebilir: http://www.goodreads.com/sLnnn

Yorumlar yine yıl sonuna kalacak galiba. :)







16 Haziran 2015 Salı

Kısacık-47


* Selam, ben geldim!

* Darcy olmadı, en azından şu kupadan bir tane olsaydı...

* "Kendini sevmeyi öğren, çünkü başka kimse seni sevmeyecek," dedi, kitap biteli günler oldu, hâlâ düşünüyorum. (Aslı Erdoğan-Kırmızı Pelerinli Kent)

* Zamanla her şey geçiyormuş. (Belki her şey değil ama pek çok şey işte...) Geçiyormuş yahu! Çok acayip değil mi? Çok da güzel bir sistem bence, sevdim bu işi.

* Büyük konuştuğum ya da kınadığım her şeyi yaptıysam ve gerekli cezayı tamamladıysam artık normal hayatımı yaşamaya başlayabilir miyim lütfen?

* Alanınızda üstat kabul edilen insanlara karşı konuşmanın heyecanını, o alanda sizin yaşınızdan fazla bir zaman dilimini araştırmacı olarak geçirmiş kişilerin "Bugün senden çok güzel şeyler öğrendik," demesi karşısında yolun başında bir insan evladı olarak duyduğum mutluluğu anlatacağım bir yazı yazmak istiyorum ama yazamadım daha. Şu cümleyi yazarken bile heyecanlandım.

* Sabahattin Ali'nin, Marquez'in, Kafka'nın çok satanlar raflarından inmediği bir zamanda yaşıyoruz, çok acayip. Çok satsınlar tabii ama insan şaşırıyor işte. Kitap okumanın moda olmasından sonra en çok şaşırdığım şeylerden biri bu.

* "Okuma huzuru" ifadesini kullanmayın demiyorum, kullanın tabii ama Otomatik Portakal, Kırmızı Pazartesi, 1984 gibi şeyler okurken huzurdan bahsediyorsan orada bir sıkıntı var gibi geliyor. Okuduğunuz her şey size huzur veremez, vermemeli de zaten. Bazıları rahatsız etmeli. Rahatsız etmesi gereken kitapta huzur buluyorsan okuduğunu yanlış yorumluyor olabilirsin sevgili dostum.

* Eva, Mandariinid, Kingsman, Rosewater, A Girl Walks Home Alone at Night, Omoide no Mânî ve Relatos Salvajes'i izleyin. 50 Shades of Grey'i izlemeyin. (Ben söylemesem izleyecektiniz de sanki ahaha.)

* Bunca yıllık Johnny Depp hayranıyım, şuralara kendisi yazdığım "aşklı" yazılar hâlâ duruyor ve ben Mortdecai'ı bitiremedim. Bu bir ilk! En kötü filmlerini dahi bir şekilde izlemiştim ama bu bitmedi. Üstelik Ewan McGregor bile var filmde. Poff. Bir kişi de çıkıp "Arkadaşlar biz ne yapıyoruz böyle?" dememiş sanırım.

* Elinizde bir kitap gördüğünde sanki siz kendisine fikrini sormuşsunuz gibi "Kötü..." diyen, sonra da "Yani ben okumadım ama bir arkadaştan öyle duydum," diyen insana ne yapsak?

* İnternette okuduğu hikâyeleri başından geçmiş gibi anlatan insan, hakkında yazılmış bir yorumu okuduktan sonra bir filmi izlemiş/bir kitabı okumuş/bir oyunu görmüş gibi davranan insan, bir ortamda bir şeyden bahsedilirken "Aaa ona ben de bayılırım, en sevdiğim..." gibi ifadelerle konuşmaya dalan ama nasıl oluyorsa o şeye dair en temel noktaları dahi bilmeyen insan... İşte bunlar hep gereksiz insanlar.

* Çikolata sevmeyen insanı bile anlayabiliyorum bir şekilde ama "Ben sinemayı/okumayı/doğayı/hayvanları sevmiyorum," diyen insanı, daha doğrusu bu insanın bu cümleyi kurarken gurur duyulacak bir iş yapıyormuş gibi bir havaya girmesini anlamıyorum. Facebook ve televizyon varken değerli vaktinizi böyle önemsiz şeylere ayırmamak ya da bunlar için harcayacağınız sevgiyi doğrudan kendinize yöneltmek daha iyi tabii, haklısınız.

* Çikolata sevmeyen insanı anlıyorum dedim ama bu hareketini doğru bulduğumu söylemedim. Çikolata bu yahu! :))

* İki ayrı Jane Austen uyarlamasının başrolüne Jonny Lee Miller'ı koymuşsunuz, Selin'in kalbi buna nasıl dayanır? İzlemeye korkuyorum.

* Yoksa hâlâ Black Mirror'ı izlemediniz mi? İzlediyseniz ardından Utopia ile devam ediniz. Alakası yok ama ardından Mozart in the Jungle izleyip Gael Garcia Bernal'i biraz daha seviniz.

* Hayattaki güzel şeyler sanki Instagram'dan sonra var olmuş gibi davranan bir insan grubu var. Küçük bir grup da olsa yaşam enerjimi tüketiyorlar gibi geliyor bazen. :) Dostoyevski (ya da belki en doğru örnek Kafka olur!) Instagram'dan önce de vardı, biz 15 yıl önce de okuyorduk kendisini. Biz buralarda yokken de okunuyordu. Tamam, keşfettiğin için sevin ama herkes seninle birlikte keşfetmiş gibi davranma yahu. Biz yokken de tiyatro vardı mesela, o zaman da insanlar Shakespeare'i tanıyordu. O zaman da kahve içmek keyifliydi. O zaman da aşık oluyorduk. Sevdiğimiz adamın/kadının binlerce fotoğrafını insanların gözüne sokmak değildi aşkın tanımı. Zaten bugün de değil!

* Bir de 14 yaşından kurtulamayanlar var. Herhangi bir yerde 3 paylaşımını beğendiğinizde mesajlar yağdırmaya başlıyorlar. Sana aşık olduğum için paylaştıklarını beğeniyorum, evet.

* Yine "spoiler" diye diye beynimizi yedikleri günlerden geçiyoruz. Güncel problem üzerinden gidelim: Game of Thrones. Ben bölüm çıktığı an izlemeyi tercih ediyorum. Altyazı bekleyen izleyici öğlen yanılmıyorsam 12 civarı cnbc-e'nin sayfasından izleyebiliyor. Akşam da tv yayını var. Ben kendimce tv yayını tamamlanana kadar spoiler içerme ihtimali olan şeyler paylaşmaktan kaçınıyorum. İnsanların iş saati uygun olmayabilir, interneti kotalı olduğundan tv'yi beklemesi gerekebilir vs. vs. Çevremdekilerin de çoğunlukla bunu yaptığını görüyorum. Ama sorun burada bitmiyor. Biri sezonu topluca izleyecek diye başkalarına kızıyor, öteki dizi bittiğinde başlamayı düşündüğü için kızıyor! Bitişinin üzerinden neredeyse 10 yıl geçen bir dizinin önemsiz bir bölümünden bir kare paylaştığımda "Spoiler verme!" diyen arkadaşım vardı mesela. Eee? "Siyaset yazıp durma!", "Amma çok spor yazıyorsun!", "Bütün gün kitap paylaşıyorsun!" diye beynimizi yiyen insanlardan ne farkınız kaldı şimdi? Adamın birinin elinde güç var, beğenmediği tweetimizi sildiriyor ya hani. Sende de böyle bir güç olsa aynısını mı yapacaksın mesela? "Bugün konuyla ilgili herhangi bir şey yazma/paylaşma, yarın da paylaşma, sonraki gün de paylaşma, benim izlememi bekle." Peki. Bölümün yayınlandığı gün en önemli karelerin hiçbir uyarı yapılmaksızın paylaşılmasına ben de son derece gıcık oluyorum ama "Ben izlemedim, dolayısıyla ben izleyene kadar hiçbirinizin bundan söz etmesine izin vermiyorum!" dedikten sonra bir durun düşünün, çok rica ediyorum. İlgili kişi sizi sinir ediyorsa takip etmeyi bırakın yahu, çok mu zor?

* Ben yine bölüm bittiğinde "Şu öldü, ötekinin başına şu geldi," gibi şeyler yazmadım tabii. Erkenden paylaşanlara kızılmasını da haklı buldum ama geçmiş tecrübelerimizden hareketle bu "Spoiler verme!" muhabbetinin aylarca süreceğini bildiğim için isyan ediyorum yine. :) (Benim söz ettiğim örnek dizinin bitişinden neredeyse 10 yıl sonrasıydı dedim ya... Diziler hakkında konuşulmasını tamamen yasaklayalım isterseniz.)

* Bak şimdi son sezon hakkında bir şeyler yazacağım, bol bol da spoiler olacak içinde:


***

*spoiler*


Dizinin son karesi Ejderhaların Dansı'nın da sondan bir önceki bölümüydü. Yani ileride ilgili kişilerin geri gelip gelmeyeceğiyle ilgili bilgisi olan birkaç kişi var şu an: George R. R. Martin ve diziyi yapan birkaç kişi. "Stannis'i öldürdüm," diyen mektubu ben kitapta çok da inandırıcı bulmamıştım ama Brienne'i kılıcı indirirken görmek işleri değiştirdi tabii ki. Bir de Stannis'in normalde Castle Black'te bırakıp gittiği Melisandre'yi dizide yanında götürmesi, sonra ablamızın dönüşünün gözümüze sokulması hadisesi var. Ablamızın karanlık tarafları herkesin malumu... Ölülerin geri getirilmesi de ASOIAF evreninde çok tuhaf bir durum değil. Diğer tarafta da "warg" ihtimali duruyor. Kitapta son zamanlarda bu durumdan öyle çok söz edilmişti ki ben bu sayede ölmeyeceğini tahmin ediyordum. Açıkçası ben bunları birleştirince Jon için minik bir umut görüyorum. Belki de görmek istiyorum demeliyim. Bugün bazı yerlerde benzer teoriler üretildiğini de gördüm. Birkaç hafta önce George R. R. Martin'in "Gandalf öldü sanmıştık, sonra geri gelince ne şahane olmuştu di mi?!" diye 12 yaş anılarını anlatmasının bir sebebi vardır belki. :)

* Biz kitapsever insanlar "Uyarlama yapılırken hiçbir şey değiştirilmesin!" demiyoruz. "Hikayenin ruhuna zarar verilmesin," diyoruz. Peter Jackson karakter eklesin tabii ama böyle bir hikayeye hiç yakışmayan bir aşk üçgeni eklemesin. Aşk üçgeninin ortasına da korkunç performansıyla hepimize acı çektiren Evangeline Lilly'i koymasın. GoT konusunda da aynı şey geçerli. Dizinin dinamikleri çok farklı, anladık bu kısmı. Barristan'ı zamanı gelmeden öldürmek istedin, öldür. Tyrion'ı erkenden Dany'ye ulaştırmak istedin, ona da tamam. "Siz heyecanla bekliyorsunuz ama Lady Stoneheart'ı getirmeyeceğim," dedin, ona da peki dedik. Ama Stannis'in hikâyesine eklediğin bu trajik detaya gerek var mıydı? Peki Sansa? Kızcağız güzel güzel kendi yolunda ilerlemeye başlamışken "Diziye başka karakter eklemek istemiyoruz," diyerek Jeyne Poole'un trajedisini neden Sansa'ya yaşatıyorsun? Akıllara tek şey geliyor: Zoraki evlilikler, şiddet gören kadın karakterler ve ilk sezondan beri bildiğimiz kadın karakterlerin tecavüz sahneleri daha çok ilgi çekiyor! Kadın karakterlerin gelişiminin olmazsa olmazı değil bu detaylar. Olmamalı!

* George R. R. Martin ya Daenerys'i çok seviyor ve herkesin başına bin türlü musibet gelirken ona hep içinden bir şekilde sıyrılacağı belalar veriyor ya da "Herkes onu tahtta görmeyi istesin, güçlü görünsün, çok sevsinler, sonra öyle bir öldüreyim ki herkes kahrolsun!" diyor. Umarım ikincisidir. Çünkü ben Dany'den feci halde bıktım ve bence onun tahta ulaşmasıyla bu seriyi bitirmek büyük bir hata olur.